Bir Başka İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir Başka İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2015 Cumartesi

Open Call // Open Door Sergisi 6 Mart'a kadar gezilebilir..

Nesrin Esirtgen Collection, Mısır Apartmanı'nın 5. katındaki mekanında 20 Ocak- 6 Mart arasında açık kalacak Open Call // Open Door Sergisi’nin katılımcıları, Deniz Derin Akıncı, Asphodel, Sibel Diker, Ahmet Rüstem Ekici, Özge Enginöz, Şinasi Göktürkler, Mehmet Can Gürsoy, Selma Hekim, Tuba Merdeşe, Mary Moon, Umut Özöver, Esra Sağlık, Kıvılcım Harika Seydim, Güneş Topalöz, Ozan Uzun.  Sergi, pazar pazartesi hariç her gün 11:00 - 18:30 saatleri arası gezilebilir.

Nesrin Esirtgen, hem koleksiyonunu sanatseverlerle paylaşabilmek hem de Türkiye’deki sanat ortamına katkıda bulunabilmek amacıyla kurduğu, ticari kaygı taşımayan mekanında sanatçılara hayallerindeki projeleri gerçekleştirebilmeleri için destek veriyor. 


Sergi’deki Toplar çalışması Ahmet Rüstem Ekici’ye ait:


"Top nesnesi, medeniyetler boyunca insanları birleştiren spor dallarının, oyunların, insanları bir arada tutan gücü ile eğlencenin aracı ve çoğu zaman da rekabetin nedeni olmuştur. Aynı zamanda top çocukların dışarı çıkma araçlarından biridir. İçeride yer alan baskılı dünyadan kurtuluş, sokağa kavuşmada kullanılan en küçük ulaşım aracıdır. Sokaklara dökülmedir.

Top asiliktir, baş kaldırıştır, bazen gitmemesi gereken yerlere giden top, çocuğun tanık olduğu ilk bıçaklı vahşetin kurbanı olabilir. Masumiyetinin yanında ayrımcılıklara da sebebiyet veren özelliği, kümeleştirme, kutuplaştırma gibi ötekileştiren bir tutumda sergileyen top, etkisinden uzun süre kurtulamadığım 1993 yılına ait, senaryosu Cemal Şan tarafından yazılmış, Orhan Oğuz tarafından yönetilmiş ve yapımcılığını Memduh Ün'ün üstlendiği "Dönersen Islık Çal" filminin final sahnesinin unutulmaz bir parçasıdır.

İstanbul'da yaşamadığım dönemlerde onlarca bina arasında final sahnesi ile hafızama kazınan bu film, İstiklal Caddesi’nde her yürüdüğümde, filmdeki cücenin yaşanmamış çocukluğu, gizlice sakladığı onlarca topun, ölümünün hemen ardından filmin diğer öteki karakteri olan travesti tarafından bulunması ve bu topların İstiklal Caddesi’ne fırlatılmasını aklıma getirir.

Nesin Esirtgen Galerisi ziyareti sırasında, İstiklal Caddesi’ne açılan bu kapı ve pencereden görünen filmin çekildiği teras, her daim bu film ile bağlantımı korumama neden olmuştur. Topların çıktığı geçit, film ile aramdaki bağın gizli kapısıdır. 

Topları sadece ana ve ara renk olarak ayırmamaya gösterdiğim özen, evrende her türlü zıtlığın ara formlarının da yer almasına bir gönderme ve bütünlük hassasiyetidir. LGBT temalı bir film olmasına ek olarak yayılma durumu, ana cinsiyet baskıncılığına bir son, ara, hatta hiç sayılanların kapılar ardında gizli kalmama, kalıplara sığmama, bireysel ve kitlesel bir özgürlük coşkusudur. Galeride dolaşan top ise ona istediğiniz rengi ve yeri vermeye özgür olduğunuz, saf parça olarak nitelendirilebilir"

18 Aralık 2014 Perşembe

Sokak Arası Keşiflerim- Fahriye Abla'nın kuzine sobalı salonu Emlak Kafe..



Kızıltoprak'ta Rüştiye Sokak No. 9'da Emlak Kafe..
Adına takılmayın. Önünden geçerken ev sanabilirsiniz. Bana öyle oldu..
Biraz aşağısındaki Kızıltoprak Sanat Galerisi'nden çıkmış caddeye doğru koşar adım giderken ışıltılı noel ağacına takıldı gözüm. Ev sanıp kaçamak bir bakış attım. Bir iki adım ilerledikten sonra jeton düştü.. İçeride dört beş masa vardı. Belli ki kafe idi... Geriye döndüm. İçeri girdim. Ağzım açık kaldı.

Sanki peri masalındaki komşu teyzenin minik evi. Sağda eski bir büfe ve iki duvar nişinde porselen tabaklarda sergilenen yemekler, yanında kuzine soba.. Yanıyor. Üstünde bakır bir güğüm var. Kestaneler eksik.. Rahat bir koltuk, yanındaki sehpada Nuh Nebi'den kalma bir TV ve radyo.

Derinden Yıldırım Gürses söylüyor.."Sonbahar Yaprakları"..  Allah allah dedim burası neresi? Fahriye Abla kıvamında bir tatlı kadın beni buyur etti. Meğer gerçek adı da Fahriye değil miymiş?

Önce tavuk suyuna çorba içtim. İçim ısındı.. Ardından pazı dolması yoğurtlu.. Kaymaklı ekmek tatlısı ve kahve derken.. "Birazdan udi gelecek demesinler mi? Ben gece yatısına da kalmadan çıkayım dedim ama Udi'yi bir başka sefer dinlemeye gideceğim mutlaka..

Fahriye Karadeniz 216.3855091



Sokak Arası Keşiflerim... Moda'da Kadish'in bitter çikolatalı kurabiyeleri...




Kadıköy Moda'da Bostan Sokak 32 numara'da  rastladım Kadish’e.

Dükkanın sahibi meraklı, titiz bir hanımefendi, Kadriye Bozkurt. Kullandıkları malzemelerin katkısız ve birçoğunun organik olduğunu vurguluyor.. Endüstriyel ürün kullanmıyorlarmış..

Benim gibi sağlıklı beslenme takıntısı olanlara öneriyorum. Özel günleriniz için kek, cheesecake ısmarlayabiliyorsunuz. Telefon numaralarını da yazayım: 216.3300940

Benim tercihim elmalı kekleri ve çikolatalı kurabiyeleri.

23 Mayıs 2014 Cuma

Selin Melek Aktan'ın "Açıl Susam Açıl" resim sergisinin geliri Soma felaketi mağdurlarına aktarılacak..

Selin Melek Aktan'ın, Apeiron Art Plus/Nişantaşı'nda 20 Mayıs'ta açılan Türkiye’deki 12.kişisel sergisi "Açıl Susam Açıl", 31 Mart'a kadar gezilebilir. Sanatçının çok sevdiğim hayat dolu, yapıcı ve olumlu kişiliği masalsı tablolarının figürlerine de yansıyor. Dans eden, sevgi'li figürler, mutlu ve yaşanası bir dünyanın  habercisi gibiler..

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?
Tanrının kendisinde var olup da bizlerle paylaştığı en güzel yeteneklerden biri yaratıcılık… Bu her insanda var olan bir özellik, ama çoğu kez bunu keşfetmekte geç kalıyoruz veya nasıl kullanacağımızı bilemiyoruz. Tabii yaratma gücümüzü kullanarak  hayatımızda iyi şeyler de yaratabiliriz, kötü şeyler de… Bence  yaratıcılığın başkaları ile paylastığımız, dışa en güzel yansıyan yönü sanat… Dünyada var olmayan birşeyi kendi dünyasına göre şekillendirip estetik bir biçimde  ortaya koyan insanlara da sanatçı diyoruz.

İlham aldığınız, sevdiğiniz sanatçılar hangileri?
Hundertwasser’i  ve resimlerini çok severim. Felsefesi olan, dünyanın tüm ülkelerinde yaşamış, hepsinde iz bırakan projelere imza atmış, çevre konusunda son derece güzel çalışmaları olan özgün bir sanatçı.. Viyana’daki Hundertwasser köyünde bizim Kapadokya’daki mağara evlere benzer yapılardan oluşmuş çevre ile uyumlu bir köy  projesi var. İnsanın hem kendisinin hem de yaşadığı yerin doğa ile uyumu üzerine kafa yormuş bir sanatçı.. Santa Barbara’da yaptığı bir kilise var, rengarenk, aynı şekerlerden yapılmış bir ev gibi.. İnsanların korkmadan çekinmeden ve eğlence parkına girer gibi zevkle kiliseye girmelerini hedeflemiş.. Halen eserlerinin afişleri  okyanuslardaki balinaların hayatını korumak için satılıyor. 1998’de ölmüş sanırım, hayattayken tanışamadığım için hep çok üzülmüşümdür…

Çalışmalarınızda beslendiğiniz kaynaklar neler?
Farklı ülkelere seyahat etmenin,  yeni kültürlerle tanışmanın beni en çok besleyen unsur olduğunu söyleyebilirim. Uzak Doğu Afrika, Güney Amerika  gibi bizden çok farklı kültürlere sahip ülkelerden her zaman yeni fikirlerle dönüyorum. Bazen izlediğim  bir film, okuduğum bir roman, hatta  bir dükkanda gördüğüm bir kumaş parçası  bile bana ilham verebiliyor.. Doğayla bütünleşmenin insan ruhunu arındırdığına ve yaratıcılığı beslediğine inanıyorum.. Son müzik albümümdeki üç parçamı sabahın 06.30’unda gün ağarırken  etrafta an be an değişen renklere bakarak Maçka Parkı’nda yürürken yapmıştım. Sürekli aynı şeyi yapmaktan sıkılan bir yapım var.. Şiir, müzik, resim, heykel gibi disiplinler arası gezinerek  kendimi yeniliyorum. İnsanoğlunun her hali bizlerin duygu dünyasına etki edip eserlerimize yansıyor..

Sanat çalışmalarınızın yıllar içindeki değişim ve gelişimini kendi gözünüzden aktarır mısınız?
Sanatçının arayışı hiç bitmez… Bende de  sürekli daha iyiyi arama ve yaratma mücadelesi var.. Kendimle  acımasız bir yarış içindeyim. Kendimi tekrarlamayı sevmediğim için hep bir öncekinden farklı şeyler yapma telaşındayım. 100 tane aynı resimden üretebilecek  bir yapım yok. Yaptığım şeylerin yalnız beni değil, başka insanları da mutlu etmesini  diliyorum. Dünyada yeteri kadar mutsuzluk ve sıkıntı var.. En azından benim eserlerim öyle olmasın istiyorum. Yıllar içinde sanat adına yaptığım şeylerin topluma artı bir değer katmasını arzu ediyorum. Sosyal sorumluluk projelerine sanatımla katkı sağlamaya çalışıyorum. İki müzik albümüm ve bir şiir kitabım eğitim projelerine destek amacıyla satılıyor. Çevre ve geri dönüşüm konusunda daha duyarlı oldum. Buna katkı sağlamak amacıyla 2-3 yıl önce eski çantalardan yeni bir tasarımla bir  “art bag” koleksiyonu yapmıştım. “Sonsuzluğun mesajı” isimli abstrak koleksiyonum doğaya verdiğimiz zarara dikkat çekmeye çalışıyordu. Son senelerde sokaklarda bulduğum atıkları değerlendirmeye çalışıyorum. Çöp diye atılan bir şeyin bir sanat eserine dönüşmesi bana inanılmaz keyif veriyor.

"Renk" kavramı için sanatınız dışında neler anlatmak istersiniz?
Canlı  renklerin insana enerji verdiğine inanıyorum. Bu yüzden keyifsiz olduğum günler elim otomatik olarak  siyaha gitse bile, eğer o an aklıma gelirse bana enerji verecek  bir renk seçip giymeye çalışıyorum.. Beyaz bana sükuneti ifade ediyor... Belki de bu  yüzden karı çok severim... Doğaya baktığımızda aslında denizlerin  dibinden dağların tepesine kadar her yerde renk var. Anadolu’ya köylere bakın, basmaları yazmaları hep allı güllü renkli.. Çünkü çiçeklere, kuşlara, kelebeklere,  kısacası doğaya yakın yaşıyorlar. Şehir hayatının temposu  insanları renkten uzaklaştırıyor diye düşünüyorum. Betonların  grisiyle çevriliyiz ve gitgide doğadan uzaklaşıyoruz.. Renklerimiz de gitgide grileşiyor.. Renklerimiz mi önce grileşti  yoksa hayatlarımız mı? diye sorsak sanırım burada  tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan? hali söz konusu ..

Ve siyah... Bugün hepimize aynı şeyleri düşündürüyor.. Söylemek istedikleriniz var mı? 
Siyah içinde hüzünü, sıkıntıyı, aynı zamanda gizemi, yok oluşu barındıran bir renk.. Bir  nevi kalabalıklar içinde kaybolma hali.. Ben genelde canlı ve kontrast renklerle çalışmayı sevsem de, arada bir  gönlümde barındırdığım hüzün ölçüsünde siyaha boyadığım birkaç tuvalim var. Sonradan karşılarına geçip baktığımda geri planda çok flu meydana çıkmayı bekleyen renk fısıltıları fark ediyorum. O tablolarıma bakmak beni hüzünlendiriyor. Biliyorum ki o aralar pek mutlu değilmişim ve  herşeye rağmen iyi olmak için çabalıyormuşum..

Son sergi çalışmalarınızın hikayesini anlatmanızı rica etsem?
“Açıl Susam Açıl” sergimin ana materyali  eski  Nişantaşı apartmanlarının gözden çıkarılmış eski kapıları.. Oturduğum ve çalıştığım bina 1935 yılında yapılmış.. Nişantaşı’nın eski apartmanlarındaki  dairelerde genellikle bir ana kapı, bir de servis kapısı varmış. Büyük şehir hayatı bizleri zaman içerisinde  malum nedenlerle zevksiz çelik kapılara mahkum etti.. Üç yıl önce Apeiron Artplus Galery’i açarken  iki adet eski daire kapısını değiştirmemiz gerekti. Masif ağaç, güzel işçilikli kapılardı.. Atmaya kıyamadım. Zamanla kapı merakımı görenler bana başka kapılar getirdi. Bir kısmı eskiden salon salamanje tabir edilen odaların dar uzun camlı kapıları. Onları unutuldukları köşelerden çıkarıp alt yapı olarak kullanmaya karar verdim.. Böylece semtin yeni hayatına katılarak  bir şekilde yaşamlarına devam etsinler istedim.

Açıl Susam Açıl Sergisinin açılış  tarihinde Soma felaketini yaşadık. Kuşkusuz yaşananlar çok acı.. Serginin tüm gelirini felaketzedelerin çocuklarının  eğitim giderlerine   aktarmaya karar verdik. Umarım ‘’Açıl Susam Açıl’’ kapıları  mağdurların hayatlarındaki acılara bir nebze olsun merhem olur..

Sanat - mutluluk ilişkisi nedir size göre? 
Yaratım süreci bir nevi meditasyon gibi.. Ürettiğim zamanlar hayatta en mutlu olduğum  zamanlar… Negatifi pozitife çevirmeyi  arzu eden bir yapım olduğu için,  mutsuz olduğum zamanlarda da sanatı çıkış aracı olarak kullandığım oluyor. İki yıl önce duygusal anlamda beni zorlayan  bir yaz geçirmiştim.. O süreçte tüm  duygularımı müziğe aktardım ve sözü besteleri bana ait 7 şarkıdan oluşan ‘’Şaka Gibi Herşey” isimli ikinci müzik albümümü çıkardım. Bu dönüştürmeden çok keyif aldığımı söyleyebilirim.

"Ben sanattan anlamıyorum" lafı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bu sözü en çok sergilerde  duyuyorum ve  böyle söyleyenlere, “anlamanız şart değil, sevmeniz kafi” diyorum... Bence bir resme baktığınızda veya bir müziği dinlediğinizde  onu anlamaya çalışmak çok gerekli değil.. Sizde yarattığı duygulanım önemli.. Eseri  kendinize göre yorumlama hakkınız var  ki, bu belki de onu yaratanın süreçteki düşünceleri ile aynı olmayabilir. Sanatçı yarattığında nasıl istediği gibi özgür olma hakkına sahipse , izleyen de izlediğinden keyif alıp almama, beğenip beğenmeme hakkına sahip  olmalı.. Sanatçılar yapar, diğerleri izler ve herkes kendine göre yorumlar. Hayat çok kısa.. Teoriler üretip çok da fazla kasmaya gerek yok..

Sanat - toplum arasındaki mesafeyi daraltmak adına neler önerebilirsiniz?
Sanatın sokağa inmesini isterim ve tabii bir de insanların çocuklarını küçük yaşta sergilere, müzelere, konserlere götürmeye başlamalarını.. Bizde hala  galerideki sergiye giriş paralı mı? Ne kadar para ödememiz gerekir? diye soranlar var mesela..
Geçen gün Maçka Parkı’nda çimlerin arasında yürürken, küçük beton basamaklara yazılmış bir şiir dizesi gördüm. Altında “şiir sokakta” yazıyordu. Beklenmedik tatlı bir sürprizle karşılaşmıştım.. Öyle hoşuma gitti ki, anlatamam… Diğer sanat kolları da ufak ufak sokağa taşınsa ve gündelik hayatın içinde insanlarla kaynaşsa ne iyi olur değil mi?

Sizin İstanbul nasıl bir İstanbul? İstanbul'u beş duyunuzla tarif edin desem..
İstanbul tutkuyla bağlı olduğunuz kaprisli bir sevgili gibi.. Üzüyor, kırıyor, acıtıyor ama olmadık bir anda öyle güzel birşey yaşatıyor ki  şikayet etseniz bile ondan vazgeçemiyorsunuz ve bu aşk yıllarca devam edip gidiyor. Dünyanın neresine gidersem gideyim özlediğim şehir. Eskiyle yeninin karışımı bir şehir, her yerinde ayrı bir enerji.. Kilo aldıracağını midenizi yoracağını bilseniz bile yemekten kendinizi alıkoyamadığınız  bol baharatlı leziz bir yemek gibi.. Darbuka ve kanun sesiyle, çello, piyano bir arada. Dünyanın tüm renklerini bünyesinde barındıran  baş döndürücü hızda bir şehir..

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
İstanbul’un kültür başkenti olduğu yıl  önerdiğim bir projem vardı, hala olmasını çok isterim. Atatürk  ve Sabiha Gökçen havaalanları  uluslararası uçuşlar için çok özel ve güzel bir konumda.. Bazen insanlar bağlantılı uçuşlar için  3-4 saat dışarı çıkmadan  havaalanında geçiriyorlar. Orada küçük de olsa bir güzel sanatlar müzesi olmasını, içinde sanatçıların eserlerinin afiş baskılarının veya günlük hayatta kullanılacak tasarım ürünlerinin olduğu  art shopların olmasını çok isterim. Ayrıca havaalanında kapılara giden yollar üzerinde o kadar çok boş duvar var ki.. Oralara sanatçıların tablolarının büyük boy afişleri asılabilir. Cam fanuslar içinde son derece büyük ve etkileyici heykeller olsa o da çok hoşuma giderdi. Sanat havaalanından başlasa, ülkemize ayak basan  turistleri önce ülkemizin sanatçılarının eserleri karşılasa muhteşem olmaz mıydı? O seneler bu konuda bir iki yazı yazmıştım, sonradan bir iki ufak deneme oldu ama hepsi güdük ve son derece amatörce kotarılmış şeylerdi, kimse farkında bile olmadı tabi ki.. Dünyadaki bir iki tanınmış romancıya içinde Istanbul’da geçen hikayeler olan romanlar yazdırmak isterdim. 


5 Mayıs 2014 Pazartesi

Ege Soley: "Çiçekçi olana kadar çiçeklerle hiçbir ilişkim yoktu! Her zaman söylediğim gibi, ben sadece tasarım yapmayı sevdim. Çiçekleri de kendime zevkli, zorlayıcı ve yaratıcı enstrümanlar olarak aldım."


Düşünen, tasarlayan, üreten insana saygım sonsuz.. Bu blogu da onca işimin arasında bu yüzden açmadım mı zaten? Yaptığım röportajlar ruhumu besliyor.. 

"calla lilies", Tamara de Lempicka
Ege Soley'in Beşiktaş Akaretler yokuşundaki çiçekçi dükkanının önünden geçerken önce vitrinini ve imzasını sevdim sonra facebook'daki çiçek düzenlemelerinin fotoğraflarını.. Ve bu başarılı genç insanı da blogumda yayınlamak için sorularımı sıraladım.

Tamara Lempicka resimlerine benzetmişsiniz çiçeklerinizi…  Çiçek düzenlemeleriniz için ilham aldığınız başka sanatçılar var mı?
Lempicka’nın renklerini ve çizgisinin hareketlerini, hem yumuşak hem maskülen hallerini çok seviyorum evet.. İlham anlamında özellikle bir sanatçı veya akım söyleyemem,  ama yalın tasarımlar, mimariden ürün tasarımına kadar, beni çok etkiliyor. Belle époque veya romantizm’den ziyade minimalizm sanırım tasarımlarımın çok daha içinde ve kişiliğini belirliyor..

Çiçek ile yakın ilişkisi olan insanların yaşam kültürlerinin gelişmiş olduğunu söyleyebilir miyiz?
Sanırım -ve ülke şartlarında maalesef- evet. Çünkü bu aslında kişinin gustosu, hayat tarzı ve hayata bakış açısı hakkında çok ciddi ipuçları veriyor. Avrupa’da çiçeğin gerçek bir kültür olması, kişilerin bunun için zaman ve mesai harcaması bana göre hem kendilerine hem çevrelerine gösterdikleri özen ve saygı ile birebir orantılı. Ama henüz bize çok uzak bir durum maalesef..

Çiçek seçimleri kişilikleri ele veriyor mu sizce?
Bu konuda çok kesin konuşamayacağım.. Kişilik cok ciddi ve anlaşılması cok zor bir konu. Benim fikrim aslında insanların belirli dönemleri olduğu.. Bir dönem daha romantik, daha sıcak çiçekler görmek isterken insan, bir başka dönem çok daha yalın, hatta geometrik şekilli çiçeklerden veya tasarımlardan hoşlanabiliyor. Bunun da, giyim zevki gibi, zamanla ve ruh haliyle değişen bir durum olduğunu düşünüyorum..

Çiçeklerle ilişkiniz ne zaman başladı?
Çiçekçi olana kadar çiçeklerle hiçbir ilişkim yoktu! Her zaman söylediğim gibi, ben sadece tasarım yapmayı sevdim. Çiçekleri de kendime zevkli, zorlayıcı ve yaratıcı enstrümanlar olarak aldım. Bu işe başlamadan önce hiç çicek bilgim veya özel bir zevkim yoktu. Herşeyi tamamen çalışarak ve önce fransızca olarak öğrendim!

Çiçek düzenleme eğitimini nerede aldınız?
Çalışırken bir yandan da Ecole des Fleuristes de Paris’de üç sene eğitim aldım.

İşinizi nasıl kurdunuz? Hikayesini bizimle paylaşabilir misiniz?
2007 yılında Paris’e yerleşmiştim Fransızca eğitimi almak için.. Oradaki çiçekçileri gördüğümde de İstanbul’da hiç böyle güzel mağazalar olmadığını farkedip bunu kendime iş edindim. Paris’in ve Fransa’nın en tanınmış çiçekçilerinden Pascal Mutel’e başvurdum. 2007-2011  yılları arasında kendisinin yanında çalışma şansına sahip oldum. Hem ondan öğrendiklerim, hem de okulda aldığım teori bilgisiyle 2011 Nisanı’nda İstanbul’da kendi dükkanımı açtım.



Gelin buketleri için mevsimlere göre çiçek önerileriniz olabilir mi?
Gelin buketlerini cok şahsi buluyorum. Gelinlere buket hazırlayabilmek için genellikle sadece dinlemeye daha sonra gerekli degişiklikleri yapmaya çalışıyorum. 

Artık tüm çiçekleri ithal edebildiğimiz için de gelinler ne isterse tamamen onu yapmaya çalışıyorum. Mevsimden ziyade ortama göre de değişebiliyor çiçekler.. 

Açık havada, kırda yapılan düğünler daha hafif ve renkli buketleri kaldırabilirken, otel düğünleri için daha klasik, daha sakin buketler tercih ediliyor..

Ülkemizde yetişen nadide çiçekler hangileri? İhraç ettiklerimiz var mı?
Maalesef dükkanlarımızda kullandığımız çoğu çiçek yurtdışından geliyor. Türkiye gibi bereketli bir ülke için oldukça acı verici bir durum bu.. Çiçekçiliğe ve tarıma verilen -olmayan- önemi de gözler önüne seriyor... 

Oysa Türkiye onbinlerce endemik çiçeğin ana vatanı. Örneğin Türkiye’de sadece Hakkari’de yetişen ve oradan doğuya dağılmış olan frittillaria (Ters Lale), çok bilinmeyen ama çok güzel bir çiçektir.. 
Yine bunun gibi birçok orkide cinsi de kimsenin dikkatini çekemeden yine bu topraklarda ayakta kalmaya çalıyor.
frittillaria (Ters Lale)

İstanbul’a dair bir hayal projeniz var mı?
Özellikle İstanbul değil ama, şimdilik yaşadığım şehir olduğu için, gerçek bir çiçekçilik okulu kurmak, öğrendiğim ve bildiğim her şeyi bu işi seven ve layığıyla yapabilecek insanlara öğretmek istiyorum.

Sizce İstanbul’un çiçeği hangisi?
Elbette erguvanlar.

Sizin çiçeğiniz hangisi?
Formları, sadelikleri ve bana Lempicka’yı hatırlatan renkleriyle kesinlikle gala’lar.





1 Nisan 2014 Salı

Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği, "İç Güç" isimli II.Grup Sergisini, Saint Joseph Lisesi'nde 10 Nisan Perşembe akşamı Kollektif Grubu'nun konseriyle açıyor..

Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği, 2008 yılından beri faaliyet gösteriyor. Üyelerinin büyük bir çoğunluğunu Kadıköy Moda'da ve Yeldeğirmeni'nde atölyeleri olan sanatçılar oluşturuyor. Her sene Eylül ayında Burunda Sanat Festivali'ni organize ediyorlar.

Geçen yıl, Saint Joseph Lisesi Sergi Salonu'nda açtıkları ilk grup sergileri "Uyanış Anı" çok ilgi gördü. İkinci grup sergilerini de yine aynı yerde açıyorlar. "İç Güç" adını taşıyan serginin açılış saati 20.00. Öncesinde saat 19.00'da Kollektif İstanbul'un konseri var.  

"İçindeki Yol", Esra Kizir Gökçen,  140 x 120 cm., Tuval üzeri yağlıboya, 2014

"İç Güç”
II. Lokomotif Grup Sergisi
10 Nisan  – 3 Mayıs 2014 
Saint Joseph Lisesi Sergi Salonu 
Moda - Kadıköy

Kerem Ağralı
Taylan Akdağ
Ayşenur Artar 
Justin Eccles
Laurel Eccles
Zafer Erkan
Esra Kizir Gökçen
Evren Gül
Serhat Koçak

İçgüç; insanın dışındaki bütün varlıklarda, onların kendi doğalarına içkin
ve -kendilerinde bütün- bir payda olarak duruyordur ve büyük ihtimalle de bu canlılar, 
deneyimlemiş olsunlar ya da olmasınlar kendi güçlerine hiçbir zaman yabancı kalmamışlardır. 
Yani bir leopar ya da bir çınar, bir afetten ya da 
insanın şerrinden bir şekilde paçayı kurtardığında, o zamana kadar işletmek zorunda kalmadığı bir iç güç karşısında, kendini tanıma ve potansiyelini deneyimleme imkanı bulursa, bu kendine bakışını değiştirir mi bilemiyoruz ama bilinçli varlık olan insanda değişimin gözlenebildiği bir gerçek. 
Bunun için, bin yıllardır -kendini tanıma- insanın değişmez yazgısı ve temel varoluş prensibi 
olarak zorunluluğunu sürdürmekte.. 

Bu sergi, katılan her sanatçının kendi bakış açısından "iç güç" 
temasınından ne anlaşıldığı ve bunun nasıl anlamlandırıldığının çeşitliliği üzerinedir. 
(Metin: Evren Gül) 

"Sen Şarkılarını Söyle", Evren Gül, 80x110 cm, ahşap üzerine karışık teknik... Gezi olayları bu çalışmanın ideolojik arka tasarımını oluşturmamaktadır. Fakat insanlıkla yaşıt ezen ve ezilen ilişkisinde, bir yönetim biçiminin dışsal gücü ile bir halk bünyesinde bu derece büyük bir refleksi işletmesi ve yenilmesi, bir toplumun iç gücünü tanımasına ve korku duvarının aşılmasına yol açmıştır. Tarihte de oluğu gibi bu süreçte de bütün ezilenlerin acıları ve tepkileri büyük eserlerin 
verilmesine, büyük yankıların dalgalanmasına sebep olmuş , toplum ve iktidar ilişkisinde yeni bir boyut aralanmıştır.  
"Sen Şarkılarını Söyle", ismini Cohen kardeşlerin 2014 yapımı aynı adlı filmlerinden almaktadır. Bu filmde de sanatına olan inancından dolayı bulunduğu koşulları her boyutuyla aşmak isteyen bir folk şarkıcısının "içgücü" konu edilmiştir. 
Yaptığı müziğin çok samimi,  çok kendince oluşu onu naif  bir konuma sokmasa da, ticari piyasasanın prensipleriyle de uzlaştırmaz. Böylece aidiyetsiz bir dünyada, ne oralı ne buralı olarak bir yer bulamaz. Bu belki de onun için en uygun olan ve içinde yücelebileceği bir yazgıdır, evrenin telkinidir: Tıpkı polislerin ayağının altındaki gösterici genç gibi... 
Sen şarkılarını söyle...
Laurel Eccles, kağıt üzerine karışık teknik, 30 x 40 cm.

"D", Serhat Koçak, akrilik, 170 x 170cm.

27 Mart 2014 Perşembe

Mamut Art Project 2014 İstanbul Küçük Çiftlik Park'ta 3 Nisan'da Başlıyor: 55 Sanatçının Gözünden “Senin sanatın!”

Sanatı bir deneyim olarak görenlerin merakla beklediği Mamut Art Project, sınırları zorlayan eserlerle bu yıl,   3 - 6 Nisan tarihleri arasında Küçük Çiftlik Park’ta kapılarını açıyor. Mamut Art Project 2014’te,  700 başvuru arasından seçilen 55 sanatçı sanatseverlerle buluşacak. 

Erdal İnci, "Taksim Spiral" Video, 1080p, 0,8", 2013

55 genç sanatçı 1500m2’lik bir alanda özgür kalırsa ne olur? 


Bağımsız ve gelecek vaadeden sanatçıların erken keşfedilebilmesi amacıyla kurulan Mamut Art Project, sanatseverleri görsel ve besleyici bir sanat keşfine davet ediyor. Resim, Fotoğraf, Enstalasyon, Sokak Sanatları, Heykel, İllüstrasyon, Video Art, Land Art, Kinetic Art gibi farklı alanlardan 55 sanatçının her birinin yaklaşık 10’ar metrekare sunum alanında 4 gün boyunca eserlerini sergileyeceği Mamut Art Project, sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 
Ali Kazma, Emre Baykal, Emre Zeytinoğlu, Oya Delahaye ve Saruhan Doğan’dan oluşan jüri tarafından değerlendirilerek belirlenen sanatçıların eserleri, sanatı ve sanatçıyı destekleyen proje, mekân sponsoru Küçük Çiftlik Park’ta kurulan 1.500 m2’lik dev çadırda sergilenecek.
Bu yıl ikincisi düzenlenen Mamut Art Project kapsamında, galeri sahipleri, koleksiyonerler ve küratörlerin katılacağı özel gösterim gecesinde genç sanatçılar yine sanat dünyasının önde gelen isimleriyle tanışma fırsatı bulacak. Sanatseverler ise, bu özgün eserlere “ulaşılabilir” meblağlarla sahip olabilecekler.

Güneş Bulut Yılmaz, “Vesikalık Portre Serisi”Kağıt Üzerine Çizim, 29.7x21cm, 2014
Farklı disiplinler, farklı alanlardan 55 sanatçıdan bambaşka deneyimler kazanmaya hazırlanın!
Kariyerlerinin başında olan genç sanatçıların üretimlerini desteklemek, kendilerine ait bir alanı kullanacakları sergileme deneyimini yaşatmak ve görünürlük sağlamak hedefiyle yola çıktıklarını ifade eden Mamut Art Project Kurucu Ortağı Seren Kohen şunları söyledi: Geçtiğimiz yıl 530 başvuru ile beklentilerimizin oldukça üzerinde ilgi gören Proje sayesinde Resim, Fotoğraf, Enstalasyon, Grafiti Sokak Sanatları, Heykel, İllüstrasyon, Video Art alanlarında 47 yetenekli sanatçıyı sanat dünyasına tanıttık. 3.000 kişinin ziyaret ettiği sergide, eserlerin %60’ı satın alınarak önemli koleksiyonlarda yerini aldı. Sanatçılarımızın birçoğu galeriler tarafından görüşmeye çağrılırken; Didem Erk, geçtiğimiz Eylül ayında sergilenen İstanbul Bienal’ine Türkiye’den seçilen 13 katılımcıdan biri oldu. Galeriler tarafından temsil edilen 6 sanatçımızın eserleri, 2013 Contemporary Sanat Fuarı’nda sergilendi. 10 sanatçımız, Ankara CerModern gibi önemli kurumlar dâhil olmak üzere karma ve solo sergilere davet edildi ve yeni projelerini sergiledi.

"Hedef", Kerem Ağralı, 100x100, TÜA karışık, 2013
Biz, her kişinin beğeneceği ve kendinde bir his uyandıracak en azından bir sanatçı / sanat eseri bulabileceğine inanıyoruz. Şehirdeki sanat ortamına böyle doğru, kapsamlı ve sürdürülebilir bir sanat alternatifi kazandırmış olmanın heyecanını yaşarken; Mamut Art Project’i sanatçılar için güvenebilecekleri bir kurum haline getirmek hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2.senemizde de keşfedilecek yeni yetenekleri ve sanatseverleri ağırlamak için sabırsızlanıyoruz. Gelecek için en büyük hedeflerimizden biri ise önce Türkiye içinde ve daha sonra yurt dışında Mamut Art Project edisyonları yapmak.”

Mamut Art Project, farklı ülkelerde düzenlenen etkinliklerin ülkemiz sanat camiasına bir uyarlaması.. Türkiye’de bu alanda düzenlenen ilk sergi olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin en kapsamlı ulaşılabilir sanat etkinliği olan Mamut Art Project, her yıl tekrarlanmak üzere, yeni sanatçıların ve üretimlerinin sunumlarıyla gelişen, ulaşılabilir sanat yapısını destekleyen alternatif bir proje olma hedefi ile yola çıkmış.

İlk proje, genç sanatçılara alan ve görünürlük sağlamak amacıyla 15-19 Mayıs 2013 tarihlerinde Antrepo No:3’te gerçekleştirildi. Farklı alanlarda uzman isimlerden oluşan jüri tarafından, 530 başvuru arasından seçilen 47 sanatçıya, kendi idareleri ile yürütebilecekleri disiplinler arası bir paylaşım ve sergileme imkânı sağlandı. 


Mustafa Murat Kahya, ”White Tension III”, C-Print Baskı, 100*150, 2012

15 Şubat 2014 Cumartesi

Çocuklarla Sanat Konuşmaları 7 - Eren Özelçi: "İstanbul'da daha az ev yapılsın isterdim..."

Eren merhaba. 

Picasso'nun resmiyle başlayalım sohbetimize ister misin? Beğendin mi bu resmini?
Picasso’yu tanımıyorum.  Ama güzel bir resim. Çok kolay bir resim, ben de yapabilirdim.
İki insan var. Elleri hayvanın eline benziyor.

İki çocuk resim yapıyor.. Resmin adı buymuş.
Kadına benziyor çocuk. Üstünde de çubuk var (gülüyor…) Neredeyse adamın suratı kaleyle kaplanmış. Duvarları sanki odunla boyamışlar.
Arkada da çiçeğe benzeyen bir şey var.. Beyaza boyamışlar. Dışarının rengine benzemiyor.

Duvarına asar mıydın bu resmi?
Bir iki yıl asmam. Bana tam bitmemiş bir resim gibi geldi. Biraz düşünmem lazım…





Sen resim yapıyor musun?
Eren Özelçi, 7 yaşında. Doğum günü: 16 Ekim.
Resim yapmayı seviyorum. Önceki hafta okulda büyük bir kağıda Mısırlıların resmini yapmıştık. Ressamlar bazen anlamsız şeyler yapabiliyor. Ben de bugün anlamsız bir resim yaptım. Ailemin resmini yapıyorum.
Bir de Fenerbahçe’nin resmini yapmayı seviyorum.

Fenerli misin?
Koyu.

Ben futboldan pek anlamıyorum… Sanattan konuşalım. Sanat nedir sence?
El becerisi, bir de hayal gücü..

Sanatçı kimdir peki?
Resim yapan kişi.

Sevdiğin ressamlar hangileri?
Çok ressam göremedim hayatımda. Bildiklerim Hollandalı, Amerikalı.

İsimlerini hatırlıyor musun?
Van Gogh..


Bak bu resim Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun. Nasıl buldun?
İngiltere galiba. Soğuk oraya gitmemiştir. İstanbul’da en çok böyle tekneler görünür. Ressamın burada deniz kenarında yaşadığı belli.

Haklısın. Moda’da yaşıyor. Pek soğuk sayılmaz ama.. Sanadalın sence niye yarısı kırık?
Fırtınada kırılmıştır.

Ama deniz tarafı sağlam görünüyor..
Farklı bir tekne olduğu belli. Fırtınada boyası gitmemiş. Başka resimler de yapıyordur. Artık ben de tekne resimleri yapmaya başlayacağım..

Bu resim de Picasso'nun.. Sana neler anlatıyor?
Bir yerden hayal etmiş. Özen gösterilmiş tarafları var. Fırçayla boyandığı belli. Topu neden yapmış anlayamadım. Elleri çok beğendim.

Kızın elindeki ne?
Ölmüş bir kuş.. kız ona bakıyor. Bu da kolay bir resim. Çok renkli olmuş. Çizgili çizgili olmuş. Gözleri çok komik olmuş. Dışarısını neden öyle boyamış anlayamadım.. Üstüne boya dökülmüş , fırçası çok sulu gibi. Böyle bir renk dünyada yok. Bütün renkleri karıştırmış olması lazım. Suratı yaparken çok uğraşmıştır.

İstanbul’u, yaşadığın şehri seviyor musun?
Evet. Amerika’da daha az ev olduğu belli. Kıta bizden kaç kat büyük tabii.

Daha az ev olmasını seviyorum. Daha çok orman olmasını isterdim. Yine de ev yapılsın ama her zaman olmaz.

İstanbul’un belediye başkanı olsaydın neler yapardın?
Daha az ev yapardım. Cebimizde daha çok para olmasını isterdim. Oyuncak isterdim.

Paylaşır mıydın?
Kimle? Kırılacak şeyleri paylaşmam zor olurdu..

Sadece hayvanların yaşadığı bir ülke kursak. Hangi hayvanları alırdın?
Tavşan, köpek, kedi


Bak bu da bir Turner resmi…
Bunu bilmiyorum ama Van Gogh’un Yıldızlı Gece resmini hastanede yaptığını biliyorum.

Bu fırtına resmi olmuş… Fırçanın darbelerini sevdim. Çok zorlanmıştır. 1000 renk karıştırmış. Bir sürü renk bulmuş ve her yerini boyamış tablonun.. Tuval kullanmıştır. Tuvalin köşelerini bile boyamış. Arkasını boyamamıştır. Çünkü tuvali nasıl koyacağını bilememiştir.  (Gülüyor..)
Açık mavi, koyu mavi, açık, koyu, açık, koyu, öyle gidiyor.. Yapmak çok zor. Söylemesi kolay.

Rengin nasıl oluştuğunu biliyor musun?
Evet. Dün okulda sadece iki renkten bir sürü mavi yaptık.

Teşekkürler Eren..
Çok uzun sürdü ama sevdim. İkinci röportajımızı ne zaman yapacağız? 

10 Aralık 2013 Salı

Münteha Adalı: "Her evde her gün bir iş yaşamı var.." diyor ve vasıflı ev yardımcısı yetiştiriyor...

İşe giderken gözümüzün arkada, aklımızın evde kalmaması ne kadar önemli biz kadınlar için... Evde çalışan yardımcısından şikayet eden ya da yeni yardımcı arayan bir dolu hanım var etrafımda.. Münteha Adalı ile tanıştığıma ben çok memnun oldum. Sizlerle de tanıştırmak istedim. Burası İstanbul, blogumun adı "Bir Başka İstanbul".. layık olmaya çalışıyorum.. Buyrun okuyun.. İlginç bir çalışma yapıyor Münteha Hanım...

Ortaklarından olduğunuz Güvensan bugün Türkiye’nin en iyi temizlik şirketlerinden biri..  Kusursuz Ev işleri Eğitimi nereden aklınıza geldi?
Sektörün ilklerindeniz ve hizmet kalitesi anlamında  en iyi temizlik şirketlerinden biriyiz..  21 yıldır kurumsal müşterilerimizden, çalışanlarından, çevremizden ev hizmetlerine destek talepleri geliyor. Bu bizi bu konuya yöneltti. Müşteri ve ev hizmetlerinde çalışanlar arasındaki ilişkide iyi “aracı” olacağımız inancıyla yola çıktık. Amacımız bu projeyle ev hizmetlerine kurumsallık getirmek..

Bu kadar yoğun mu eğitimli ev yardımcısı arayan?
Her gün her evde bir iş yaşamı var.. Bu iş yaşamına dikkat çekerek tarafların talepleri ve haklarını korumada aracılık ediyoruz. Eğitim vererek vasıfsız çalışanların sertifika almalarını sağlıyoruz.

Eğitimlerde üç ayrı  grubu hedefledik. Eğitim öncesinde çalışandan ve müşteriden detaylı  eğitim talep formu alınıyor, ihtiyaçlar belirleniyor  ve eğitim konuları seçiliyor.

Ev hizmetlerinde  yardımcısı olup da eğitim ile desteklemek isteyenlere, sertifika programı ile çalışanını vasıflı hale getirmek isteyen müşterilerimize, sertifika programına katılıp ev hizmetlerinde çalışmak isteyenlere hizmet veren Güvensan, evlerine yardımcı arayanlara eğitimli-sertifikalı personel bulan bir ajans da aynı zamanda.. 

Kadınlarımızın ilgisi nasıl bu girişiminize?
Çalışan da, çalıştıran da memnun. İşveren taraf ihtiyaçlarını kendilerinden daha iyi anlayan eğitim almış sertifikalı personel  ve doğru muhatap buluyor,  çalışan taraf ise bu sektörde çalışanların dilinden anlayan güvenilir bir aracı...

Kadın Girişimciler Derneği  Kagider deneyiminizden de bahseder misiniz?
Kagider  ilk STK deneyimimdi. Benimle aynı tarafta aynı sorunlarla uğraşanlarla birarada olmak iyi geldi. Motivasyonum arttı. Çok şey öğrendim. İlişki yönetimi, hayata yeni bakış açıları, değişik iş yapma şekilleri, karşılıklı öğrenme süreci, kadın yoğun bir nüfusla bir arada olmanın bana öğrettikleri, farklı yönlerimi keşfetme süreci, topluma olan borcum, sorumluluklarım, yapmak istediklerim için fırsat.. Her şekilde, her şeyden bir başka şey öğrenmek... Öğrenme sürecinin sonsuzluğu ve gençler.. Onların ihtiyaç ve taleplerine aracılık etmek, akıl, yenilikçilik, girişimcilik anlamında hep genç kalmak...

Kurduğunuz yeni işkolu ve şirketle temizlik sektörüne vasıflı işçi kazandırıyorsunuz. ..
Bilinçli ve özgüvenli çalışanlar, doğru hizmet alan müşteriler, asgari kaynak ve enerji kaybı, hakları korunan taraflar... olarak özetleyebiliriz..

Kurumsallaşan ev hizmetlerinin fiyatları yükseltiyor olması yolunda eleştiri alıyor musunuz?
Evet hem de çok… En çok, çalışan tarafı uyandırdığım konusunda eleştiri aldım. “Zaten zor buluyorduk bu farkındalık ile hiç bulamayacağız” diyorlar.. Maliyeterin yüksek olduğundan bu işi bu şekilde yapmanın zorluğundan bahsediyorlar..

Eğitim verdiğiniz kadınlara belki de hayatlarında hiç duymadıkları, görmedikleri şeylerden bahsediyorsunuz... Tepkileri nasıl?
Öğrenmeye çok ihtiyaçları var. Bildiklerini sandıkları işleri daha sistemli yaparak zaman kazanmaları ve müşteri memnuniyetinin  artması onları mutlu ediyor. Onları bu kadar iyi anlayan taraf bulma kısmına seviniyorlar..

Yaşamlarına giren yeni evlerde karşılaştıkları zorlukları aşmalarına nasıl yardımcı oluyorsunuz?
Empati yapmayı anlatıyor ve öğretmeye çalışıyoruz...”Müşteri ne ister?” başlıklı interaktif eğitimimiz ile yaşadıkları zorlukları aşma ve “tercih edilen” olma durumlarını örnekliyoruz. Güçleniyorlar.

Eğitim programınızda sağlıklı beslenme, elektronik aletlerin ve kimyasalların kullanımı, hayvan ve bitki bakımı, ev ekonomisi  gibi konular da var mı?
Hayvan bakımı konusu yoktu ama bu sorunuz ile eklememizin iyi olacağını fark ettim. Bana verdiğiniz  bu fikir için çok teşekkür ederim. Aslında eğitimlerimizi gelecek taleplerle de çeşitlendiriyoruz.

Zorlandığınız konular hangileri?
Müşteri taleplerinin yönetilmesi , çalışanın ilk görüşmede  gelen taleplerden ürkmesi, ilk intiba yönetimi, müşteri talepleri ve karşı tarafın bunu algılaması arasındaki dengenin oluşturulma süreci...

Uyumlu bir çalışma ortamı sağlayabilmek için işverenlere ne gibi tavsiyelerde bulunuyorsunuz?
Ev yaşamına kurumsallığı getirmek şart. İş akdi gerekli. Ancak bu şekilde tarafların hakları korunabilir. Ev hizmetlerindeki iş ortamının  ofis ortamından farkı yok. Bunu taraflara anlatmak gerekiyor.. Günümüzde bilginin bu kadar açık ve ulaşılır olduğu bir çağda karşı olmaması gereken durumlar var.. Ortadan kaldırmak zorundayız. Kadın, kadını eğitim, sertifika ile desteklemeli. Kimse kimsenin engeli olmamalı..

Ev yönetiminde kadın işveren- işçi arasındaki tipik psikolojik  gerginliği yaşamamak için aldığınız önlemler var mı?
Her aşamada bu  ilişkiye  aracılık ediyoruz. 

Temizlik işinde çalışmaya hazırladığınız insanları eğitimden sonra işe de yerleştiriyor musunuz?
Evet.  Temel amacımız istihdam yaratmak..  Kayıt dışındaki kadınların bizim aracılığımız ile kayıtlı hale gelmesini sağlamada rol oynamaya başladık. Müşterilerimize SGK koşullarını anlatan iş akış bilgi seti de hazırladık..

Belediye’lerde verdiğiniz ücretsiz eğitimlerin amacı nedir?
2014 itibariyle Belediyelere bu eğitimleri organize ettiğimizi, kendilerine iş aramak için başvuran kadınların eğitimini ücretsiz yapacağımızı ilettik. Sertifikalı kadın personel,  bu sayede özgüvenli ve ne yapacağını bilerek ev hizmetlerinde çalışacaklar. Müşteri dilinden anlayan, iş planı yapabilen donanıma sahip olacaklar. 

Başarının tarifi nedir size göre?
Yaptığınız her iş arkasından hissettiğiniz gönül rahatlığı ve  mutluluktur başarı..
Mutluluğun tanımı derseniz; sağlıklı ve  özgür olup  istediklerimizi yaptığım andır derim… 

İstanbul’u beş duyunuzla tanımlayabilir misiniz?
Ah İstanbul, İstanbul  olalı böyle kargaşa, böyle derbederlik görmedi…
Güzel ama kirli, karmaşık, hırçın, şaşkın. Geçmişini özleyen  hüzünlü güzel.

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?

Eğer bir gün birileri bana sorar ve destek isterse.. Temizlik, çevre düzeni, eski yapıların korunması ve yeni yapılar içinde kaybolmasının engellenmesi, binaların sıralı ve düzen içinde yapılmasında  rol almak isterim…

29 Ağustos 2013 Perşembe

İstanbul yeni bir uluslararası çağdaş sanat fuarı daha kazandı... ArtInternational 16 Eylül'de açılıyor..

16 - 18 Eylül 2013 tarihleri arasında açılan ArtInternational, uluslararası sanat fuarı Art HK’nin kurucusu ve Hindistan’da bu yıl beşincisi yapılan India Art Fair’ın ortaklarından biri olan Angus Montgomery ile Türkiye’den Fiero Milano İnterteks’in işbirliğiyle yapılıyor.

Fuara katılan uluslararası 61 galerinin seçimi Viyana’dan Ursula Krinzinger,  İstanbul’dan Leyla Tara Suyabatmaz, Dubai’den Isabelle van den Eynde ve New York’tan Leila Heller’in oluşturduğu komite yapmış.  İstanbul’dan 10 galeri katılıyor:  artSümer, Galeri Non, Egeran Galeri, Galeri Mana, Galeri Zilberman, Galerist, x-ist, Pi Artworks, Pilot, Rampa.

İstanbul’un ikna edici cazibesiyle, yeni ve yerleşmiş koleksiyonerlerin gözde şehri haline geldiğini söyleyen Angus Montgomery’nin yöneticisi Sandy Angus, İstanbul’un böylesine büyük bir fuar için en uygun şehirlerden biri olduğunu belirtiyor.

GALLERY ATHR / CİDDE       "Magnetism" Ahmed Mater

ArtInternational'ın Haliç Kongre Merkezi’ndeki mekânının tasarımı Erhan Patat’a ait. Erhan Patat, MSW Architekten, Venedik Mimarlık Bienali’nde sergilenen işleri ve özellikle Irak asılı Ingiliz mimar Zaha Hadid ile yaptığı ortak projelerle tanınıyor.

Fuarın koordinatörü Dyala Nusseibeh. Artistik direktörlüğünü, son yıllarda İstanbul’un güncel sanat ortamında adını duyuran Stephane Ackermann üstlenmiş.Çalışmalarını halen Berlin’de sürdüren Yusuf Etiman  fuar kataloğunu "sanatçı kitabı" biçiminde hazırlamış.  


ArtInternational'da işleri görülebilecek uluslararası sanatçılardan bazıları şunlar: 
Cortesi Contemporary Galerisi standında: Ağırlıklı olarak ölüm ve yaşam’ı sorguladığı heykel, yerleştirme, tuval ve çizim çalışmalarıyla tanınan, “The Turner Price” sahibi İngiliz sanatçı Damien Hirst; 



“Magnetism” adlı işiyle tanınan, Yeni Dalga Suudi Arabistan çağdaş sanatının en önemli isimlerinden, Galeri Arthr’in sanatçısı Ahmed Mater

Sosyal ve kültürel kimliklerden yola çıkarak ürettiği yerleştirmeleri, video ve performanslarıyla bilinen Rampa Galeri'nin temsil ettiği Nevin Aladağ; 

ICP’nin (International Center of Photography) düzenlediği Infinity Awards’ta "Genç Fotoğrafçı" ödülünü kazanan ilk Türk Hollandalı, Galeri X-ist’in fotoğraf sanatçısı Ahmet Polat

Galeri Dix9 ile çalışan, gündelik nesnelere ve fiziksel olaylara ilgisinden hareketle pitoresk etkisi olan video işleri üreten Sophia Pompery

Mitoloji ve ilkel flaman resimlerden yola çıkarak yarattığı büyüleyici işleriyle, Louise Alexander Galeri'nin sanatçısı Fransız Sabine Pigalle...

GALLERI ANDERSSON/SANDSTRÖM / STOCKHOLM
Anne-Karin Furunes "In Search Of A Winner" 46 x 61 x 56cm / 2013

Fuar kapsamında galeri sergileri dışında sanatsal aktiviteler ve özel projeler de gerçekleşecek. Uluslararası sanatçılardan performanslar, Başak Şenovaküratörlüğünde gerçekleşecek video gösterimleri ve Özkan Cangüven eşliğinde hazırlanan non-profit inisiyatifleri fuarın sanat aktiviteleri gibi...

David Claerbout’un ilk gösterimini ArtInternational Istanbul’da yapacağı ve süregelen kamera hareketliliğiyle çektiği “Travel” (1996-2013) adlı videosu izleyenleri yerel bir parktan karanlık Avrupa ormanlarına, oradan da Amazon ormanlarına sürükleyerek banliyö arazilerinde gezdirecek.

Performans sanatçısı Camila Rocha, fuarın açılış gününde lokal bir bando ekibiyle “To See The Band Passing By” adlı performansını 2007’de kaybettiğimiz eşi çağdaş sanatçı Hüseyin Bahri Alptekin’in anısına sergileyecek.

Çeşitli müzik medyasını kullanarak yarattığı işleriyle dikkat çeken Fransız sanatçı Tal Isaac Hadadise birbirinden farklı tarzlara sahip olan sanatçılardan seçtiği kompozisyonları birleştirerek elde ettiği ve “Piano Constraints” adını verdiği yeni performans serisini sunacak. 

Wilhem Latchoumia Lyon Konservatuarı'ndan oybirliğiyle altın madalya almış Fransız piyanist Wilhem Latchoumia da muhalif çalışmalarını sunacak.

Ahmet Öğütfuar alanının çeşitli köşelerine yeni çalışmalarını, performans sanatçısı Gül Kozacıoğluyeni ses enstalasyonunu, Londra’da yaşayan Ali Kepenk İstanbul’dan esinlenerek yarattığı fotoğraf serisini sunacak.

RAMPA/İSTANBUL - Nevin Aladağ, Paravan, Ahşap üzerine halı kolajı, metal çerçeve 190 x 280 x 4 cm / 2012
ArtInternational’a katılacak yabancı galeriler:
Amsterdam’dan Akinci, Galerie Gabriel Rolt, Lumen Travo Gallery, Upstream Gallery,
Atina’dan AD Gallery, Kalfayan Galleries,
Barselona’dan ADN Galleria, Berlin’den Arndt,
Berlin’den Galerie Sherin Najjar, Galerija Gregor Podnar, xavierlaboulbenne,
Buenos Aires’den Ignacio Liprandi Artes Contemporaneo,
Budapeşte’den Deák Erika Galéria, Viltin Galléria,
Cidde’den Athr Gallery, Pi Artworks, Pilot Galeri, Rampa,
Dublin’den Kerlin Gallery,
Dubai’den Lawrie Shabibi, Gallery Isabelle Van Den Eynde,
Hamburg’dan Galerie Conradi,
Kopenhag’dan Galleri Nicolai Wallner,
Londra’dan Carroll/Fletcher, Ibid Projects, Lisson Gallery, Gazelli Art House, Pace, Repetto Ltd Modern and Contemporary Fine Art,
Lizbon’dan Galeria Filomena Soares,
Lugano’dan Cortesi Contemporary,
Lüksemburg’dan Gallerie Zidoun,
Milano’dan S.A.L.E.S., Otto Zoo,
New York’dan Leila Heller Gallery,
Otegem’den Deweer Gallery,
Paris’den Galerie Dix9, Galerie Gabrielle Maubrie, Galerie Jérôme Poggi, Galerie Martine Aboucaya, Galerie Polaris, In Situ Fabienne LeClerc, Yvon Lambert,
Porto Cervo’dan Louise Alexander Gallery,
Salzburg’dan Mario Mauroner Contemporary Art,
San Francisco’dan Gallery Wendi Norris, Hosfelt Gallery,
Stockholm’den Galleri Andersson/Sandström,
Tallinn’den Temnikova & Kasela Gallery,
Venedik’ten Contini Art Gallery, Galleria Massimodeluca,
Viyana’dan Galerie Krinzinger, Galerie Nächt St.Stephan Rosemarie Schwarzwälder.