Sanat Haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanat Haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2015 Pazar

Deniz Tunç Tasarım, 15. yılında muhteşem "Devim" Koleksiyonunu lanse etti..


Tasarımcı Deniz Tunç’un kendi stilini yaratıp onunla anılmak istediği tasarım yolculuğu 2000 yılında Nişantaşı Güzelbahçe Sokak’taki showroom’unda başladı. Çintemani deseninden yola çıkarak tasarladığı “Hilal” aplik ve “Sabır” paravan çok beğeni topladı. 2004’te lanse ettiği “Saltanat Yansımaları” koleksiyonu ”Neo Ottoman” stilinin Deniz Tunç adıyla anılmaya başlamasına neden oldu.

“Devim” sehpa üstü lamba. Gümüş varak metal ayak
yüksekliği 75 cm. kumaş şapka çapı 45 cm.
2005’te “Sadabad”, 2006’da alemlerle gökyüzünü, su damlacıklarıyla Boğaz’ın sularını andıran “İstanbul”, 2007’de yılın ışık tasarımcısı ödülünü kazandıran “Şehzade” tasarımları doğdu. 2009’da “Döngü” ve 2011’de “Asimetrik Simetri” koleksiyonları ile o güne kadar üstünde çalıştığı desenleri sadeleştirmeye başladı.

2010’da Abdi İpekçi Caddesindeki yeni yerine taşındı. Büyüyordu. Tasarımlarına gösterilen ilgi ülke sınırlarını aştı. Londra, Viyana, Dubai, Moskova, Cidde, Bahreyn, Kuveyt’ten müşterileri olan tasarımcı 2011’den beri Osmanlı ve Selçuklu motiflerinden uzaklaşmaya başladı. Daha yalın çizgiler, yeni dokular ve kendi yarattığı yeni motiflere yöneldi ..

Tasarladığı mekan, ışık ve mobilyalarda eskinin kokusunu alabilir, stilini oluşturan kültürel izleri farkedebilirsiniz; Deniz Tunç tasarımları, özgünlüğü ve bireyselliği öne çıkaran günümüz form ve dokularına sahip sanat objeleri olarak algılanmaktalar..

2013’te “Petek” , “Dalga” “Kaldera” serileri, 2014’te “Neo Dizilimler” ve 2015’te “Amorf” ve “Devim” koleksiyonlarını lanse etti. Son koleksiyonu “Devim”, tasarımcının 15 yıllık başarılı serüvenini çok iyi anlatıyor: Evrende doğan, gelişen ve sonlanan her şey devim halindedir; önce çoğalır, sonra sıçrayarak nitelik değiştirir.  


Antik Çağ düşünürlerine göre cisimler birbirlerini bilardo topları gibi çarpma yoluyla hareketlendirmektedir. İlk fiske vurulduktan sonra bu hareket sürüp gitmiştir. Filozof Anaxagoras ilk fiskeyi vurana“Nous”, filozof Aristoteles ise “Devinmeyen Devindirici” adını vermiştir.

“Devim”in yarattığı sürekli değişim ve gelişim, yeni oluşumların yolunu açarken DenizTunç’un son koleksiyonundaki çizgiler de bu sürekli hareket ve ilerlemeye vurgu yapıyor. Kelebeğin kanat çırpışını, gezegenlerin yörüngesini, titreşen molekülleri görebiliyorsunuz tasarımlarında…

  

“Quantum” ceiling light, diameter 110cm, height 120cm.“Kuantum” avize. Çapı 110 cm., yüksekliği 120 cm.



2015 Winter collection of DenizTunc Design 
celebrating her 15th Anniversary

“Kinesis”

As continuous movement “Kinesis” is the name of the last collection of DenizTunc and it is like a reference to her 15 year old design travel…

“Kinesis” indicates motion on the one side and growth and progress on the other side. Everything born, grown and ending in universe is in continuous “Kinesis”; it reproduces and then it changes its property by spattering.

For ancient age philosophers, matters quicken by beating each other like billiard balls. Beginning from the First Touch, this motion has been continuing. Philosophe Anaxagoras called the first touch as “Nous” and Philosophe Aristoteles called the same as “Unmoved Mover”.

As the continuous change and improvement created by the “Kinesis” opens the road to new formations, the lines of the last collection of DenizTunc emphasize this continuous motion and progress. One can see the flapping wings of butterfly, the orbits of planets, the vibrating molecules on her designs… 


Deniz Tunc is known with her lighting, furniture and interior designs. Interior and object designs with her signature decorate since 15 years the luxury office, residence, hotel, restaurant and clubs in various cities throughout the globe like Istanbul, Moscow, London, Dubai, Riyadh, Abu Dhabi, Algiers, Athens, Vienna, Kuwait, Jeddah…

She graduated from the Stage and Costume Design Department of Mimar Sinan University. She designed stage and costume for advertisement and movie films. She designed leather product collections for various brands. She then started to design interior and decoration goods – especially lighting.

She opened her first showroom in the fashion and design district of Istanbul called Nisantasi in 2000. Being inspired from the eastern mysticism and Ottoman grandness, her first collections name was “Neo-Ottoman”. Her Lights which she called Crescent, Chintemani, Sadabad, Istanbul became famous and took their places in elegant and unique interiors since then as Deniz Tunc classics.


“Orbit” ceiling light, diameter 100cm, height 85cm 
“Yörünge” avize. Çapı 100 cm., yüksekliği 85 cm.
Deniz Tunc realised her designs in metal and wood workshops she founded working with the skillful hands of master of domain craftsmen coming from traditional hand workmanship.

The orientalist taste of  Deniz Tunc signed designs went over the country borders and took their places in interiors like Dubai ZabeelSaray Hotel, UAE Ankara Embassy Residence, London Kazan Restaurant, Moscow Rixos Hotel Spa, Turkey Astana Embassy, Abu Dhabi Saadiyet Beach Ressort, Chicago Park Hyatt Hotel, Libya Tripoli Hotel, Dubai Beach Palace Hotel, Qatar Al Wajba Hotel etc.

Being inspired from her past, culture, eastern objects, structures and ornaments she created various designs and spread to the modern world, which are all art objects in the taste of statutes and took their places in unique interiors.

The designer delivers her story telling and soul giving “modern” works to the last user by using a wide range of architects as her solution partners. One of her most appreciated properties is her ability to create new forms attracting attention with their spontaneity and uniqueness.

In 2010, she moved to a larger showroom. In this 200sqm showroom on Abdi Ipekci Street of Nisantasi, she currently celebrates her 15th anniversary.

Without giving up her passion for metal, she also uses wood, glass, leather and fabrics. She points out that within years her search for new forms and textures brought her to more simplified designs. This attitude of Deniz Tunc is reflected on her 2015 collections of “Amorph” and “Kinesis”.

10 Ekim 2015 Cumartesi

Heroine Sergisi kadına mağdur değil, mağrur yönünden bakıyor..


Esra Kizir Gökçen'in "Sessizce"si..
Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği’nin düzenlediği “Heroine/Kadın Kahraman” adlı karma sergi, Saint Joseph Lisesi Sergi Salonu’nda  8 – 30 Ekim arasında açılıyor. Sergide 14 sanatçının -resim, heykel ya da fotoğraf- 26 eseri yer alıyor: 

Burçin Erdi,  
Emine Akbucak,  
Esra Kizir Gökçen,  
Evren Gül,  
Hakan Bayer, 
Kerem Ağralı, 
Lütfiye Kösten, 
Mert Özgen, 
Münevver Cillov, 
Saghar Daeiri,  
Serhat Koçak,  
Serpil Aslan,  
Seydi Murat Koç, 
Zehra Ferda Bigat.


Yedi yıl önce Moda’da, Jülide Bigat ve arkadaşları (içlerinde ben de varım) tarafından kurulan Lokomotif’in bu yıl 5.sini gerçekleştirdiği sergisinin adı “Heroine”.. 

Gidilip görülmesi gereken bir sergi.. 






Heroine (du 8 au 30 Octobre 2015)

Cette exposition qui regroupe peintures, photographies et sculptures de 14 artistes
est présentée par l'association culturelle Lokomotif:

Burçin Erdi, Emine Akbucak, Esra Kizir Gökçen, Evren Gül,
Hakan Bayer, Kerem Ağralı, Lütfiye Kösten, Mert Özgen, Münevver Cillov,
Saghar Daeiri, Serhat Koçak, Serpil Aslan, Seydi Murat Koç, Zehra Ferda Bigat

Basée à Moda, Lokomotif a comme ambition depuis sa création en 2008, de donner des opportunités de rencontres entre les artistes et le grand public. Expositions dans des lieux atypiques, visites d'ateliers d'artistes, festivals de rue,  Lokomotif transporte dans ses wagons artistes et amoureux des arts pour un voyage dans le monde de la création.

Avec le thème de l’héroìne, 14 artistes ont choisi de porter un regard mythologique et historique sur la femme, d’élargir la perception actuelle et sociologique du sujet afin aller à la recherche de ce qui fait la force féminine.
Chaque artiste, que ce soit au travers du trait, de la peinture, de la sculpture ou de la photographie
apporte un regard singulier et permet ainsi au dialogue de prendre place.

Pour en savoir plus sur lokomotif : www.lokomotif-art.com

Visite de l’exposition
Du lundi au vendredi : 9h-17h
Les samedis 10 et 17 octobre: 14h-18h en présence d'artistes exposants

7 Ekim 2015 Çarşamba

Azade Köker, Belki de her yerde bir felaketler müzesinin acilmasi gerekiyor; düsüncesiz ve sorumsuz dünyaya hakim olan siyaseti başka felaketlere karşı uyarmak icin.

Terkedilmiş Şehir, 2015, Kağıt/Video Enstalasyon, 40x40x90cm
Azade Köker’in "Entkettet - Çözülüş" isimli sergisi  9 Ekim 2015 -7 Ocak 2016 tarihleri arasında Elgiz Müzesi'nde gezilebilir. Sanatçının doğanın kentleşme ile tahrip edilmesine karşın bu sürece direnişi üzerinde yoğunlaştığı eserlerinden oluşan sergide, daha önce Türkiye’de sergilenmemiş karışık teknik ve kağıt çalışmaları ile yeni yaptığı mekan odaklı enstalasyonları  yer alıyor.  

Bir süreçten diğer bir sürece bağlanan koca bir zincirin halkaları bazen çözülür ve yere düşüp yığılır. Düşünceler akışını kaybeder, zaman ve mekan bağlantıları kopabilir, bütün bunlar bir son anlamına gelebilir. Ama bu son, belki de bir alışılmışa, bir ezbere olan bağımlılığın sonudur. Güzel olan her şeyin akışı ve sürekliliği de, bağımlı olmanın bütün esareti ve olumsuzluğu da bunları taşıyan zincir halkalarının gücü kadardır. Yaşam zinciri ve esaret zinciri.. Çözülüş sergisi birbirine zıt bu iki oluşumun sorgulanmasını ister.” Azade Köker, Ağustos 2015

Kağıt enstalasyon (detay)
Son serginizin öyküsü nedir?
Üçüncü doğa sergimde doğanın kontrolden çıktığını anlatmaya çalışmıştım. Şimdi bu sergimi de dünya sosyal ve toplumsal gerçekliğin artık kontrolden çıktığını düşünerek hazırladım.. Bu duruma dünya siyasetinin geçici yapay çözümlerle iyileşme aradığını düşünüyorum.

Elgiz Müzesi'nde açtığım bu son sergi bir ortopedik durumun öyküsüdür. Yani 21. yüzyıl artık nostaljik arayışların yeri olmadığı bir yüzyıl. Kentler artık bizim alıştığımız kentler değil, dostluklar eskisi gibi değil. İçimizde bir kavganın sessiz filmi var. Artık savaş sadece belli bölgelerde kurgulanmış değil, savaş ve sonuçları heryerde. Ülkelerini bırakıp gelmek zorunda olan insanların çocuklarının bakışlarında. Eskiden yalnız tv de gördüğümüz savaşları şimdi somut olarak insanların bedenlerinde her yerde içimize işleyerek görüyoruz.

Çözülüş adını verdiğim sergi bir çözüm durumunu işliyor ama konularını bu sahnelerden almıyor. Ben düşünsel bir tavırla çağımıza yaklaşıyorum. Görsel sanatlar felaketleri haber olarak vermez, Bunu basın yapıyor. Belki de her yerde bir felaketler müzesinin açılması gerekiyor; düşüncesiz ve sorumsuz dünyaya hakim olan siyaseti başka felaketlere karşı uyarmak için.

Dünya yeni bir gerçeklik yaratıyor. Artık kontrol edilemez ve güçlerin dengelenemiyeceği ve planlanamıyacak bir geleceğe doğru hızla ilerliyoruz. Alınan hatalı kararlar denizdeki dalgalar gibi katlanarak öteki nesillere ulaşacak diye korkuyorum.

Teknik ve malzemelerinizin temalarınızla bağlantıları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Teknik ve ilke tıpkı bir yük arabasının iki tekeri gibidir. Takuan Soho, "16. yy'da yaşamış zen rahibi, ressam, kaligraf, çay ustası der ki: "Yalnız tekniğin içine dalmak bizi kör yapar, sadece düşünceye takılırsak da kendimize yeniliriz." 

İdee'yi yansıtmak için sanatın kullandığı malzeme ve onun ifadesi, ses, doku, renk, form, hava, şu gibi elementler bazı kimyasal yardımcı malzemeler, aletler, atölye ve arkadaşlıklar diskürsif tartışmalar ve hatta sanatçının zaman zaman muşin hali sanatı biçimlendiren etkenlerdir.

Kanımca sanatsal düşünme, sözlü ve yazılı düşünmenin bire bir çevirisi olmamalı. Eğer bilim ve basın siyaseti etkilemekte ve onunla ikaz anlamında iletişim kurmakta eksik kalıyorsa, ya da korkular çağına girdiysek, sanat bu anlamda devreye girebiliyor ve girmeli. Ama bunun "belgeleyici" durumuna düşme tehlikesi var. Benim 3 yıl önce konu olarak ele aldığım kentler bugün savaş meydanlarına döndü. Ama konularda kentin kendisinden çok kendi hissettiğim duyguları yansıttım. Bu duygu da ölüm korkusuydu. Tekrar bu kentlere gidememek korkusuydu. Nitekim bu kentler şimdi bu durumdalar.

Sadece malzeme değil, onu kullanma teknikleri, sükunet, telaş, stres, korkular, sevinçler, beynin bazen hissettiği mutluluk duygusu, ama çoğu kez hüsran, yanlış adım atma korkusu. Bütün bunların sanat eserinin çıkışında olumlu etkileri olabilir, ama bunlara takılmayıp düşüncemizi gerçekleştirmek istediğimiz idee'den kaydırmazsak rastlantılarımızı bir zenginlik olarak karşılarsak. Son zamanlarda modern bilim ve çağdaş sanatın birbirine yaklaştığı söylemleri farklı da olsa birlikte tartışma yüzeyleri açtıklarını görüyoruz.

Sanatın günlük yaşam ve mutluluk ile ilişkisi nedir sizce?
Bir yeni projenin içine dalmak, konulara göre malzeme aramak, sanki bir araştırma seyehatindeymişcesine başka dünyanın içine girmek, herşeyi unutup kendi dünyana dalmak; zaten biraz da çocuk dünyasına giriyor gibi bir şey bu. Görülen dünya ile görülmeyen dünya (tasavvur ettiğimiz dünya) arasında gidiş dönüşlü seyehatler.

İstanbul'u beş duyunuzla tanımlamanızı istesem?
Herkes İstanbul`u seviyorum diyemez. İstanbulda doğup büyüyen büyük annesi olan bir kişi olarak bu şehrin kokusunu burnumun ucu sızlıyarak heryerde özledim. şimdiye kadar yalnız Newyork'ta "Burası İstanbul gibi kokuyor" demiştim ilk gittiğimde. Sonradan çok düşündüm bu cümleyi.

Hala İstanbul'a bu duyguyla mı bağlıyım? diye. İstanbul bir kent oldu. Sadece koklanılacak bir gül değil, üzerinde tartışılan, “Bu kent kime aittir?” sorusunun sorulduğu, sokaklarında gaz kokularının unutulmayacağı bir tarih yazan kentlilerin kenti oldu. Artık geri dönülmez. Üzerine düşüneni olmayan şehir şehir değildir. Uyuşmazlıkların hayatımızı daralttığı bir gerçek. Ama diğer bir gerçek de alışılagelmiş değişmez söylemlerin gülünçlüğünün açıkça ortaya çıkması gerçeği.

İstanbul`u beş duyuyla anlatmak artık nostaljik olurdu. İstanbul ergen oldu demek daha doğru olmazmı acaba? Yani kentlinin fırtanalı ve stresli bir bilic gelişmesi safhası. Umarız daha fazla çağa tanıklık eden sabun köpüğü balonlarıyla donanmış başka mega şehirlere dönüşmez.

İlham kaynağınız ve beslendiğiniz öğelerin zaman içinde nasıl bir değişim gösterdiğini, yaşamınızla bağlantısını anlatırmısınız?
Ben bir şehirde yaşamıyorum. Modern göçmenlik durumundayım. Üç şehirde de atölyelerim var. Hayatım 40 yıldır gidiş dönüş uçak ticketleri almakla geçti. Bu hızlı hayat ve hiç oturmiyan hareketli yaşam arkadaş çevrenizi zamanla kaybetme şanssızlığınıza dönüşüyor, ama sanatsal üretim için ideal. Hep hareket halinde olmayı seviyorum. Berlin ve İstanbul kentleri kendi içinde çok tortulu geçmişleri olan kentler. Bu kentlerin taşıdıkları olumsuz tarihten dolayı sertliklerini seviyorum. Cici cici şehirler bana göre değil. Bu şehirler değişirken ben de değişiyorum.

Çalışmalarınızın zaman içinde değişim ve gelişimini kendi gözünüzden aktarabilir misiniz?
80 li yıllarda kil toprakla başlıyan çalışmalarım, bugüne kadar; taş, ahşap, kumaş, kağıt ve bulunmuş eşya gibi başka malzemelerle farklı üç boyutlu heykel ve enstalasyonlar olarak değişik ifadeler aldılar., Buna parallel olarak fotoğraf, yazı ve video teknikleri ile yaptığım kolajlar da çalışmalarımın son 10 yılını kapsıyor.

Bütün bu çalışmaların yer aldığı yıllar içinde zaman zaman sanatçılar ve kuramcılarla sohbetlerimiz oldu. Berlin 90 li yılları bütün yargıların, kavramların değiştiği yıllar. O yıllarda gerçeklik üzerine çok daha yoğun düşünmeye başladım. Daha çok bilimcilerle beraberdim. Nesnel dünya hakkında yargılarda bulunan akademikerler düşüncelerini de değiştirmişlerdi. Herşey farklıydı. Doğu Batı Almanya sınırları kalkmış, bütün değerler değişmişti. İnsan gerçeği üzerine konuşulmaya başlanmıştı. Dünya hakkında yapılan tanımlar sanki bir anlık çekilmiş fotoğraflar gibi eskimişti.

Ezberlenen bir çok kavramın kullanılmasına bir anda eski moda denildi ve hayatın sürüp giden akışkanlığına struktürel yapısına başka kavramlar bulundu bu aktüel kavramlar ve söylemler bir moda akımı gibi herkesi, tabii sanatçıları ve sanatı da etkilemeye başladı. Olaylara, yaşama verilerle değil, sanatsal ve bireysel olarak yaklaşım başladı.

Bu yıllarda aktüel fransız felsefecilerini okuyordum. Gerçeklik üzerine çok yoğun tartışma vardı. Görünen gerçek ve görülmiyen gerçeği aramanın saçma olduğunu anladım. Gerçek diye bir şey yoktu. Gerçek ancak yaratılan, düşünülen ve üretilen inşa edilendi. Zaman içinde çalışmalarımda bir çok farklı metod ve konularla çalışıyor olmama rağmen değişmeyen bir şey var: O da gerçeklik arayışı ve tasavvur dünyasına duyduğum inanç..

18 Eylül 2015 Cuma

Esra Kizir Gökçen'in Metamorph-Trick Sergisi Amsterdam'dan sonra şimdi Ankara'da..




Esra Kizir Gökçen “METAMORPH-TRICK” serisi çalışmalarını 28 Ekim – 8 Kasım 2015 tarihlerinde Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde sergileyecek. Bu seriye ait işlerinin bir kısmını 2014’de  Amsterdam’da Artps&CoWindow Gallery’de sergilemişti.

Yaklaşık üç yıldır bu proje üzerinde çalıştığını söyleyen Esra Kizir Gökçen, Metamorph-Trick serisini heyecanla üretmeye devam ediyor.. Bu konseptin ana felsefesinden hareketle farklı bir projesi daha varmış. İzliyoruz..

Ankara’daki sergide, tuval ve kağıt üzerine karışık teknik, akrilik, yağlı boya, mürekkep, desen, baskı-resim ve exlibris çalışmalarından oluşan 26 eser yer alacak. 

"Olmuş bitmiş derken yeni başlıyor,  ezberleri altüst eden yeni bilgiler yeni algılar yaratıyor ve bir sonraki  öncekini geçersiz kılıyor. Olaylar, nesneler parçalara ayrılıyor ve tekrar biraya geldiğinde farklı bağlantılarla başka bir şekilde kaynaşıyor. 

Metamorfik nesneler bazen bir boşlukta bazen değişime uğramış bir zeminde,  düşsel bir uzay zaman oyunu içinde resim veriyor.  Bu nasıl bir oyun ki,  kuralları değişerek devam ediyor durmaksızın. Yaşam katmanlarında her şey gerçekleşme anındakinden farklı.  Geçmiş ve gelecek sürekli başkalaşmakta, zamanın akışı algılarımızı sürekli yanıltmakta ve bu hilebaz oyunlar, öngörüleri boşa çıkartmakta. 

Geçmişe dair izler ve bunlar üzerine düşünceler, gelecek tahminleri ve hayaller, hepsi  farklı katmanlar oluşturuyor, dönüşüm kaçınılmaz görünüyor. Her biri iç içe geçmiş,  genel geçer kayıtların ötesinde başkalaşmış renkler ve çizgilerin oyunu.."

Esra Kizir Gökçen'in göstermek istediği, “Metamorph-Trick” de kullandığı çağrışımlar başkalaşımı vurgulamakla birlikte parçalanmış kişilik ve hayatların aynı şekilde tekrar oluşmasının imkânsızlığı.. O, kültürel ve sosyal oluşumların da aynı karakteri taşıdığını,  bugünün algı ve yorumuyla çoğalarak başkalaştığını, yeni yaşam formlarına dönüştüğünü düşünüyor. 

Bu yaklaşımla kurguladığı kompozisyonlarında, figürler bu dünya canlılarının uzuvlarına sahip olsalar da parçalanmış ve sonra yanlış birleşmiş yaratıklar gibi.. Mekânsal unsurlar da parçalanmış ve başka bir dünya yaratırcasına birleşmişler. 

Çalışmalarında kullandığı bulutlar, ağaçlar, kökler gibi doğayı sembolize eden detaylarla doğaya olan sorumluluğumuza dikkat çekiyor. Bulut ve ağaç, suyun, dolayısıyla da yaşamın döngüsünü ve geçmişten geleceğe sürekliliği anlatıyor.

Doğduğu ve yaşadığı çok katmanlı  Anadolu coğrafyasının tarihsel ve kültürel  birikimlerinden de ilham alan ressamın çizgilerindeki yuvarlak hatlar ve sembollerde kaligrafi ve minyatür gibi klasik Türk resim sanatının etkileri göze çarpıyor.

Serginin konseptinden bahsedebilir misiniz?
Bu projeyle anlatmak istediğim temel düşünce değişimin hem gerçekleştiği zamanda hem de şimdiye ve sonraya dönüşerek durmaksızın devam ettiğidir. Zaman ve mekânın koşulları her şeyi başkalaşıma uğratıyor.  Dolayısıyla olay ve olgular gerçekleştiği andakinden farklı yansıyor şimdiki algılarımıza. Yani zamanda olay ve olgular hareket halindedir  ve zaman sınırlı algımıza  oyunlar oynar. Yeni bilgiler yeni algılar yaratır. Kurallar zamana ve mekana göre sürekli değişerek devam eder. Belleğimiz ve beynimizin herşeyi anlamlandırma çabaları sonucunda yeni imajlar yaratırız. 

Çalışmalarımda olayları, nesneleri parçalara ayırıyor ve tekrar biraya getirerek farklı bağlantılarla başka bir şekilde kaynaştırıyorum, böylece yeni şeyler yaratıyorum. İnsan belleğinin ve algısının çalışma biçimini kendi imgelemimde örnekleyerek anlatmaya çalışıyorum.

Metamorfik/başkalaşıma uğramış nesneler bazen bir boşlukta, bazen değişime uğramış bir zeminde…Bu zamanın bellekteki dönüşüm oyunu. Figürlerim  bu dünya canlılarına benzeseler de parçalanmış ve sonra yanlış birleşmiş yaratıklar gibiler. Resimlerimdeki mekânsal unsurlar da aynı şekilde parçalanmış ve başka bir dünya yaratırcasına birleşmiş haldeler. Çağrışımlarım başkalaşımı vurguluyor. Aynı zamanda parçalanmış kişilik ve hayatların da önceki hali gibi tekrar oluşmasının imkânsızlığını anlatıyor. Sanki “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” önermesini hatırlatır gibi...  Her an yeni bir andır ve insan algısının bu zaman döngüsü oyunlarıyla bir hayli kafası karışıyor.

Serginin başlığı Metamorph-Trick sizin için ne anlam ifade ediyor ve işlerinizin bu başlıkla ilişkisini açıklar mısınız?
Projemin adı, yaşamın akışı içinde gerçekleşen olay ve olguları  aslında bizlerin sınırlı algımız ve hayal gücümüzle dönüşüme uğratmamıza dayanıyor. Bu durumu duyularımızın bize oynadığı bir oyun olarak konumlandırmamla ilgili. İşlerimin her birinde bunu destekleyen aldatmacalı fantastik yaratıkları, hem insanı hem de diğer çevresel ögeleri görebilirsiniz.  Örnek olarak “Dilemma” kente göç eden bireyin ikilemi ve doğal yaşamındaki kayıtlarını, geçmişe dair anılarını dahi nasıl kuraklaştırdığımıza dikkat çekiyor...“İçindeki yol” ise kentli insanın hayallerinin, iç dünyasının nasıl betonlaştığını resmetmektedir. İşlerimde göz imajını özellikle vurguluyorum, beş duyumuzu simgeliyor, algımızın sınırlılığını ve tek yönlülüğünü anlatıyor.  

Günümüzdeki keşmekeşin zamana ve mekâna sığamama, dolayısıyla daha çok tüketme ve daha tatminsiz olma paradoksunun bizleri ittiği melankolik nostaljiyianlatan “Anı” adlı çalışmamda salıncak sembolü var. Gelgitlerimize ve çocukluğun sınırları içindeki engellerimize dahi özleyişi hüzünle anlatıyor.

Kültürel ve sosyal oluşumların da aynı karakteri taşıdığı,  bugünün algı ve yorumuyla çoğalarak başkalaştığı, yeni yaşam formlarına dönüştüğünü söyleyeek ne demek istediniz?
Burada kastettiğim geçmiş kültürel birikimler üzerine bugünü oluşturuyor olmamız. Yani belleğimizde birikenlerle bugünü yaşıyoruz ve geleceği inşa ediyoruz. Dolayısıyla birbirinden bağımsız oluşmuyor, geçmişte nasıl oluşmuşsa katlanarak, birbirini etkileyerek yeni enerjiler ortaya çıkıyor ve artarak devam eden bu güçten ilham alarak ilerliyoruz geleceğe. Yaşama gücümüzü ve umutlarımızı bu enerjiden alıyoruz, doğru, yanlış nasıl algılıyor ve değerlendiriyorsak. Tüm zamanlar için geçerli bir yöntem, ortak bakış açısı olması sebebiyle aynı karakteri taşıyor. Bu yaklaşımım,  işlerimde  geçmiş, bugün,  gelecek bir arada  yani  zamansız durumu vurgulamak için seçtiğim bir yol bu. 

29 Haziran 2015 Pazartesi

Melis Buyruk: Gerçek dünyaya ait olmama hissinin mutlulukla doğrudan bir bağlantısı olduğuna inanıyorum.

Pg Art Gallery, 8 – 31 Temmuz tarihleri arasında Melis Buyruk’un “You are Here! (Buradasın!)” isimli ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapacak.

Seramik sanatçısı Buyruk, çalışmalarının büyük bir bölümünde bu malzemeye en görünür işlevsel formlarından biri olan tabak olarak yer veriyor. Endüstriyel bir formu, şekil itibariyle olduğu gibi kullanmasına karşın ele aldığı bağlam, tabağı bir tasarım nesnesinden sanat nesnesine eviriyor..



Son serginizin öyküsü nedir?
"Buradasın /You are Here" ilk kişisel sergim.  Sergide insana ait parçaları, uzun bir yemek masasında, beyaz yemek tabakları içerisinde, güllerle süslenmiş olarak göreceksiniz. Serginin ana teması, insan bedeni aracılığı ile anlatılıyor. Tabaklara yerleşmiş parçalar, hiçbir cinsel kimliği işaret etmiyor. İnsanı sosyal, etnik veya cinsel kimliklerinden arındırarak sadece beden, yani et ve kemik olarak ortaya koyan ve bu sayede eşitleyen bir bakışla yaklaşmaya çalıştım. Bedeni var olduğumuz müddetçe "süsleme" arzumuz ve bu döngü üzerine bir sergi. 

Sanatta kurallara inanıyor musunuz?
Sanat, duygulara dayanan bireysel bir tavır bana göre. Kurallara inanmıyorum. Aksine sanatçının, her türlü kaygıdan ve iradeyi sınırlandıran kuraldan uzak, üretebilmesinden yanayım. Nietzsche “Yaratıcı olmak isteyen, önce her şeyi yıkmakla işe başlamalı” der. Hiçbir zaman “bir şeyleri yıkmak” gibi bir amaçla ürettiğimi söyleyemem ama kuralları da umursamıyorum.


Sergiye hazırlanma süreciniz nasıldı? Neler üzerine daha çok odaklandınız?
Bir sanat izleyicisi de olarak, çağdaş sanat galerilerinde, malzemesi “seramik” olan bir iş neredeyse hiç görmüyordum. Seramik korkulan bir malzeme. Geleneksele kaçan bir algısı var ve dolayısıyla nasıl konumlandırmalı, ne üzerine konumlandırmalı gibi noktaların üzerinde çok durdum. “circle” çok hassas ve ince bir iş. Hem bunu vurgulamalıyım hem malzemeyi odak noktası yapmamalıyım gibi handikaplarım oldu. Neticede beton ve aynadan yardım aldım.

Seramik çalışmaya ne zaman ve nasıl başladınız?
2003 yılında Güzel Sanatlar Seramik Bölümü’nü kazandım. Seramikle tanışmam da okul ile birlikte oldu.
 


Çalışmalarınızın değişim ve gelişimini kendi gözünüzden aktarabilir misiniz?
Zaman ile birlikte, iç dünyamda, hayatımda ve dünyaya bakışımda değişimler yaşıyorum herkes gibi. Bu değişimler yorumuma farklılıklar katıyor doğal olarak.. Bundan yıllar önce daha temiz bir zihinle dünyaya bakarken en büyük derdim kimyasal ve biyolojik kirlenmeler iken bugün varoluşu daha başka bir dille sorgulamaya çalışıyorum. Bunun yanında malzeme ve teknik açısından da araştırmalarım oluyor. Tabi bu da işlerime yansıyarak değişimime katkı sağlıyor.

Eserlerinizin malzeme - konsept dengesi hakkında neler söylemek istersiniz?
Çalışmalarımda malzeme olarak porselen ve seramiği kullanıyorum. Yemek tabaklarında olduğu gibi hazır malzemelere de başvuruyorum. Seramik veya porselenin sanatsal anlamda uzak durulan, korkulan bir malzeme olarak bir izlenimi var. Bu malzemeden bahsedilince aklımıza ilk gelen şey de tabak! Bu sergide ben de ilk akla gelen "tabağı" endüstriyel bir ürün olarak alıp bir sanat nesnesine çevirdim.. 

Melis Buyruk
Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?
Aslında bir tanımım yok. Kalıba sığdırmaktan da, büyük cümlelerden de hoşlanmıyorum. Kendini sanatçı olarak tanımlayan herkes sanatçı ve ürettiği de sanattır. Burada tabii genel geçer faktörler ve göreceler olacaktır ama değinmiyorum

Sanatın günlük yaşam ve mutluluk ile ilişkisi nedir sizce?
Bir sanatçı olarak, atölyeme girdiğim andan itibaren üretmek benim için zorluklarıyla da, hazzıyla da beni gerçek dünyadan soyutlayan ve andan koparan bir eylem. Gerçek dünyadan kopmak da iyi hissetmek için yeterli geliyor.

Bir sanat izleyicisi olarak da aynı şekilde.. bambaşka beyinlerin ürettiği fikirlere ulaşmak beni yaşadığım andan çekip çıkartıyor. Gerçek dünyaya ait olmama hissinin de mutlulukla doğrudan bir bağlantısı olduğuna inanıyorum.

30 Kasım 2013 Cumartesi

Gitarlı Kahraman Fransa'da...


"Love and Revolution"
İstanbul'daki Gezi olayları dünyanın birçok ülkesinde sosyal medyada takip edildi. "Love and Revolution" (Gitarlı Kahraman) sembolleşen fotoğraflardan biriydi .. Kemal Aslan'a ait bu fotoğraf 29 Kasım'da Fransa Touzac'ta Chabram Modern Sanat Merkezi'nde açılan "Istanbul is Calling" sergisinde izleyiciyle buluştu.

İstanbul Bienali sırasında Archive Galata'da temeli atılan, kuratörlüğünü Olivier Cerri'nin yaptığı serginin diğer sanatçıları William Feitosa, Nicolas Maalouly, Yaky Bonacic-Doric, Mert Tugen, Sedat Girgin, Kaptain Bear, Charles Emir Richards, Tunc "Turbo" Dindas, Craoman, Nathalie Shau, Antonio Vasquez, Goddog, Alexandra Breznay.

"Istanbul is Calling" Touzac'tan sonra Paris'e taşınacak.. Kemal Aslan ile röportajımız haftaya..

29 Nisan 2013 Pazartesi

Merih Yıldız'ın ilk kişisel sergisi "Kentin Tanığı" 7 - 19 Mayıs arası Teşvikiye'de Espas Sanat Galerisi'nde açılıyor.



Yaşantısının içinde var olan lirizmi somutlaştıran sanatıyla ismini var etmiş, kentin ruhundan enstantaneler damıtarak, izleyicinin içsel derinliklerine ulaşabilmeyi başarmış genç bir sanatçı Merih Yıldız… Tuvallerinde kendi tanımıyla "şiirsel bir aşk"a tanık oluyorsunuz. Aşık olduğunu zannettiğin değil, kendini düpedüz aşkın ortasında bulduğun bir aşka... İzleyiciyi kendine dahil etmeden kendi hikayesini hatırlatan, kendi iç hesaplaşmalarıyla günü sorgulattıran resimler bunlar... İstanbul'u, şehrin senfonisini aşkla belgeleyen, yoğun çizgisel, yağlıboya resimler... 



Boyama şeklini sevdim. Bir de hikayelerini.. Resimlerinde aşk var... 

Boyama şeklim, uzun bir arayış döneminden sonra ortaya çıkan, kendi geliştirdiğim bir teknik... Resimlerimde  aşk var evet. Şiirsel olan aşk.


Şiirsel olmayan aşk nasıl oluyor?
İnsanların aşık olduklarını zannettikleri durum oluyor. Aşık olamadıkları için... 

Benim zamanımdaki aşklara benzemiyor bugünün aşkları...
Günümüz aşkları maalesef fast food aşklara dönüştü.

Facebook mu dedin?
Hah ha ha... O da doğru.  Tüketim toplumu olduk. Teknolojinin getirdiği şeyler, her şeyden önce daha mekanik. Günümüzde teknoloji silah haline dönüştü. Mekanizasyon insan için değil. Teknolojinin had safhada olduğu ortamda  ilişkiler de mekanikleşti. İletişim araçları insanlara "ne de olsa yenisini bulurum" yaklaşımını aşıladı. Sürekli daha iyisine gitme arzusu kaplıyor insanı. Bir yerden sonra daha iyisi asla ulaşılamayan şeye dönüşüyor. Ortaya mutsuzluk çıkıyor. Eskiden insanlar daha duyarlıydı. Ancak teknolojinin zinciri insanı aşağı doğru çekmeye çalışsa da sanat onu asla dibe vurdurtmamak için direnmekte...

Sanat mutluluk verir mi? Kime verir ?
İnsanlar yaşadıkları çalkantılı yaşamın üzerlerindeki baskısını aşmak için dağlarda bağırmak, ağacın kovuğuna sırrını paylaşmak isteyebilir. Bu bir arınma, içsel rahatlık aracıdır. Sanatı dinlemek, görmek, duymak, dokunmak ve sanat yapmak da  insanda aynı etkiyi yaratır. Yani huzur ve mutluluk kaynağıdır sanat. Aslında bu ülkede sanat daha fazla bilinen, duyulan, daha fazla ilgilenilen bir olgu olsaydı bugün Türkiye'nin daha az psikolojik sorunu olurdu. 

Sanatın temel işlevi bence insanları karamsarlıktan uzaklaştırması olmalı. Düşler içinde tebessüm ettirmesi, gerçeklerle yüzleştirmesi ve insanları korkularından arındırması... Bazı resimler insana tokat gibi gelebilir, bazıları yüreğini okşayabilir. Bazıları renkleriyle sarsar, huzur verir. Ama en çok her daim heyecan verir. Hepimiz ustaların tablolarını bilmeli en azından fotoğraflarını görmeliyiz. İnsan kalbinin atışlarındaki iniş-çıkışlar için gereklidir bu... 



Sanatçı kimdir?

Duygu ve düşüncelerini insanı mutlu edecek şekilde paylaşandır. Madalyonun diğer yüzünü göremeyenlere gösteren kişidir. 

Hep mutluluk mu verir?
Hep mutluluk verir. Çünkü sanat insanları düşünmeye sevkeder. Düşünen, anlayan insan, en azından anladığı için mutludur. Yani sanat bir arınma aracıdır. Düşünme ve düşündürme aracıdır da... Mesela sinemada kötü karakterin yağmurun ortasında dizüstü çömelmesi onu kendi içinde çelişkilere düşürmesi, hatalarını anlaması adına ifade aracıdır. İzleyici de o durumu gördüğünde, filmin o sahnesinde ağlar. Bu mutsuzluk değildir. Bu anlamaktır. Behçet Necatigil'in dediği gibi: "Anlamak görmektir süregelen gizliyi".

Bugünü resimliyorsun. İstanbul'u belgeliyorsun...
Evet çok memnunum bundan. Benim resimlerimde aşkın saf halini görebilirsiniz. Her şeye rağmen kaybolmuş değil aşk. Resimlerime yaşadığım aşk. Resimlerime yaşadığım kentin ruhundan enstantaneler damıtıyorum. Bir balıkçı teknesine vurmuş yalnızlığı, sokaktaki sevgililerin aşklarını entrikalarını, kalabalıkları, kalabalıktaki ruhların tek tek kentin dokusuna sinmiş izlerini ve bu izlerde bulduğum kendimi resmediyorum. Şehrin içinde acı tatlı, iyi kötü, güzel çirkin ne varsa... Oluşan bu İstanbul senfonisini tuvalime yansıtabilmek bütün gayretim...

Zaten saçının kesiminden Elvis Presley çağına sempati duyduğunu anlamıştım.
Elvis Presley, 60-70'li yıllar... Dönemin sanatı güzel. Müzik dünyasının kalitesi yüksek.  Ama resimlerimin bunla alakası yok. O dönemdeki duyarlılığın hala ve ısrarla var olduğunu göstermek istiyorum.  Ne kadar yozlaşma yaşanırsa yaşansın bu değerler tamamen yok olmayacaktır. Tek tük de olsa bunu içsel olarak yaşayan insanlar var. Resim de bir şiirdir. Ben şiir de yazıyorum. Bunun nedeni birçok şeyi söylemek istememdir. Bana göre ressam görsel şairdir. 

Şiirlerinden birini paylaşabilir misin bizimle?
Memnuniyetle..

SON KARŞILAŞMA
Aşk bırakılmıştı tekrar ödünç alındığı yere.
Her şey geri verilmişti,
kalplere bırakılan mektuplar, notlar, ağrılar, karalamalar...
Bir an durdu, dönüp baktı, görmezlikten gelmek olmazdı diye düşündü. 
Ne de olsa sayfa çevrilmiş, karalamalar başlamıştı...

İstanbul’la ilgili bir hayal projen var mı?
Türkiye için bir hayalim var. Proje olsaydı keşke. O zaman hayata geçirilebilirdi belki. Ama bu bir hayal sadece. Evlerimizin tek tipleşip kibrit kutucuklarına dönüşmemesini isterdim. Keşke değerlerimizi devam ettirebilen bir mimari benimsenebilmiş olsaydı...

Kentsel dönüşüm projelerine olumlu bakmıyorsun o zaman!
Kentsel dönüşüm elbetteki iyi bir şeydir. Ama söylediğim bir dönüşümü tercih ederdim. Eskiye özlem değil benimki... Havuzu, spor tesisi olmayan bir siteden bahsetmiyorum. Ama en azından ranta değil insana saygılı bir kent olsaydı.

Parklar, bahçeler olsaydı mesela..
Ve bisiklet yolları, şehirlerarası bisiklet yolları... 


Merih Yıldız 
1979 yılında İzmit'te doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da, yüksek öğrenimini Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde yaptı. 

Prof. Mehmet Mahir, Prof. Cihat Aral, Prof. Şükrü Aysan hocaları oldu. 
Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği üyesi olan sanatçı çalışmalarına İstanbul Kadıköy’deki atölyesinde devam etmektedir. 

Katıldığı sergiler:
2013 - "Printemps des Artistes" St. Pulcherie Lisesi O'da Sanat Galerisi - İstanbul
2012 - "Uyanış Anı" Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği üyesi sanatçılar sergisi - St. Joseph Lisesi
2012 - "Dünya Sanat Günü" Resim Sergisi UPSD - İstanbul
2011 - “Miami Solo” karma resim sergisi, Miami - USA
2011 - ''Yüz Genç Yüz'' karma resim sergisi -  International Art Center - İstanbul
2011 -  “Sanat Akmerkez’de 7” Tunca Sanat İşbirliğiyle karma resim sergisi - İstanbul
2010 - "Bahara Doğru" karma resim sergisi Bindallı Sanat Galerisi - İstanbul
2010 - “Ekpresyonister Buluşuyor” karma resim sergisi - Haliç Oteli Sergi Salonu - İstanbul
2009 - "Pippa Bacca - Barışın Gelini" uluslararası karma resim sergisi UPSD - İstanbul
2006 -  "Ekim Geçidi" karma resim sergisi - Galeri X - İstanbul
2003 - 4. Değirmendere Resim Sempozyumu, "Mimar Sinan Üniversitesi’ni temsilen katılan sanatçı" İzmit
2003 - Yalova Belediyesi Karma Resim Sergisi - Yalova
2002 - Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Karma Resim Sergisi - İstanbul
2001 - Türk Kalp Vakfı Resim Sergisi  "sergileme” Resim Heykel Müzesi - İstanbul

Yarışma Sergileri:
2012 - Nuri İyem Resim Yarışması "sergileme" Evin Sanat Galerisi - İstanbul
2011 - Nuri İyem Resim Yarışması ''sergileme'' Evin Sanat Galerisi - İstanbul
2011 - Rh Art Magazine Dergisi ve Galerisi Yılın Genç Ressamı Resim Yarışması “finalist” - İstanbul
2010 - Üsküdar Belediyesi “Salacaktan İstanbul” Resim Yarışması “ikincilik” - İstanbul
2010 - Modern Sanatlar Galeri ve Müzayedesi Resim Yarışması "Galeri Özel Ödülü" - İstanbul
2009 - Şefik Bursalı Resim Yarışması “sergileme” Devlet Resim Heykel Müzesi - Ankara
2008 - Devlet Resim ve Heykel Müzesi Resim Yarışması "sergileme" - İstanbul
2008 - Deniz Müzesi "Deniz ve İnsan" Resim Yarışması "sergileme"-  İstanbul
2008 - "Kent Yaşamı ve Engelli Vatandaşlarımız" Resim yarışması "sergileme" Ümraniye Belediyesi - İstanbul
2003 - İpek Ahmet Merey Resim Yarışması "sergileme” Mimar Sinan Üniversitesi GSF -  İstanbul

31 Mart 2013 Pazar

İstanbul’da ilk Land Art Sergisi, Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi'nde 18 Nisan'da başlıyor.



Andrew Rogers: Dönenceli yollar - Gerçeğin arayışı
18 Nisan- 8 Haziran 2013
Proje4L/Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi – Maslak, İstanbul

Avustralyalı sanatçı Andrew Rogers İstanbullu konukları ile birlikte Elgiz Müzesi’nin terasında 1500 metrekarelik alanda sergilenecek taş bir labirent oluşturacak. 18 Nisan’da açılışı yapılarak 8 Haziran’a kadar sergilenecek. Andrew Rogers, “Dönenceli Yollar - Gerçeğin Arayışı” land art projesinin kurulumunu 15-16-17 Nisan’da ilgili komşu ve öğrencilerin katılımı ile gerçekleştirecek. 

Labirentin bir strüktür üzerine değil, bir fikir üzerine odaklı olduğunu belirten Rogers’ın “dünyamıza önem veriyorsak hangi kriterleri ön planda tutarak yaşamalıyız?” arayışından yola çıkan projesi bir bakış açısının önemini vurguluyor: “Bizim koruyucu olarak etrafımızdakilere ve bizden sonra gelenlere karşı sorumluluklarımız olmalı. Bize miras bırakılan çevresel sonuçları teslim aldığımız gibi, biz de bizden sonra gelenlere belirli oluşumlar bırakıyoruz. Şimdiki zamanın gelecekte yansımalarına şahit olacağız. Hepimiz birbirimize, insan, konum, zaman ve uzam yoluyla bağlıyız.”

Rogers’ın Elgiz’de kısa süreli sergilenecek labirenti Nepal’de Jomsom’a yakın dünyanın en derin boğazı, Kaligandaki Vadi Boğazı’nın bir replikası. Labirent 7000 metre deniz seviyesi üzerinde duran kutsal karlarla kaplı Nilgiri Dağı’na bakıyor. Kutsal Kaligandaki Nehri ile yan yana olan yapıt, 2008 Nisan’ında yerel halktan 450 kişi ile Rogers tarafından kurgulanmış.

Land Art projesi ile eş zamanlı olarak müzenin proje odalarında 14 yıl içinde 7 kıtada 13 ülkede 6700 kişi ile 48 taş yapıttan oluşan Zaman ve Uzam: Yaşamın Ritmleri adı dünyanın en büyük çağdaş land art projesinin fotoğrafları da sergilenecek.

3 Mart 2013 Pazar

Video sanatının deneysel Dada Sinema ile ilişkisi ve tarihsel gelişimini ele alan bir etkinlik ilk kez gerçekleştiriliyor...






Bahariye'deki Asfalt Sanat Galerisi, 5 Mart - 5 Nisan tarihleri arasında, günümüz video sanatına öncülük eden Dada Sinema'dan ilk deneysel filmler gösterimi ve bu döneme odaklanan söyleşiler sunuyor.

Film kamerası icat edildiğinden beri hareketli görüntüler her zaman sanatçıların ilgisini çekmiştir. Hareketli görüntünün sanatçıları neden bu kadar çok etkilediği birçok şekilde anlatılabilir. Ortak olan nokta, sanatçının içinde yaşadığı dönemin popüler kültür aracı sinema, televizyon ve video teknolojisine verdiği karşılıktır. Teknik gelişmeler ve yeni araçlar, sanatçının içinde bulunduğu özellikli sanat çevresini kırarak sanatı popüler kültüre yaklaştırmasını sağlamış; gerçek hayatın sosyal ve politik meselelerine daha yakından bakmasına vesile olmuştur.

Günümüzde en güçlü evrensel iletişim ve sanat mecralarından biri dijital videodur. 20. yüzyılın başlarında hareketli görüntünün sanat alanında kullanılmasıyla başlayan video sanatının deneysel Dada Sinema ile ilişkisi ve tarihsel gelişimini ele alan bu etkinlik, bu bağlamda gündeme getirilmesi ile bir ilk niteliği taşımaktadır.
Açılış 5 Mart Salı saat 18.00'dedir.
Filmler 5 Mart - 5 Nisan arasında her gün (pazar ve pazartesi hariç) sürekli olarak dönecektir.
Marcel Duchamp, Anemic Cinema, 1926

Film Gösterimleri:
Hans Richter “Rhytm 21” (1921), “Rhytm 23” (1923)
Marcel Duchamp “Anemic Cinema” (1926)
Viking Eggeling “Symphonie Diagonale” (1924)
Man Ray “Le Retour à la Raison” (1924), “l’Etoile de Mer” (1928)
Fernand Leger “Ballet Méchanique” (1924)
Walter Ruttmann “Lichtspiel: Opus II” (1923), “Lichtspiel: Opus III" (1924)


Söyleşiler:
Dada Sinema
9 Mart Cumartesi, 14.30 - 16.30 konuşmacı: Akif Ergüleç
Sinemanın başlangıç dönemi modern sanat akımları ve ilk deneysel filmler. ekspresyonist, fütürist, sürrealist ve Dada Sinema. Hans Richter, Fernand Lege, Marcel Duchamp, Vertov, Walter Rutman, Bunuel gibi sanatçıların seçilmiş filmlerinin analizi.


Avandgard Sinema
16 Mart Cumartesi, 14.30 - 16.30 konuşmacı: Akif Ergüleç
Savaş sonrası Avrupa ve Amerikan deneysel sineması. Jean Epstein, Peter Kubelka, Stan Brakhage, Jonas Mekas, Andy Warhol gibi sanatçıların seçilmiş örnek filmlerinin analizi. Deneysel sinema fikirlerinin Kubrick, Hitchcock, Godard filmlerine etkisi.

Yeni Medya Sanatı ve Video-art
23 Mart Cumartesi, 14.30 - 16.30 konuşmacı: Derya Yücel
Endüstriyel ve mekanik üretim biçimlerinden, dijital teknolojilerin olanaklarına: sanat alanında teknolojinin kullanımı, yeni medya sanat pratikleri ve sanatsal bir dil olarak video-art.

14 Aralık 2012 Cuma

Des Choses Artistiques du Groupe d’Art de Zekeriyaköy s'ouvre aujourd'hui...

Ce texte est en ligne dans le petitjournal.com d'Istanbul

bague, Ender Baloğlu
Vous avez dû lire le reportage de mon amie sculptrice Sevgi Karay…. 
La semaine dernière j’étais allé chez elle à Zekeriyaköy. J’ai aussi eu l’occasion de voir ses designs d’objets décoratifs. J’ai aussi rencontré ses voisins. 23 designers dont la plupart des femmes céramiste, mosaïste, peintre, designer de bijoux…. Chacun s’est  fondé un propre monde dans leur atelier à Zekeriyaköy. Ils produisent. Ils essayent aussi des choses différentes en dehors de leur propre espace dans les ateliers l’un de l’autre. Celui qui travaille le feutre n’est pas étranger à la céramique, celui qui travaille la mosaïque au feutre, celui qui travaille le dessin à la sculpture, le sculpteur au design de bijoux. Ils deviennent une force d’entrainement à leurs nouveaux projets avec leurs activités et leurs productions.

Le Groupe d’Art de Zekeriyaköy réalisant des jours atelier portes ouvertes, salons de printemps et nouvel an régulièrement depuis trois années s’accroit chaque jour en alimentant leur créativité avec les idées et les critiques l’un de l’autre. Ils pensent transformer le village où ils vivent en un « village de l’art » et d’organiser des expositions, des concerts, des discussions d’art, des séminaires, des performances de rue.


feutre, Feride Bayraktar
La nouvelle exposition du groupe « des Choses Artistiques » s’ouvre aujourd'hui le vendredi 14 Décembre à 18h00 à Zekeriyaköy Robert’s Coffee. Moi, j’y irai. Je vous le conseille aussi. L’exposition restera ouvert jusqu’à la fin de l’année. Durant l’exposition, des ateliers de week-end de dessin, mosaïque, feutre, céramique seront organisés pour les enfants. A mon avis, le week-end prenez vos enfants et allez-y. Eux présenteront leur créativité dans les ateliers, apprendront de nouvelles choses et vous vous choisiriez des cadeaux dans « Les choses artistiques » à vos proches pour le nouvel an.

J’ai visité les ateliers de Zekeriyaköy. Quatre super femmes travaillent dans l’Atelier Mosaïque Deppo se trouvant dans le Marché Couvert de Zekeriyaköy. Füsun Güzelöz, Süheyla Cezairli, Mine Sarper et Esra Dündaralp… Elles donnent des cours de mosaïque deux jours par semaine. Des travaux pleins de couleurs présents sur les murs, les assiettes de Füsün avec ses grenades rose et blanche, les paysages de Süheyla, les tableaux mosaïques de Mine enrichis avec des pierres semi-précieuses, les arbres rouges d’Esra sont toujours devant mes yeux.

J’ai adoré les sapins de fil de Feride Bayraktar. Vous devez absolument voir ses sculptures de feutre et fil, ses assiettes en céramique fine et toute blanche. Je n’oserai même pas les toucher…Nous nous sommes convenu pour se regrouper le mois prochain et réaliser un reportage. Je vais vous les présenter…

Les collages trois dimensions surprises de Nesteren Davutoğlu productrice de film et de publicité connue… Je me suis perdue entre les anciens objets et les objets antiques dans sa maison rappelant un musée. J’ai aussi pris la parole d’un reportage avec elle. Très bientôt !

Dans l’exposition sont présentes les sculptures de Sevgi Karay, les céramiques de Ayşe Türker, Banu Sandal et Serap Alıcıoğlu Akışık. Akışık travaille la céramique dans ses ateliers à Tarabya et Zekeriyaköy depuis 2006 et partage ses expériences avec ses stagiaires. Attention aux anges à ailes dans Les Choses Artistiques !   

Selma Yüce et Melahat Yağcı participent à l’Exposition des Choses Artistiques à la fois avec leurs céramiques et à la fois avec leurs dessins. 

peinture, Filiz Ural

Les dessins aussi de Emin Turan, Filiz Ural, Rezan Özger, Elizabeth Brandt danoise et Seray Vural...  Seray Vural a jusqu’aujourd’hui toujours participé aux activités de groupe avec ses travaux de céramique et de porcelaine. Cette fois ci, tout le monde attend ses dessins avec curiosité. Moi je crois que je les ai vus avant tout le monde… J’ai senti une grande joie de vivre dans les couleurs de ses dessins qu’elle a produits avec une technique mélangée. 

Filiz Ural, la merveilleuse épouse de Yalvaç Ural, l’amoureux des enfants. Après avoir exécuté la profession d’architecte pendant de longues années, elle a trouvé la paix avec des dessins constructifs. Elle dessine depuis presque vingt années. Elle forme les sujets de musiciens de jazz, tournesol, coquelicot et plantations de pavot.

Attention aux travaux de feutre de Digna Van Houte et Semra Tolunay ! Vous admirerez l’élégance qu’elles font gagner au feutre qu’elles ouvrent finement. Digna Van Houte Danoise. Elle a travaillé avec le maître du feutre en Turquie Mehmet Girgiç.  Elle a un livre où elle explique les techniques du feutre. Si vous êtes intéressé, n’oubliez pas de demander lorsque vous viendrez à l’exposition…

Les designers de bijoux du groupe d’Art de Zekeriyaköy Ender Baloğlu, Özlem Ayata et Elhan Gülçur et la Finlandaise Sirkka Lassila Çakır. Elhan Gülçur a étudié la philosophie mais depuis dix années, la magie de la pierre lui a ouvert la voie de la design de bijoux et de la bijouterie. Après avoir pris des cours, le designer travaillant avec les courtiers de Kapalıçarşı a obtenu le diplôme d’expert de diamant international de l’Académie du Diamant de l’Université du Dokuz Eylül. Elhan est à la fois expert de pierre de couleur. Le nom de sa marque est Elka.

Alors que le graphiste Ender Baloğlu attire l’attention avec ses designs de bijoux en argent sur lesquelles elle travaille depuis six années et dans de nombreuses expositions auxquelles elle participe… Je regrette de ne pas avoir photographié son bureau présent dans son atelier. C’est un bureau en bois massif, naturel, splendide.  En résumé, chers lecteurs et chères lectrices, ça vaut le détour de voir les Choses Artistiques du Groupe d’Art de Zekeriyaköy ! Montez dans votre voiture et orientez-vous en direction de Bahçeköy à Maslak. La route boisée des deux côtés vous amènera à Zekeriyaköy. Robert’s Coffee est derrière Migros à la Place du Marché. Si vous venez à l’ouverture du Vendredi 14 Décembre, il y aura même du vin chaud et de la musique directe du trio.
A-moi de vous le dire.

mosaique, Mine Sarper


10 Aralık 2012 Pazartesi

"Sanatsal Şeyler" Sergisi 14 Aralık'ta Zekeriyaköy'de...


Zekeriyaköy Sanat Grubu

Heykeltraş dostum Sevgi Karay'ın röportajını okumuşsunuzdur... Zekeriyaköy'deki evine gitmiştim geçen hafta.  Dekoratif aksesuar tasarımlarını da görme fırsatım oldu. Komşularıyla da tanıştım. Seramikçi, mozaikçi, ressam, keçe, takı tasarımcısı çoğu kadın 23 tasarımcı...  Zekeriyaköy'deki atölyelerinde herbiri kendine göre bir dünya kurmuş. Üretiyorlar. Birbirlerinin atölyelerinde kendi alanlarının dışında faklı şeyler de deniyorlar.  Keçe çalışan seramiğe, mozaik çalışan keçeye, resim çalışan heykele, heykeltraş takı tasarımına yabancı değil. Etkinlikleri ve ürettikleriyle yeni projelerine itici güç oluyorlar.


Esra Dündaralp - mozaik

Üç yıldır  düzenli olarak açık atölye günleri, bahar ve yılbaşı sergileri gerçekleştiren Zekeriyaköy Sanat Grubu, yaratıcılıklarını birbirlerinin fikir ve eleştirileriyle besleyerek her geçen gün yeni katılımcılarla çoğalıyorlar. Yaşadıkları köyü bir “sanat köyü”ne dönüştürmeyi, sergiler, konserler, sanat söyleşileri, seminerler, sokak performansları düzenlemeyi düşünüyorlar.  

Grubun yeni yıl sergisi “Sanatsal Şeyler”, Zekeriyaköy Robert’s Coffee'de 14 Aralık Cuma günü  saat 18.00'de açılacak. Ben gideceğim. Size de öneririm. Sergi, yıl sonuna kadar açık kalacak. 

Sergi boyunca çocuklar için resim, mozaik, keçe, seramik haftasonu atölyeleri de düzenlenecek.

Bence haftasonunda çocuklarınızı kapıp gidin. Onlar atölyelerde yaratıcılıklarını konuştursun yeni bir şeyler öğrensinler, siz de yıllbaşı için eşinize dostunuza "Sanatsal Şeyler"den hediye seçersiniz... 


Zekeriyaköy atölyelerini gezdim. Zekeriyaköy'ün Kapalıçarşısı'ndaki Deppo Mozaik Atölyesi.'nde dört harika kadın çalışıyor... Füsun Güzelöz, Süheyla Cezairli, Mine Sarper ve Esra Dündaralp... Haftanın iki günü mozaik dersleri veriyorlar. Duvarlardaki rengarenk çalışmalarından Füsün'un tabakları ile pembe beyaz narları, Süheyla'nın manzaraları, Mine'nin yarı değerli taşlarla zenginleştirdiği mozaik tabloları ve Esra'nın kırmızı ağaçları hala gözümün önünde.

Serap Alıcıoğlu  Akışık - seramik 

Feride Bayraktar'ın telden çam ağaçlarına bayıldım. Keçeden ve telden heykellerini, incecik bembeyaz seramik tabaklarını görmelisiniz. Ellemeye kıyamadım... Gelecek ay buluşup bir röportaj yapmak için sözleştik. Tanıştıracağım sizlerle... 

Reklamcı ve film yapımcısı Nesteren Davutoğlu'nun sürprizi üç boyutlu kolajları... Müzeyi andıran evinde eski objeler ve antikalar arasında kayboldum. Ondan da bir röportaj sözü aldım. Yakında!

Sergide Sevgi Karay'ın heykelleri, Ayşe TürkerBanu Sandal ve Serap Alıcıoğlu Akışık'ın seramikleri var. Akışık, 2006'dan beri Tarabya ve Zekeriyaköy'deki atölyelerinde seramik çalışıyor ve deneyimlerini kursiyerlerinle paylaşıyor. Sanatsal Şeyler'de kanatlı meleklerine dikkat!  Selma Yüce ve Melahat Yağcı ise hem seramik hem de resimleriyle katılıyorlar Sanatsal Şeyler Sergisi'ne.


Seray Vural, karışık teknik, 80 x 100 cm.

Emin Turan, Filiz Ural, Rezan Özger, Danimarkalı  Elizabeth Brandt ve Seray Vural'ın da resimleri... 

Seray Vural bugüne kadar hep seramik ve porselen çalışmalarıyla katılmış grup etkinliklerine. Bu kez herkes merakla resimlerini bekliyor. Ben herkesten önce gördüm sanırım... Karışık teknik ürettiği resimlerinin renklerinde büyük bir yaşama sevinci hissettim.

Filiz Ural, çocukların sevgilisi Yalvaç Ural'ın muhterem eşi. Kendisi yıllarca mimarlık mesleğini icra ettikten sonra konstrüktivist resimleriyle huzur bulmuş. Yaklaşık yirmi yıldır resim yapıyor. Caz müzisyenleri, ayçiçeği ve gelincik tarlaları ile deve dikenleri konularını oluşturuyor.

Digna van Houte ve Semra Tolunay'ın keçe çalışmalarına dikkat! İncecik açtıkları keçeye kazandırdıkları zerafete hayran kalacaksınız. Digna van Houte Hollandalı. Türkiye'nin keçe üstadı Mehmet Girgiç ile çalışmış. Keçe tekniklerini anlattığı kitabı var. Meraklıysanız sormayı unutmayın sergiye gelince...

yüzük, Elhan Gülçur


Zekeriyaköy Sanat Grubu'nun takı tasarımcıları Ender Baloğlu,  Özlen Ayata ve Elhan Gülçur ve Finlandiyalı Sirkka Lassila Çakır.
Elhan Gülçur, felsefe okumuş ama on senedir taşın büyüsü ona takı tasarımı ve kuyumculuğun yolunu açmış. Kurslar görüp, Kapalıçarşı sadekarlarıyla çalışan tasarımcı Dokuz Eylül Üniversitesi Pırlanta Akademisi'nden uluslararası pırlanta eksperlik diploması almıştır. Aynı zamanda renkli taş eksperidir. Markasının adı Elka.


Ender Baloğlu tasarımı kolye

Grafik tasarımcısı Ender Baloğlu ise altı senedir üstünde çalıştığı ve birçok sergiye katıldığı gümüş takı tasarımlarıyla göz dolduruyor... Atölyesindeki çalışma masasının fotoğrafını çekmediğime yanıyorum. Masif ahşap, doğal, harika bir masaydı.

Kısacası sevgili okurlar, Zekeriyaköy Sanat Grubu'nun Sanatsal Şeyleri görmeye değer! Atlayın arabanıza Maslak'tan Bahçeköy istikametine doğru ilerleyin. İki tarafı ağaçlıklı yol sizi Zekeriyaköy'e getirecek. Robert's Coffee Çarşı Meydanı'ndaki Migros'un arkasında. 14 Aralık Cuma günü açılışa gelirseniz sıcak şarap ve triodan canlı müzik de olacakmış. Benden söylemesi.



Filmi de yapıldı
Nesteren Davutoğlu ve Yiğit Umutoğlu tarafından gerçekleştirilen "El" filmi, Zekeriyaköy Sanat Grubu'nun yeni yıl sergisi "Sanatsal Şeyler"in oluşumunu hikaye ediyor. Resim, heykel, seramik sanatçısı ve mozaik, keçe, takı tasarımcıısı 25 kişinin üretim sürecinde ellerini görüntüleyen filmin kurgusu ve müzik aranjmanı da aynı ikili tarafından gerçekleştirildi. Müzik değişik sanat disiplinlerini destekler nitelikte farklı türlerden seçildi. Sergilenen eserlerin tasarım ve üretim süreçlerini yaşanan heyecan ve dinamizmi, aralarında kendisinin de bulunduğu sanatçı elleri üzerinden aktarmayı ustalıkla başaran Davutoğlu, çekimler için atölyelerde gözlem ve yoruma dayalı bir çalışma sürdürmüş...