Deniz Tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2015 Pazar

Deniz Tunç Tasarım, 15. yılında muhteşem "Devim" Koleksiyonunu lanse etti..


Tasarımcı Deniz Tunç’un kendi stilini yaratıp onunla anılmak istediği tasarım yolculuğu 2000 yılında Nişantaşı Güzelbahçe Sokak’taki showroom’unda başladı. Çintemani deseninden yola çıkarak tasarladığı “Hilal” aplik ve “Sabır” paravan çok beğeni topladı. 2004’te lanse ettiği “Saltanat Yansımaları” koleksiyonu ”Neo Ottoman” stilinin Deniz Tunç adıyla anılmaya başlamasına neden oldu.

“Devim” sehpa üstü lamba. Gümüş varak metal ayak
yüksekliği 75 cm. kumaş şapka çapı 45 cm.
2005’te “Sadabad”, 2006’da alemlerle gökyüzünü, su damlacıklarıyla Boğaz’ın sularını andıran “İstanbul”, 2007’de yılın ışık tasarımcısı ödülünü kazandıran “Şehzade” tasarımları doğdu. 2009’da “Döngü” ve 2011’de “Asimetrik Simetri” koleksiyonları ile o güne kadar üstünde çalıştığı desenleri sadeleştirmeye başladı.

2010’da Abdi İpekçi Caddesindeki yeni yerine taşındı. Büyüyordu. Tasarımlarına gösterilen ilgi ülke sınırlarını aştı. Londra, Viyana, Dubai, Moskova, Cidde, Bahreyn, Kuveyt’ten müşterileri olan tasarımcı 2011’den beri Osmanlı ve Selçuklu motiflerinden uzaklaşmaya başladı. Daha yalın çizgiler, yeni dokular ve kendi yarattığı yeni motiflere yöneldi ..

Tasarladığı mekan, ışık ve mobilyalarda eskinin kokusunu alabilir, stilini oluşturan kültürel izleri farkedebilirsiniz; Deniz Tunç tasarımları, özgünlüğü ve bireyselliği öne çıkaran günümüz form ve dokularına sahip sanat objeleri olarak algılanmaktalar..

2013’te “Petek” , “Dalga” “Kaldera” serileri, 2014’te “Neo Dizilimler” ve 2015’te “Amorf” ve “Devim” koleksiyonlarını lanse etti. Son koleksiyonu “Devim”, tasarımcının 15 yıllık başarılı serüvenini çok iyi anlatıyor: Evrende doğan, gelişen ve sonlanan her şey devim halindedir; önce çoğalır, sonra sıçrayarak nitelik değiştirir.  


Antik Çağ düşünürlerine göre cisimler birbirlerini bilardo topları gibi çarpma yoluyla hareketlendirmektedir. İlk fiske vurulduktan sonra bu hareket sürüp gitmiştir. Filozof Anaxagoras ilk fiskeyi vurana“Nous”, filozof Aristoteles ise “Devinmeyen Devindirici” adını vermiştir.

“Devim”in yarattığı sürekli değişim ve gelişim, yeni oluşumların yolunu açarken DenizTunç’un son koleksiyonundaki çizgiler de bu sürekli hareket ve ilerlemeye vurgu yapıyor. Kelebeğin kanat çırpışını, gezegenlerin yörüngesini, titreşen molekülleri görebiliyorsunuz tasarımlarında…

  

“Quantum” ceiling light, diameter 110cm, height 120cm.“Kuantum” avize. Çapı 110 cm., yüksekliği 120 cm.



2015 Winter collection of DenizTunc Design 
celebrating her 15th Anniversary

“Kinesis”

As continuous movement “Kinesis” is the name of the last collection of DenizTunc and it is like a reference to her 15 year old design travel…

“Kinesis” indicates motion on the one side and growth and progress on the other side. Everything born, grown and ending in universe is in continuous “Kinesis”; it reproduces and then it changes its property by spattering.

For ancient age philosophers, matters quicken by beating each other like billiard balls. Beginning from the First Touch, this motion has been continuing. Philosophe Anaxagoras called the first touch as “Nous” and Philosophe Aristoteles called the same as “Unmoved Mover”.

As the continuous change and improvement created by the “Kinesis” opens the road to new formations, the lines of the last collection of DenizTunc emphasize this continuous motion and progress. One can see the flapping wings of butterfly, the orbits of planets, the vibrating molecules on her designs… 


Deniz Tunc is known with her lighting, furniture and interior designs. Interior and object designs with her signature decorate since 15 years the luxury office, residence, hotel, restaurant and clubs in various cities throughout the globe like Istanbul, Moscow, London, Dubai, Riyadh, Abu Dhabi, Algiers, Athens, Vienna, Kuwait, Jeddah…

She graduated from the Stage and Costume Design Department of Mimar Sinan University. She designed stage and costume for advertisement and movie films. She designed leather product collections for various brands. She then started to design interior and decoration goods – especially lighting.

She opened her first showroom in the fashion and design district of Istanbul called Nisantasi in 2000. Being inspired from the eastern mysticism and Ottoman grandness, her first collections name was “Neo-Ottoman”. Her Lights which she called Crescent, Chintemani, Sadabad, Istanbul became famous and took their places in elegant and unique interiors since then as Deniz Tunc classics.


“Orbit” ceiling light, diameter 100cm, height 85cm 
“Yörünge” avize. Çapı 100 cm., yüksekliği 85 cm.
Deniz Tunc realised her designs in metal and wood workshops she founded working with the skillful hands of master of domain craftsmen coming from traditional hand workmanship.

The orientalist taste of  Deniz Tunc signed designs went over the country borders and took their places in interiors like Dubai ZabeelSaray Hotel, UAE Ankara Embassy Residence, London Kazan Restaurant, Moscow Rixos Hotel Spa, Turkey Astana Embassy, Abu Dhabi Saadiyet Beach Ressort, Chicago Park Hyatt Hotel, Libya Tripoli Hotel, Dubai Beach Palace Hotel, Qatar Al Wajba Hotel etc.

Being inspired from her past, culture, eastern objects, structures and ornaments she created various designs and spread to the modern world, which are all art objects in the taste of statutes and took their places in unique interiors.

The designer delivers her story telling and soul giving “modern” works to the last user by using a wide range of architects as her solution partners. One of her most appreciated properties is her ability to create new forms attracting attention with their spontaneity and uniqueness.

In 2010, she moved to a larger showroom. In this 200sqm showroom on Abdi Ipekci Street of Nisantasi, she currently celebrates her 15th anniversary.

Without giving up her passion for metal, she also uses wood, glass, leather and fabrics. She points out that within years her search for new forms and textures brought her to more simplified designs. This attitude of Deniz Tunc is reflected on her 2015 collections of “Amorph” and “Kinesis”.

13 Eylül 2014 Cumartesi

Deniz Tunç Tasarım'ın 2014 Koleksiyonu'nda Organik Çağrışımlar...

Pirinç Kase "Mikado Serisi"
Deniz Tunç Tasarım, 2014’e yeni koleksiyonu ile girdi. Desenlerden arındırılmış, yalın doku ve formlarıyla dikkat çekiyor. Paravan, sehpa, mumluk, kase, dresuvar, lambader, masüstü lambalardan oluşan koleksiyonun yaratım sürecinde tasarımcı, formları üst üste bindirerek algısını deneysel dizilimlere zoom'lamış..

Koleksiyonun cam ve metal ağırlıklı ürünleri, geleceğe dönük yüzleriyle "unique" çağdaş sanat nesneleri algısını yaratıyor. Özellikle ışık tasarımları, yerleştirildikleri mekana özgün karakterleriyle yeni anlamlar kazandırıyorlar..  Sıcak ya da soğuk, çıplak, giyinik, mesafeli, yakın, neşeli, dramatik... 

Mekanın duygusunu mekanın odağına yerleştirilen karakterli, sıra dışı heykelsi formlar çevresindekileri  etki alanlarına almayı ustalıkla başarıyor.




Neo Dizilimler koleksiyonu -adı üstünde- aynı formun yalnızca boyutlarıyla oynayarak, birden fazlasının hepsiyle bambaşka bir form yaratma macerasıyla oluşmaya başlamış. Tekil formlar, yuvarlak iç bükey kaseler, farklı kalınlık ve boyuttaki metal çubuklar ve yorumlanmış yeni formlar arka arkaya sıralandığında üstüste bindirildiğinde ya da içiçe girdiğinde bambaşka oluşumlar yarattılar...


Lambader "Kabuk Serisi"
Deniz Tunç'un Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi'ndeki showroom'una uğrayın bir gün. Tasarımcının birçok eserini görebilir, yakından hissedebilirsiniz. Özellikle sanat odaklı kimliklere yeni bir mekan oluşturacaklarında önce burayı görmelerini öneririm..

Mikado Serisi'nde yeralan kase, Eylül 2014 ürünü. Pirinç çubuklar üzerinde, doğanın bizden hala esirgemediği meyveleri taşımaya hazır kutsal bir kase gibi..

Üç farklı yükseklikte hazırlanan Mikado sehpalar iki farklı renkte el yapımı camlardan ve pirinç ayaklardan oluşuyor.

Sehpa "Mikado Serisi"

1 Kasım 2012 Perşembe

Deniz Tunç, Chacun de ses designs est une œuvre d’art…

Ce texte est en ligne dans lepetitjournal.com d'Istanbul


Nous sommes au showroom Nişantaşı de Deniz Tunç, C'est mon tour de faire maintenant un reportage avec elle dont je suis l’attachée de presse depuis une douzaine d’années. Designer d’intérieur, d'objets et de mobilier, son bureau est plein de dessins et de crayons.

Elle est toujours en train de dessiner et d'expliquer ses croquis à ses maitres d’atelier. Elle est une personne productive, discrète qui travaille et étudie beaucoup. Tous son personnel partage cet avis qu’elle est très exigeante, perfectionniste et persistante dans ses créations.

Vos lampes ont beaucoup de succès parmi vos créations. Comment l'expliquez-vous?
Toutes mes lampes ont une âme, une histoire. Elles ne sont pas industrielles. Mes créations sont perçues comme des objets d’art, grâce au travail manuel fait sur eux, leur texture et structure sculptural qui leur donne un côté “vécu”… Je crois que c’est pour cela qu’on les aime. Moi en tout cas je les aime à cause de ça...

Moi de même! Quels sont les objets que vous avez le plus vendu?
Le lampadaire Çintemani et le lustre Saltanat sont les préférés et plus vendus parmi mes designs; Je peux ajouter les appliques Hilal et Sadabat aussi… 


Certaines de vos créations sont imitées …
Malheureusement… Mais vous savez les copies subliment les originaux…

Pourriez vous nous parler un peu de la période qui a suivi vos études? Comment avez-vous démarré dans le métier de créatrice d'objets et de mobilier?
J’ai étudié les Arts de la Scène à Mimar Sinan Université des beaux arts. J’ai commencé ma vie professionnelle comme créatrice de costumes et des décors pour le cinéma et des pubs.

j’étais curieuse du monde de la mode. J’ai ensuite suivi un programme de Master qui portait sur le design industriel.

J’ai préparé quelques collections pour des marques de mode. Mais, surtout, ce que je voulais c’était créer des atmosphères où les gens aimeraient vivre. En partant de la notion académique de l’importance d’éclairage sur la scène j’ai commencé à faire des décors pour le monde du show business. Petit à petit j'ai commencé à créer des designs d’intérieur pour les maisons, les bureaux, les hôtels et restaurants. J’ai imaginé et réalisé plusieurs environnements… 

En 2000 j’ai décidé d’ouvrir un showroom à Nişantaşı sur la rue Güzelbahçe où je pourrais exposer toutes mes créations de lampes, meubles et accessoires. Mon premier showroom m’a permi d'être visible de tous et m'a apporté une bonne réputation. À notre 10ème anniversaire nous est passés sur la rue Abdi İpekçi où on est présents aujourd’hui avec mon équipe. 

Votre showroom est grand, plus de 200 m2. Comment vous réussissez à créer cette atmosphère? Je crois que la réponse est dans la description que vous faites de votre métier, “Conseiller d’Ambiance”…
Oui. Je me présente comme conseillère d’ambiance. C’est une réussite technique de pouvoir créer un espace qu’on nous commande… Une espace vivable, chaud ou froid… des objets qui se réunissent dans un espace avec une spontanéité, une harmonie et caractère, c’est la réussite du conseiller d’ambiance.

Suivez-vous la mode? Comment vous influencez-vous des tendances?
On est contre le temps… Au-delà du temps… Je fais des efforts pour ne pas me laisser influencer par la mode. Je suis les tendances seulement pour pouvoir inclure mes designs dans le quotidien.

Etes-vous contre la globalisation?
Je ne suis pas contre la globalisation. Je suis contre la monotonie qu’elle crée. Je veux offrir au monde du design des nouvelles alternatives influencées par ma culture orientale.

Chacune de vos collections a une histoire. Comment naissent-elles? Voudriez vous nous raconter leur aventure de création?
Mes premières études et recherches m’avaient offert une riche source d'information concernant les dessins sur les textiles, les pierres sculptées, les couvertures de coran en cuir, les minarets…

Ma première collection «Neo-Ottoman» a connu un grand succès. Son nom est devenu le nom de mon style.
Ma deuxième collection s’appelait “Les Réflexions du règne”. Les formes connues du passé se reflétaient à la géométrie et à l’asymétrie de mes créations.

Sur les tables, les canapés, les paravents, les lampes, les lampadaires, les lustres et les armoires on apercevait la splendeur et la richesse du palais, l’élégance, et le grand soin de la main d'œuvre. Chaque pièce de la collection apposait sa signature dans l'espace.

On dirait que le nom de vos lampes réfèrent à la mémoire du palais… Que signifie ces noms?
"Harem" c'est le nom de l'espace privé réservé aux femmes dans le palais Ottoman,
“Mühür” signifie selle,
“Saltanat” veut dire le règne,
“Sadabad” est le nom de la côte de la rivière où se promenaient des princesses,
“Şehzade” est le prince Ottoman,
“Şems” le soleil,
“Çintemani” est le nom d’un dessin de faïence composé de trois points,
“Hürrem” est un des noms des mères de princes,
“Hilal” est le croissant de lune.

Quels sont des matériaux que vous utilisez pour la fabrication?
Mes matériaux préférés sont le bronze, le bois et le cuir. Mais j’adore le métal. J’aime chauffer son arrogance.

Lustre "İstanbul" 
Vous êtes renommée pour vos designs de lampes, lustres et lampadaires. Dans quels espaces connus sont-ils placés?
Je peux citer: Istanbul Pera Tulip Hotel, Istanbul HSBC Bank Executive Departments, Istanbul Lütfi Kırdar Centre International des Congrés, Istanbul Park Hyatt Hotel, Istanbul Çırağan Hotel,

Istanbul Sheraton Hotel, Istanbul Four Seasons Hotel, Istanbul Ritz Carlton Hotel, Istanbul Swiss Hotel The Bosphorus, Zabeel Saray Hotel à Dubai, Ambassade Turquie Dubai, Kazan Restaurant à Londres, Moscou Rixos Royal Spa Hotel, Izmir Robinson Select Maris Hotel, Izmir Grand Efes Hotel, Izmir Swiss Hotel, Izmir Paloma Pascha Hotel, Izmir Ilıca Hotel etc…

Vous avez appelé l'un de vos lustre “Istanbul”. Pourquoi?
Les boules de verre représentent la mer et les croissants symbolisent les dômes des mosquées.

Quel est votre quartier préféré à Istanbul?
Galata est l'un des vieux quartiers que j’aime le plus et qui a conservé ses mosquées, synagogues et églises…

Les vieux bâtiments, la tour, les hammams, fontaines... Peut être que la raison de ma sympathie pour Galata est le sens de son nom qui signifie “le chemin qui va vers la mer” La mer qui est mon nom en Turc.

Qu’est-ce que vous aimez à Istanbul? Et vous n’aimez pas?
Istanbul est le symbole de la diversité. J’aime la complexité qui rend la ville plus riche et mystérieuse. J’aime ses gris. J’aime les couleurs du Bosphore qui passent en son milieu. Mais je n’aime pas le chaos qui détruit son esthétique, son mystère et sa riche texture historique…





20 Şubat 2012 Pazartesi

Deniz Tunç tasarımlarının herbiri sanat nesnesi...

Deniz Tunç’un Nişantaşı showroom’undayız. Oniki yldır basın danışmanlığını sürdürdüğüm tasarımcıyla röportaj sırası şimdi bende. Masasının üzeri çizimler ve kalemlerle dolu. Tanıdığım kadarıyla Deniz Tunç'u ya masasında çizim yaparken ya da atölyelerde ustalarına çizdiklerini aktarırken bulmak mümkün. Az konuşmayı seven, araştırmacı ve çok üretken bir insan.  Tasarımlarını hayata geçirebilmek için ne kadar kararlı, mükemmelliyetçi ve talepkar olduğu konusunda bütün çalışanları hemfikir.



Hayranı olduğumuz ışıklarınızın bu kadar çok beğenilmesinin nedeni ne?
Işıklarımın ruhları, hikayeleri var. Endüstriyel değiller. Yaşanmışlık duygusu yaratan heykelsi yapıları, ustalıklı el işçiliği ve dokuları sayesinde tasarımlarım birer sanat nesnesi olarak algılanıyorlar. Sevilmeleri bundandır sanıyorum. En azından ben öyle oldukları için seviyorum. 

Ben de! Ellerinize sağlık. En çok ilgi görenler Çintemani ve Saltanat galiba değil mi?
Dediğiniz gibi Çintemani ve Saltanat çok tuttu. Hilal ve Sadabat da…

Taklitlerini yapmaya çalışanlarını görüyorum… 

Evet maalesef…

Sahne Görüntü Sanatı eğitimi aldınız.  Sonra?
Öğrenimimi Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Tasarım Bölümü’nde yaptığım için çalışma hayatıma reklam ve sinema filmlerine dekor ve kostüm tasarlayarak, sanat yönetmenliği yaparak başladım. Birkaç yıl sonra moda dünyasını merak ettim. Endüstri ürünleri tasarımı konusunda master yaptım. Moda birkaç markaya koleksiyon  hazırladım. Asıl gönlümde yatan iş, günlük yaşamda insanların içinde olmaktan  hoşlanacağı ortamlar yaratmaktı. 

Sahne dekorunda ışığın öneminden yola çıkarak ışık tasarımının belirleyici olduğu show dünyasına dekorlar hazırladım. Bir süre sonra kendimi  ev, ofis, restoran, otel dekoru yapıyor buldum. Birçok mekan kurguladım. 2000 yılında ışığıyla, eşyaları ve aksesuarlarıyla tasarladığım  herşeyi sergileyebileceğim kendi yerimi açmaya karar verdim. 

Nişantaşı Güzelbahçe Sokak’taki ilk yerimi açtım. Onuncu yılımızda Abdi İpekçi Caddesi’nde bugünkü yerimize taşındık. 

Burası 200 metrekarelik bir showroom ama insan içinde iyi hissediyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Cevabı sanırım kendinizi «Ambians Danışmanı» olarak tanımlamanızda gizli biraz? 
Kendimi « ambians danışmanı » olarak nitelendiriyorum evet. Mekanı sıcak ya da soğuk, yaşanır kılmak, istenen anlamı yaratmak teknik başarıyla gerçekleşiyor. Birden fazla objenin "birlikteliği ve kendiliğindenliği" ambians danışmanının işidir. Mekana girdiğinizde hissedilen uyum ve oturmuşluk başarıdır. 

Modayı takip ediyor musunuz? Trendler nasıl etkiliyor?
Modadan etkilenmemeye çalışıyorum. Zamana karşı, zamanın ötesinde… dememiz bundan ! Trendleri izliyorum. Değişen tüketici ihtiyaçlarına dikkat etmem gerek tabii. Tasarımlarımlarımın günlük yaşam içine girebilmesi buna bağlı…

Globalleşmeye karşı mısınız? 
Globalleşmenin kendisine değil, yarattığı tekdüzeliğe karşıyım. modern tasarım dünyasına doğulu ruhumun izlerini taşıyacak alternatifler sunmak istiyorum. 

Koleksiyonlarınızın herbirinin ayrı bir hikayesi var. Nasıl ortaya çıkıyorlar? Doğuş serüvenlerini anlatır mısınız?
İlk araştırmalarımı yaparken motiflerin kaynak zenginliği yeni bir yol oluşturmamı sağladı. Tekstilde, taş işçiliğinde, deri Kuran kaplarında, cami minarelerinde kullanılan desenlerden esinlendim. «Neo-Ottoman» ilk koleksiyonumdu. Çok beğenildi. Zamanla stilimi oluşturdu. Geçmişten süzülüp gelen tanıdık formların geometrik ve asimetrik yansımalarını görürsünüz tasarımlarımda. İkinci koleksiyonum «Saltanat Yansımaları» idi. Sehpa, kanape, dolap, koltuk, paravan ve ışıklarımda saray ihtişamını, el işçiliğinin yarattığı sabır ve özeni, zerafeti, güzellik ve zenginliği vurgulamaya çalıştım. Koleksiyonumun her parçası girdiği mekana mührünü bassın istedim. 

Koleksiyonda « Mühür » isimli bir ışığınız var…
Evet. Mühür, Saltanat, Sadabad, Şehzade, Şems, Çintemani isimli ışıklar bu koleksiyondan çıktı. Sonraki koleksiyonların adı «Sarmal Fetih» ve «İstanbul » du. «Asimetrik Simetri»ise ilk kez Dubai’de Index 2010 Interior Design Fuarı’nda sergilendi. Bu koleksiyonun ana hatlarını simetrik düzende üst üste kaydırılan formlar oluşturuyor. Simetrinin asimetriye dönüştürülmesiyle görsel bir  sarsıntı yaratmaya çalıştım. Önceki koleksiyonlarımdan daha sade ve minimal, ama hareketli bir yapısı olan  ürünler çıktı ortaya.

"3.Boyutla Raks" son koleksiyonunuz… Modern, yalın ve kültürel ihtişam çok tanıdık. Daha çok sehpa çalışmışsınız. Geometrik ve asimetrik formlar yoğun.
Pirinç, cam, ahşap gibi pek çok farklı malzemeyi aynı anda kullandığım bu koleksiyonda desenleri deforme ederek, sofistike doku ve formlar yaratarak çok sesliliği yakalamaya çalıştım. Oryantalist desenleri doku ve form olarak algılayıp onlarla optik anlamda oynadım. Zoom yaparak yeni bir üçüncü boyut algısı yarattım. 

Hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?
Işıktan paravana, kanapeden dresuara, sehpadan aynaya birçok dekoratif eşya ve aksesuarda kullandığım ana malzeme metal, pleksi, ahşap, deri ve kumaştır. Özellikle metali seviyorum. Metalin soğukluğunu ısıtmak benim işim.


Eski motifleri modern tasarımlara nasıl  dönüştürüyorsunuz?
Seri üretimin soğukluğundan sıyrılıp, eski desenleri günümüze taşımak, unutulmuş tekniklerle yeniden hayat vermek, kültürümüzün kırılmış aynalarına yeni görüntüler aksettirmek istiyordum. Çok bilindik formları yeni bir tatda yorumlayıp heykelsi ışıklara ya da mobilyalara dönüştürmekten büyük keyif alır oldum. Motifleri grafik olarak parçalara bölüp zoom’layıp yeniden tasarlıyorum. Ürünlere baktığınızda doğrudan Osmanlı’yı ya da Selçuklu’yu algılamıyorsunuz ama oryantalist  tadı alıyorsunuz.


Tasarım ne demek sizce?
Tasarım yeni alternatifler sunabilmektir. Yeni bir kapı açabilmek, yeni bir hikaye yazabilmektir.

Tasarımlarınızı yönlendiren unsurlar, doğru tasarım formülünüz nedir?
Sahne Tasarımı eğitimi aldığımdan olsa gerek, mekanlara teatral yorumlar getirmek, eşyalarda "yaşanmışlık" hissini yakalamaktan hoşlanıyorum. Değişen tüketici eğilimleri, dekorasyon ve tasarım dünyasındaki gelişmelere dikkat ediyorum ama Moda’dan etkilenmemeye çalışıyorum. Doğru tasarımı gerçekleştirme güdüm ve doğru «oranlar» benim formülüm sanırım.

İstanbul dışında hangi dünya şehirlerinde ve nerelerde tasarımlarınız var?
Londra, Kuveyt, Cidde, Cezayir, Astana, Moskova, Riyad, Dubai’de lüks oteller ve konutlarda, yönetim ofisleri, bar ve restoranlarda iç mekan ve ışık tasarımlarım var. Dubai’de Zabeel Saray Oteli’nin ana girişindeki büyük avizeleri, resepsiyon ve koridor aydınlatmaları, Türk Hamamı ve dünyanın en büyüklerinden biri olan Spa’sında yer alan  ışıklar, 400 suit ve VIP odalarının lambader, yatakbaşı, masa lambası, apliklerden oluşan aydınlatmalarının tasarım-üretim ve montajı bize ait. Londra’da Kazan Restaurant’ın iç mekan tasarımı bana ait.

Aynalar son koleksiyonunuzda çok ihtişamlı bir yer kaplıyorlar. Seviyor musunuz aynaları?
Aynalar derinliğin sembolleri bana göre... Çok severek çizdim. Sarı antik metal çerçevelerinde parçalanmış ve üst üste konmuş desenleri de kullandım, klasik formları da..

Dizayn etmeyi hayal ettiğiniz özel  bir mekan var mı?
Teatral tasarımlar gerçekleştirmekten hoşlanıyorum. İnsanların zevk ve keyifle yaşadığı her türlü mekanı tasarlamak isterim.

Bir ışığınızın adı İstanbul. İstanbul’da favori mekanınız neresi?
Galata. Cami, kilise ve sinagogları, hamam ve çeşmeleri, ticari yapıları, kamu binaları ve konutlarıyla İstanbul'un eski kültürel mirasını en güzel yansıtan en iyi korunmuş semt bence. Adının anlamı da "denize giden yol" olunca beni çekiyor doğal olarak.... 

İstanbul'un nesini seviyorsunuz, nesini sevmiyorsunuz diye sorsam? 
Farklı kültürlerin ve çeşitliliğin birarada olmasının neredeyse simgesi İstanbul. Onu zenginleştiren karmaşıklığını seviyorum. Griliğini, ortasından geçen Boğazın renklerini seviyorum. Ama estetiğini, tarihsel dokusunu, gizemini bozan karışıklığı sevmiyorum.