15 Mart 2013 Cuma

Pemi Melamet: "İstanbul bir zaman tüneli gibi... Burada yaşamak büyük ayrıcalık...


Pemi Melamet çocuklara, doğaya, sanata duyarlı, yaratıcı, çalışkan ve üretken bir insan. Azmi ve kültürü,  meraklı ve araştırmacı kişiliğiyle birleşince ortaya çok başarılı bir site çıkmış. İstanbul for kids... İstanbul'da çocuklar için faydalı, nitelikli etkinliklerin adresi bu site. Hararetle öneriyorum. Çünkü biliyorum ki Pemi Melamet her bir etkinliği ince eleyip sık dokumadan, gidip görmeden, araştırmadan sitesine yazmıyor... Onu sizlere tanıtmaktan mutluluk duyuyorum...

İstanbul for Kids'i kurmaya nasıl karar verdiniz?
Kızım 2005'te doğdu. Çocuklu bir çift için İstanbul'da neler yapabileceğimizi araştırmaya da o tarihten sonra başladım... İstanbul’da hem onu eğlendirecek hem de bize keyif verecek yerler,  etkinlikler arıyordum. Önce etrafımdaki tecrübeli annelere danıştım. Arkadaşlarıma sordum. Aldığım cevap hep aynıydı: “İstanbul’da çocukla yapılacak pek birşey yok!"

Böylece çok sevdiğim İstanbul’u, bir de anne olarak kızımla beraber keşfetmeye karar verdim. Benim için İstanbul saklı güzelliklerle dolu bir şehir.  Kızımla birlikte araştırmaya başladık. İnternetten, gazetelerden... Rastladığım anne-çocuk siteleri de beni pek tatmin etmeyince kendi çapımda kendi etkinlik listelerimi oluşturmaya başladım ve ardından bunu paylaşmak üzere İstanbul for Kids’i kurguladım.



Gerçek mesleğiniz nedir? Kendinizi tanıtır mısınız okurlarımıza?
1968 İstanbul doğumluyum, Saint Michel Fransız Lisesi'nden mezun oldum. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İtalyan Dil ve Edebiyatı okudum. İtalya’da Scuola Politecnica di Design Endüstri Ürünleri tasarımı Bölümünü tamamladım.

Arada İtalya’da bulunduğum senelerde önce Sahne Tasarımı atölyesinde daha sonra Special Effects atölyelerinde çalıştım. İtalya dönüşü Gön Deri firmasında tasarımcı olarak çalışmaya başladım. Beş sene sonunda ise Fresh’n Soft Islak Temizlik Markası için yeni fikirler, ambalajlar tasarlamaya başladım.

2005 senesinde kızımın doğumu ile iş hayatına ara verip tüm vaktimi kızıma ayırmaya karar verdim. Dikiş kursuna gidip kızım için giysiler tasarlayıp diktim, ördüm, resim atölyelerine katıldım, maskeler yaptım...
"Gerçek mesleğim nedir?" sorusuna bir cevap özetlemem gerekirse şunu söyleyebilirim: Kullanılır, işe yarar ürünler tasarlar, biraz sanat, biraz zanaat, biraz tasarım yaparım..

Kızınızın fikrini alıyor musunuz sitenize ekleyeceğiniz etkinlikleri seçerken?
Almaz mıyım? O benim ilham perim. Çok küçükken planları ben yapıp ona alternatifler sunarken şimdi kendisi bizim için planlar yapıyor. Aklında kalan, tekrar görmek istediği yerlere gitmeyi talep edebiliyor ve yaptığı bütün planlar çok keyifli geçiyor. Çocuklarla gezmek ayrı bir bakış açısı kazandırıyor insana, farklı bir zenginlik ve heyacan veriyor ve her gezi yeni bir keşife dönüşüyor.

Çok etkinlik var... Seçim kriterleriniz nedir?
Seçim kriterlerimin en önemlisi tüm ailenin birlikte yapmaktan keyif alacağı etkinlikler olması. Böylece paylaşacak, konuşacak konular da artıyor. İstanbul’un gizli saklı güzelliklerini keşfetmeye özen gösteriyorum. Çocukları ve tüm aileyi tüm duyularıyla besleyeceğine inandığım etkinlikleri, mekanları bulmaya çalışıyorum. İstanbul o kadar güzel, o kadar renkli bir şehirki...

İstanbul'un sevdiğiniz semtleri hangileri? 
İstanbul’un en sevdiğim semtleri geçmişten izler taşıyan semtler. Geçmişin dokunuşları olan yerler... Üzerinde zarif işlemeler olan evler, binalar, farklı kültürlerin biraradalıkları... En sevdiğimi söyleyemiyorum çünkü her semtin kendine has bir özelliği, güzelliği, bir farklı rengi var. İstanbul bir bütün olarak güzel.
Bankalar Caddesi’nde yürürken kendimi Roma’da, Cihangir’de veya Galata'da dolaşırken Floransa’da hissedebiliyorum. Nişantaşı bana Paris’i hatırlatıyor. Daha ne isteyeyim? Dünya sığmış İstanbul’a… Kültürler sentezi benim şehrim. Kasımpaşa’daki Alman Protestan Kilisesi'ndeki "Bir Barok Kutlaması" adlı konseri izlerken her milletten insanla birlikte olmak çok keyiflendirmişti beni. 


Haliç’teki balıkçıların kayıkları ile kişiye özel geziler yaptırabildiklerini biliyor muydunuz? Kimse bilmiyor…  Kilyos’ta Dalia Beach ise yaz kış deniz, kumsal ve sayfiye keyfi yaşayabileceğiniz bir cennet. Büyükada'da Aya Yorgi tepesine çıkıp manzaraya bakmak bir başka keşif...

Perşembe Pazarı’nın Kurşunlu Hanı.. Mısır Çarşısı.. Tahtakale.. Türkiye'nin her yöresinin peyniri var peynircilerinde. Marputçular Hanı'nın boncukçularından kızımla gidip boncuklar alıyoruz. Size de öneririm. Kapalıçarşı’nın içinde her köşebaşında bir başka sürpriz bizi bekliyor. Hangi birini sayayım? İstanbul bir zaman tüneli gibi… Da Vinci’nin çizdiği köprü yapılacak şimdi Haliç üzerine. Bu müthiş bir girişim... 

İstanbul tramvaylarının koltuklarının döner koltuklar olduklarını biliyor muydunuz? Biz kızımla denedik. Tramvay iki yöne doğru hareket ettiğinden koltukları giderken öne, dönerken arkaya çevirmek mümkün. Tasarımı öyle!



Dolmabahçe sarayının kuşlukları ve burada beslenen birbirinden farklı kuş türlerini çocuklarla beraber görmek tam bir sürpriz. Moda'daki St. Joseph Lisesi’nin içindeki Doğa Bilimler Müzesi'nde onbine yakın hayvan örneği var. Yine Moda'da Barış Manço'nun şimdi müze olan evinin karşısında Türkçe vaaz verilen bir Protestan Kilisesi bulunuyor. Bunlar İstanbul'un sürprizleri... Biz gerçekten çok şanslıyız İstanbul'da yaşadığımız için...

Şahane yerlere değindiniz Pemi'cim. Okurlar arasında bu saydıklarını henüz görmemiş olanlar çıkacaktır... Peki İstanbul için bir hayal projen var mı?
Olmaz mı? Keşke İstanbul çocuk dostu bir şehir olsaydı diyorum hep. Etkinlikler yapılıyor ama hep yetişkinlere... "Çocuk da katılsa olur" deniyor. Ama bence bütün etkinlikler, festivaller, konserler düzenlenirken önce çocuklar düşünülmeli.. Lokantalar bile hep yetişkinler için tasarlanmış. İskemleler büyük, çatal bıçaklar büyük... Çocuklara uygun tuvalet, lavabo bile yok...

7 Mart 2013 Perşembe

“Le meilleur jardin botanique des Balkans et du Moyen Orient est le nôtre…” nous confie le Prof. Adil Güner, Directeur du jardin botanique Nezahat Gökyiğit (NGBB) .

Ce texte est en ligne dans le petitjournal.com d'Istanbul

Aviez-vous déjà entendu parler du jardin botanique (Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi) d'Istanbul? Il existe depuis plus de dix ans au milieu de l’autoroute qui relie Ataşehir à Istanbul et porte le slogan «la nature malgré l’autoroute».


J’y suis entrée un jour, intriguée par le panneau de signalisation qui l’indiquait sur la route et sur lequel j’étais tombée. Il y avait une exposition d’art botanique dans l’une des cabanes en bois. Les peintures et de l’ambiance m’ont ravie et aussitôt je me suis inscrite au cours de peinture botanique qu’ils proposaient. J’ai ainsi commencé à faire de l’aquarelle. Depuis, je fréquente souvent la bibliothèque du jardin pour lire les livres et les magazines d’art botanique… Cette année, je me suis inscrite de nouveau aux cours de peinture botanique mais au niveau avancé ! J’adore venir une fois par semaine dans ce jardin et y passer mon temps au milieu de la verdure et des fleurs.

Vous ne pouvez pas imaginer combien cela me rassure d’être là,  tandis que mon cœur souffre de voir Istanbul se noyer dans le béton chaque jour un peu plus…

Vous savez ce que j’ai prévu?  Au mois de mars, je vais commencer des cours de jardinage dans le même endroit. J’aurai un certificat de jardinier signé par NGBB, Jardin Botanique Royal d’Edimbourg et de l’Université de Yeditepe.

Allez voir sur le site internet de NGBB. Il y a de multiples activités intéressantes ouvertes au public. Je vous propose d’y emmener vos enfants pour qu’ils découvrent les différentes plantes et qu’ils  prennent contact avec la terre.  Vous aurez la chance d’y voir des plantes endémiques de Turquie. Qui sait ? Peut être vous allez décider de devenir un jardinier bénévole du jardin.  Allez lire les conditions sur leur site. Si l’idée vous tente vous pouvez proposer d’être bénévole expert en sciences, ou venir aider pour les formations, la bibliothèque, le bureau…  Vous pouvez commencer le samedi  2 mars 2013. C’est la journée des nouvelles rencontres “Venez développons notre jardin ensemble”…

Prof. Adil Güner, Directeur du jardin,  est un homme dévoué à son travail d’un caractère agréable, productif,  sérieux et dynamique. Le jour de notre rencontre pour  ce reportage j’ai eu en même temps la chance de voir fleurir la fleur endémique “Ak navruz”. On a donné ce beau nom à la fleur de Margaret Johnson. Retraitée des Jardins Botaniques Royaux de Kew à Londres. Elle est conseillère du NGBB depuis 10 ans. Je l’ai rencontrée le même jour que son Ak navruz. A moi la chance de les photographier ensemble pour la première fois.

muscari
J’avais lu l’article de Christopher Thacker “l’Histoire des Jardins” sur les plantes d’Istanbul.  On y apprend que l'intérêt de l’occident pour les plantes exotiques a commencé dès le 16ème siècle. On avait alors fait preuve d’un grand intérêt pour les parutions des articles sur les jardins Ottomans du voyageur et scientifique Pierre Belon, écrits entre 1546-1548 pendant ses voyages à Istanbul.

C’était Ogier Ghiselin de Busbecq, Ambassadeur d’Autriche en Turquie des années 1554-1562, qui a fait connaître pour la première fois les tulipes de Turquie en Europe et a été le déclencheur de sa propagation de l’autre côté de la méditerranée. De Busbecq avait envoyé de Turquie des bulbes de tulipes à son ami botaniste Charles de l’Ecluse. Ces bulbes à l’origine cueillies dans la nature ont été cultivées par de l’Ecluse et se sont répandues en Europe. 

La tulipe n’est pas la seule fleur qui a été de Turquie en Europe...  Plusieurs plantes venant de Chine en Turquie par la route de la soie prouvent l’intérêt de l’époque pour la culture et le jardinage dans le monde musulman du 16ème siècle. On a découvert plusieurs sortes de plante cultivées dans les jardins d’Istanbul, d’Edirne, de Bursa et de Manisa…

Fritilaria imperiallis, Iris iberica, jacinthe, lys blanc, muscari, anémone, oeillet, pivoine, lilas, jonquille, jasmin blanc  sont quelques unes des fleurs qui sont allées de Turquie vers l’occident dans les années 1600. De même pour les baies noires, les noix, la rose trémière, châtaigne, perce neige…

Retournons à Ataşehir, à Istanbul, à notre reportage avec le Prof. Adil Güner, directeur du jardin botanique NGBB. Jardin qui se développe et prospère de jour en jour en dépit et au milieu de l’autoroute.

Qu’est-ce que signifie le mot endémique?
L’endémique veut dire «propre à.. », «particulier». Propre à une région, à un pays, un lieu. Une espèce est dite endémique si elle n’existe que dans une zone géographique particulière. Il faut dire par exemple des espèces endémiques de Turquie, de la Mer Noir etc..

Quel est le nombre de plantes endémiques en Turquie?
On a recensé 3035 espèces endémiques. Ce nombre était en réalité plus grand.

Pourquoi a-t-il baissé?
Parce que certaines plantes qu’on a trouvées ont aussi été retrouvées ensuite dans d’autres pays. Elles ont alors été retirées du classement. Mais cependant toutes ces plantes restent très précieuses pour nous.

Où retrouve t’on le plus d’espèces de plantes endémiques?
Dans les chaînes de montagne de Toros, Amanos, dans le sud est des Toros, dans le sud de Van, les montagnes de Cilo, dans les chaînes de montagnes de Kaçkar et en anatolie centrale autour du lac de sel.

Pourquoi plus spécifiquement dans les montagnes?
Les conditions dans les montagnes sont extrêmes. Dans ces conditions difficiles les plantes essayent de survivre. Elles se développent d’une façon singulière et deviennent propres à la région.

Iris iberica

Combien il y a-t-il de plantes endémiques au jardin NGBB?
Il y en a 181.

Quand a-t-on découvert la fleur Ak navruz que je viens de photographier?
En 2010 on a vu les premiers exemples dans le village de Kadirli à Osmaniye. On en a prélevé quelques unes pour l’herbarium, pour la recherche. Et les autres, pour les cultiver dans notre jardin.

Depuis quand travaillez-vous pour le jardin ? Vous étiez dans quelle université avant?
J’étais à Hacettepe. Ensuite j’ai travaillé à l’Université İzzet Baysal à Abant. Pour pouvoir travailler dans le jardin NGGB j’ai demandé ma retraite anticipée. Je travaille dans ce jardin depuis 2001.

Comment avez-vous rencontré monsieur Nihat Gökyiğit?
Dans les années 90, j’ai commencé à travailler avec  Hayrettin Karaca. C’est lui qui m’a présenté à Mr Nihat Gökyiğit.  En 1982, Mr Nihat Gökyiğit voulait faire un parc à la mémoire de sa femme Nezahat. Les travaux ont commencé en 1995. Mr Hayrettin Karaca a proposé que je le gère à Mr Nihat Gökyiğit.

Cela doit être difficile de créer un parc depuis un espace vide?
On avait déjà commencé à travailler et à améliorer la terre. Sur une surface de 38 hectares on avait planté 50 mille arbres et des buissons. Ils continuent de grandir. Il fallait bien commencer quelque part. Nous avons commencé les travaux pour en faire un jardin botanique. On a créé un jardin des roches, une piscine, un jardin des plantes à bulbes. C’est à partir de l’année 2003 que nous avons réellement pu commencer à le nommer « jardin botanique ».

Est-ce-que vous cherchez les plantes sauvages directement dans la nature ? Comment vivent-elles ensuite dans le jardin?
On ne peut pas savoir à l’avance si elles vont pouvoir survivre. Il faut essayer. Nous faisons des essais et des projections. Certaines vivent parfaitement dans ce nouvel environnement, d’autres non.

Avez-vous la main verte ? Etes-vous un bon jardinier?
Moi je ne suis ni un bon jardinier, ni j’ai la main verte. Je suis avant tout un homme scientifique et je travaille sur le système des plantes. Je les regarde avec un œil scientifique, je les évalue et les classe en me concentrant sur leur nature et des indices.

J’attendais une réponse plus « romantique » (rires)
Un photographe se concentre sur la composition. Il regarde les plantes pour pouvoir mieux les saisir. Moi, je regarde les feuilles, le genre, les fleurs. Le jardinier regarde les plantes pour pouvoir comprendre si elles vont tenir ou non. C’est vrai que quelques personnes qui ont une bonne expérience de la culture des plantes développent des gestes instinctifs face aux plantes. En regardant, ils comprennent ce qu’ils veulent. Ils sont plus capables que les autres.

Quelle est la plus grande valeur ajoutée de ce jardin pour les travaux de botanique menés en Turquie?
Notre objectif c’est de transmettre des informations sur les plantes au peuple. Notre plus grande mission c’est cela. Je peux très facilement dire que ce jardin botanique est le meilleur jardin botanique des Balkans et du Moyen Orient.

Comment vous trouvez le support financier?
Le jardin NGBB est une initiative de la fondation Ali Nihat Gökyiğit.

3 Mart 2013 Pazar

Video sanatının deneysel Dada Sinema ile ilişkisi ve tarihsel gelişimini ele alan bir etkinlik ilk kez gerçekleştiriliyor...






Bahariye'deki Asfalt Sanat Galerisi, 5 Mart - 5 Nisan tarihleri arasında, günümüz video sanatına öncülük eden Dada Sinema'dan ilk deneysel filmler gösterimi ve bu döneme odaklanan söyleşiler sunuyor.

Film kamerası icat edildiğinden beri hareketli görüntüler her zaman sanatçıların ilgisini çekmiştir. Hareketli görüntünün sanatçıları neden bu kadar çok etkilediği birçok şekilde anlatılabilir. Ortak olan nokta, sanatçının içinde yaşadığı dönemin popüler kültür aracı sinema, televizyon ve video teknolojisine verdiği karşılıktır. Teknik gelişmeler ve yeni araçlar, sanatçının içinde bulunduğu özellikli sanat çevresini kırarak sanatı popüler kültüre yaklaştırmasını sağlamış; gerçek hayatın sosyal ve politik meselelerine daha yakından bakmasına vesile olmuştur.

Günümüzde en güçlü evrensel iletişim ve sanat mecralarından biri dijital videodur. 20. yüzyılın başlarında hareketli görüntünün sanat alanında kullanılmasıyla başlayan video sanatının deneysel Dada Sinema ile ilişkisi ve tarihsel gelişimini ele alan bu etkinlik, bu bağlamda gündeme getirilmesi ile bir ilk niteliği taşımaktadır.
Açılış 5 Mart Salı saat 18.00'dedir.
Filmler 5 Mart - 5 Nisan arasında her gün (pazar ve pazartesi hariç) sürekli olarak dönecektir.
Marcel Duchamp, Anemic Cinema, 1926

Film Gösterimleri:
Hans Richter “Rhytm 21” (1921), “Rhytm 23” (1923)
Marcel Duchamp “Anemic Cinema” (1926)
Viking Eggeling “Symphonie Diagonale” (1924)
Man Ray “Le Retour à la Raison” (1924), “l’Etoile de Mer” (1928)
Fernand Leger “Ballet Méchanique” (1924)
Walter Ruttmann “Lichtspiel: Opus II” (1923), “Lichtspiel: Opus III" (1924)


Söyleşiler:
Dada Sinema
9 Mart Cumartesi, 14.30 - 16.30 konuşmacı: Akif Ergüleç
Sinemanın başlangıç dönemi modern sanat akımları ve ilk deneysel filmler. ekspresyonist, fütürist, sürrealist ve Dada Sinema. Hans Richter, Fernand Lege, Marcel Duchamp, Vertov, Walter Rutman, Bunuel gibi sanatçıların seçilmiş filmlerinin analizi.


Avandgard Sinema
16 Mart Cumartesi, 14.30 - 16.30 konuşmacı: Akif Ergüleç
Savaş sonrası Avrupa ve Amerikan deneysel sineması. Jean Epstein, Peter Kubelka, Stan Brakhage, Jonas Mekas, Andy Warhol gibi sanatçıların seçilmiş örnek filmlerinin analizi. Deneysel sinema fikirlerinin Kubrick, Hitchcock, Godard filmlerine etkisi.

Yeni Medya Sanatı ve Video-art
23 Mart Cumartesi, 14.30 - 16.30 konuşmacı: Derya Yücel
Endüstriyel ve mekanik üretim biçimlerinden, dijital teknolojilerin olanaklarına: sanat alanında teknolojinin kullanımı, yeni medya sanat pratikleri ve sanatsal bir dil olarak video-art.

26 Şubat 2013 Salı

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi Müdürü Prof. Adil Güner: "Balkanlar’ın ve Ortadoğu’nun en iyi botanik bahçesi biziz…"


ak navruz (Türkiye endemiği)
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’ni duymuş muydunuz? İstanbul Ataşehir’de otoyolların arasında “Betona İnat Doğal Hayat!” sloganıyla 10 yıldan fazladır yaşamını sürdürüyor. Levhasını görüp merak etmiş ve içeri girmiştim bir gün. Ahşap binalardan birinde bitki resim sergisi vardı.. Hayran kalmış, bitki ressamlığı kursuna yazılmıştım hemen.. Suluboya bitki resimleri yapmaya da öyle başladım zaten. Ara sıra uğrar, bahçedeki botanik kütüphanesindeki kitaplara bakarım.

Bitki ressamlığı kursuna bu yıl da gidiyorum. Haftada bir gün bu bahçeye gelmek, günümü yeşillikler ve çiçekler arasında bitki resimleri yaparak geçirmek beni çok mutlu ediyor. Önümüzdeki ay da bahçevanlık kurslarına geleceğim. NGBB, Edinburg Kıraliyet Botanik Bahçesi ve Yeditepe Üniversitesi ortak sertifikası olan bahçevanlık sertifikam da olacak.

İstanbul güzelliklerinin her geçen gün beton yığınları arasında boğulmasını içim acıyarak izlerken böylesi bir bahçede vakit geçirmenin beni ne denli mutlu ettiğini tahmin etmişsinizdir. 

Prof. Adil Güner NGBB baş bahçevanı ile soğanlı bitkiler bölümünde
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nin internet sitesini incelerseniz göreceksiniz halka açık ilginç etkinlikleri var. Çocuklarınızın toprakla temas etmesini, özel bitkilerle tanışmasını istiyorsanız onu NGBB’e götürmenizi öneririm. Topraklarımızda yetişen binlerce endemik bitkiden birçoğunu burada birlikte incelemeniz mümkün. Kimbilir belki de gönüllü bahçevanları olursunuz!

Siteden gönüllülük esaslarını okuyun. Bilim gönüllüsü, eğitim gönüllüsü, kütüphane gönüllüsü, ofis gönüllüsü mü olmak istersiniz? Seçin birini! 2 Mart 2013 Cumartesi günü yapılacak "Gelin Bahçemizi Birlikte Büyütelim" bahçe tanıtım ve tanışma toplantısına katılmakla işe başlayabilirsiniz örneğin...

Bahçenin müdürü Prof. Adil Güner üretken, doğal, ciddi, mutevazı, dinamik bir adam. Kendini işine adamış olduğu her halinden belli. Kendisiyle tanışıp bu röportajı gerçekleştirdiğimiz gün “ak navruz”un çiçek açmış halini de görme şansına eriştim.

Londra'daki Kew Garden’dan emekli, on yıldır bahçenin danışmanlığını yapan Margaret Johnson'un adı verilmiş bu güzel çiçeğe.. Onunla da aynı gün tanıştık. Ak navruz”un Margaret ile beraber ilk fotoğraflarını çeken de ben oldum.

İstanbul’un bahçe bitkileri tarihiyle ilgili Christopher Thacker'in "History of Gardens" adlı makalesini okumuştum: Batı’nın egzotik bahçe bitkilerine olan ilgisi 16. yüzyılda başlamış. Fransız bilim adamı, gezgin Pierre Belon’un 1546-1548 yılları arasında İstanbul seyahatlerinde gördüğü Osmanlı bahçeleri hakkında yazdıkları büyük ilgi çekmiş... 

Topraklarımızda yetişen lâleleri Avrupa’ya ilk tanıtan, yaygınlaşmasına vesile olan kişi ise 1554–1562 yılları arasında Türkiye’de görev yapan Avusturya büyükelçisi Ogier Ghiselin de Busbecq’miş. Busbecq, botanikçi dostu Charles de l’Ecluse'e Türkiye'den lâle soğanları göndermiş. Doğadan toplanmış bu soğanlardan lâleler yetiştirip Hollandalılara tanıtmış l'Ecluse.. Böylece lâle Avrupa’ya yayılmış.
yanardöner (Türkiye endemiği)
Türkiye’den Avrupa’ya giden tek çiçek lâle değil… İpek yoluyla Çin’den Türkiye’ye getirtilen birçok çiçek müslümanların 16. yüzyıldaki bahçe merakının delilleri… İstanbul, Edirne, Bursa, İzmir ve Manisa’da yetiştirilen birçok bitki ve çiçek Türk bahçecilik merakının kanıtı. Ağlayan gelin, sümbül, akzambak, müşkürüm, manisa lalesi, karanfil, kurtkulağı, şakayıklâlesi, leylak, nergis, beyaz yasemin gibi birçok çiçek Batı’ya Türkiye’den 1600’lü yıllarda gitmiş. Siyah dut, ceviz, gülhatmi, karayemiş, at kestanesi, kardelen de öyle!

Biz şimdi dönelim İstanbul Ataşehir'e. Otoyolların arasında yaşamını sürdüren ve her geçen gün daha da güzelleşen ve geliştirilen Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nin başarılı yöneticisi Prof. Adil Güner ile sohbetimize:

Endemik bitki nedir?
Endemik, özgü-has bitki demektir. Bir yöreye, bir bölgeye has… Coğrafi kavramla kullanılmalıdır. Akdeniz’in, Türkiye’nin, Karadeniz’in endemik bitkileri demek lazım..

ast._yildirimlii - gürsöğüt geveni (Türkiye endemiği)

Türkiye’nin endemik bitki sayısı nedir?
Saptanan 3035 endemik tür var. Bu sayı daha da fazlaydı.

Neden düştü?
Türkiye’ye özgü bildiğimiz bazı bitkiler komşu ülkelerde de çıkınca Türkiye’ye özgü olmaktan çıktılar doğal olarak… Ama bu, halâ bizim kıymetli bitkilerimiz olduğu gerçeğini değiştirmez.

Endemik bitkiler nerelerde yoğunlaşıyor?
Toros silsilesi, Amanos silsilesi, Güneydoğu Toroslar dediğimiz Van güneyi ve Cilo dağları, Kaçkar dağ silsilesi, İç Anadolu’da, Tuz Gölü çevresi, Kaz dağı ve çevresinde.. Türkiye’nin her yerinde var ama saydığım bölgelerde daha çok yoğunlaşmıştır. Özellikle dağlarda..

Neden dağlarda?
Dağlardaki aşırı yaşam şartlarına uyum sağlayıp yaşayabilmek için bitkiler dönüşüm yaşarlar. Bu da farklı türlerin doğmasına yol açar. Böylece o coğrafyada endemik bitkiler oluşur.

Thermopsis turcica - piyan (Türkiye endemiği)

NGBB'nde kaç endemik bitki yetiştiriliyor?
Bahçedeki endemik bitki sayısı 181'dir.


Ak navruz ne zaman keşfedildi?
2010’da ilk örneklerine Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde rastladık. Bilimsel herbaryum örnekleri toplandı. Canlı örnekler ise NGBB soğanlı bitkiler koleksiyonunda yetiştirilmek üzere toplandı.

Ne zamandan beri NGBB için çalışıyorsunuz? Öncesinde hangi üniversitedeydiniz?
Hacettepe Üniversitesi’ndeydim. Sonra Abant İzzet Baysal Üniversitesi’ne geçtim. NGBB ‘da çalışabilmek için erken emekli olmaya karar verdim. 2001 yılından beri bu bahçede görev yapıyorum.

Nihat Gökyiğit ile tanışmanız nasıl oldu?
Hayrettin Karaca ile 1982’de tanışmış, 1990’larda beraber çalışmaya başlamıştık. Nihat Bey ile tanışmam onun aracılığıyla oldu. Eşi Nezahat Hanım anısına bir park yaptırmak için 1995’te çalışmaları başlatmış. Bahçe için Hayrettin Bey beni önermiş.

Zor bir süreç olmalı.. Bomboş araziden böylesine bir bahçe yaratabilmek…
Toprak sürülmüş, ıslah edilmiş, 32 hektarlık alana 50 bin ağaç ve çalı dikilmişti. Onlar büyümeye devam ediyor. Bir yerden başlamak gerekiyordu.. Botanik bahçesi olma yolunda çalışmaları başlattık. Kaya bahçesi, havuz, soğanlı bitkiler bahçesi gibi birimleri kurduk. Ve ancak 2003’te “botanik bahçesi” demeye dilimiz vardı.

muş lâlesi (Türkiye endemiği)

Bitkileri doğadan alıp getiriyor, burada ekiyorsunuz değil mi? Nasıl yaşıyorlar?
Yaban çiçeklerin zirai geçmişi bilinmediği için hangi şartta yaşayabileceği deneyerek görülür. Tahminler ve denemeler yapıyoruz. Görüyoruz ki bazıları mükemmel uyum sağlıyor, bazıları olmuyor..

Yeşil elli olduğunuz söylenebilir mi? İyi bir bahçevan mısınız?
Ne yeşil elliyim, ne de iyi bir bahçevanım… Bitki sistematiği üzerinde çalışan bir bilim adamıyım. Bitkiye bilimsel alanım yönünden bakıp öyle değerlendiririm. Sınıflandırmasına ipucu verecek şeylere, türüne, biçimine odaklanırım.

Centaurea iconiensis - tülüşah (Türkiye endemiği)

Daha romantik bir cevap bekliyordum…
(gülüşmeler..)
Fotoğrafçı kompozisyona bakar, bitkiyi görüntülerken nasıl bir kare yakalayabileceğini düşünür.
Ben yaprağına, türüne, çiçeğine bakarım.
Bahçevan bitkinin nasıl tutabileceğine bakar. Bitki yetiştirme deneyimi fazla olan insanların içgüdüleri de gelişmiştir. Bitkiye bakarak derdini anlar. Diğer insanlara göre bu konuda daha beceriklidir..

NGBB'nin Türkiye'deki botanik çalışmalarına en büyük katkısı ne olmuştur?
Derdimiz bitkiler hakkında birikmiş bilgiyi vatandaşa aktarmaktır. En önemli görevimiz budur. Rahatlıkla belirtebilirim ki Balkanlar’ın ve Ortadoğu’nun en iyi botanik bahçesi biziz…

Maddi desteğinizi nereden alıyorsunuz?
NGBB bir Ali Nihat Gökyiğit Vakfı teşebbüsüdür.

7 Şubat 2013 Perşembe

Ayşenur Özpekel: "İstanbul aşklarda yaşar... Aşklar da İstanbul şarkılarında..."


Giderek daha az  (ve nadiren iyi müzik yapan) mekanda dinleyebildiğimiz Türk Sanat Müziği'ni sevenleriyle buluşturabilmek, zerafetle yiyip içip şarkı söyleyebilmek için dostlarımla paylaştığımız özel geceleri müzikseverlere de açmaya karar verdik. 45 yaş üstü keyifçilere hitap eden, lezzet ve sohbeti de gözeten müzikli geceler olacak... Yakında duyuracağım... Bu özel toplantılarda bir iki kadeh içip şarkı söylemeye başlayanlara da bir iyilik düşünüyoruz... Gece başlamadan önce buluşup sevdikleri şarkıları makamıyla söylemeyi öğretecek bir hocamız da olacak. Kim mi?

Sanatçı dostum Ayşenur Özpekel'i  size tanıtmak istiyorum. Ortak dostlarımızla düzenlediğimiz müzikli gecelerimizin kraliçesidir. Bir yandan röportajımızı okuyun, bir yandan da repertuarda yer almasını istediğiniz şarkıları düşünün... Ve önerilerinizi bana yazın lütfen...

Müzik hayatına nasıl girdi Ayşenur'cum? 
Kulağıma dolan ilk nağmeler, üç yaşlarımda iken rahmetli babacığımın sesindendi. "Bir rüzgârdır, gelir geçer sanmıştım..." Sadettin Kaynak'ın segâh şarkısıdır. Ve ablacığımın güzel sesinden "Tombe la neige- Her yerde kar var.." Evimizde her tür müzik dinlenirdi.. Ben de hala müziğin her türünü severek dinlerim. Ama gönlümün sultanı Klasik Türk Müziği'dir. Lise yıllarında müzik aşkım olgunlaşmaya başladı ve Eczacılık Fakültesi ile birlikte konservatuvara da girdim. Her iki okulu da bitirdim ama gönlüm aşkını seçti. Otuz yılı aşkındır Türk Müziği hayatımın merkezinde bulunuyor..

Neden “Müzik” ? 
Müzik her derde devadır. Her erdeme yol, duyguya yoldaştır bana göre.. Neş'eye, umuda, hayallere, hüzne, coşkuya, sevince ve kedere.. Bir doğal terapi yöntemi olarak da düşünebiliriz müziği. 

Şarkı söylerken neler hissediyorsun ? 
İlk olarak  şarkı sözlerinin etkisine girerim. Sözler ne diyor, bakarım. Hüzün mü var, aşk mı? Coşkulu mu, sakin mi? Sesimin volüm ve tınısını buna göre ayarlarım. O anda güftekâr ve bestekârın  yerine koyarım kendimi. Yazarken ve bestelerken hissettiklerini anlamaya çalışırım. Burada önemli olan öncelikle tabi ki doğru icradır ama bir o  kadar da eserin ne söylediğini hissetmeniz ve dinleyene de hissettirmenizdir.
  
Şimdilerde neler yapıyorsunuz ? 
Bazı özel kurumlarda hocalık, TRT de ses sanatçılığı ve sonrasında amatör korolar kurup çalıştırmak şeklinde gelişti müzik hayatım. On yıl kadar önce İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda hoca olarak çalışmaya başladım. Amatör koro şefliği, dersler, konserler, zaman zaman uygun mekanlarda sahne programları ile devam ediyorum. 

Nerede dinleyebiliriz seni?
Ne yazık ki, benim ve ekibimin sahne alacağı uygun mekan sayısı oldukça az. Bizler müziği eğlenceden çok, eğitici ve dinlendirici bir anlayışla sunmaktan yanayız. Belki seninle projemiz tutar ve daha sık sahne alırız artık...

Dinlemek için tıklayın

İstanbul için başka hayallerin var mı?  
Başta, sevmeyi seven insanların yaşadığı bir şehir olsun istiyorum İstanbul’um. Sevgi her güzelliği getirecektir bizlere. Ve her yerden müzik sesleri yükselsin istiyorum. Nağmeler ruhumuzu yıkarken, ritmler hayatımızı daha dinamik ve eğlenceli yapsın. Müziğin ruha kattığı erdemlerle, özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz, daha güzel bir yaşama kavuşsun.

Beş duyun ile İstanbul'u anlat desem...
“İstanbul'u sevmezse gönül aşkı ne anlar “ demiş Behçet Kemal Çağlar: 
Gözlerde başlar güzelliğe seyahat
Denizin çeşit mavisine
Ya da yeşilin cazibesine

Ten bekler dokunmayı, dokunur da
Merakla uzanarak
Tutar sımsıkı ya da korkak

Mis kokar ya çiçek ve toprak
Nefesler keser
Rüzgarla uçup eser

Nice tatlar saklanır dört bir yanda
Bir gün Boğaz'da
Bir gün Ada'da

Seslerde tamamlanır tüm güzellikler
Şarkılar dolanırken  dillerde
Sevda tüter gönüllerde

Müziğin herkesin hayatına bir şekilde girmesi dileği ile... Dinlemek için burayı tıklayınız...


En beğendiğin ayrılık şarkıları hangileri?
Ayrılık yarı ölmekmiş - Nişaburek şarkı - Selahattin Pınar
Gittin bıraktın, bıraktın beni gurbet ellerde  - Kürdilihicazkâr şarkı - Emin Ongan 
Yine hazan mevsimi geldi - Muhayyerkürdî şarkı - Şekip Ayhan Özışık

En severek okuduğun vuslat şarkıları?
Bu soruya cevap çok zor, çünkü vuslat için pek şarkı yoktur. Şunları söyleyebilirim:
Sevdikçe seni ömrüm artar  ey yar - Nihâvend şarkı -  Neveser Kökdeş 
Günaydınım nar çiçeğim - Kürdîlihicazkâr şarkı  -  Cinuçen Tanrıkorur

Sesine en çok yakıştırdığın şarkılar hangileri?
Kürdilihicazkâr, muhayyerkürdî, nihavend, sultânîyegâh, ferahfeza, acemaşiran, mahur, rast, şedd-araban, eviç makamlarındaki şarkıları daha severek okuyorum ve sesime yakıştığını düşünüyorum. Bir de Neveser Kökdeş Şarkıları'nı...

Makamlar arasında sence en hüzünlüsü hangisi? Şarkılardan örnek verebilir misin? 
Makamdan çok, kompozisyon (beste) örgüsü ve sözler ile eserin ritmi hüznü yansıtıyor bence.. Yani her makamda hem neşeli hem hüzünlü eserler bulunmakta. Selahattin İçli’nin “Bir sabah bakacaksın ki bir tanem” Kürdilihicazkâr şarkısındaki gibi… 

En neşelisi?
Geldi yine güzellim yaz - Nihavend şarkı - Arif Sami Toker
Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık - Sultâniyegâh şarkı - Yesârî Âsım Arsoy
Her zaman büyük coşku ile söylediğim şarkılardandır.

Dans edilesi makam hangisi sence?
Yine aynı olacak cevabım. Burada da makamdan çok ritim önemli, yani dansla beraber düşündüğümüzde.. Mesela nihâvend ya da rast makamında 2/4, 3/4, 4/4 gibi ritimleri olan şarkılarla güzel dans edilir. 3/4 vals ritmidir. 2/4 ve 4/4 ise tango için uygundur.. Ama yine söylüyorum, makam değil, ritimdir önemli olan..

Makamlara birer mevsim ya da vakit yakıştırmanı istesem?
Kürdilihicazkâr makamı akşamın geç vakitlerini ya da yaz akşamlarını hatırlatır. Nihâvend makamı ilkbahar seslerini,  mahur , hüzzam ve uşşak  kış geceleri evlerde yapılan fasılları getirir aklıma.. Ferahfeza, eviç, sultânîyegâh, acemaşiran, rast , sûzidil, evcârâ makamları  ise saraylardaki fasıl gecelerini hayal ettirir..

İstanbul'a en çok yakıştırdığın şarkılar hangileri?
Bütün aşk şarkıları İstanbul'uma yaraşır..  Çünkü İstanbul şarkıları aşklarda yaşar.. Aşklar da İstanbul şarkılarında.. “İstanbul'u sevmezse gönül Aşk'ı ne anlar!”  Özellikle de  Münir Nurettin Selçuk şarkıları, Yesârî Âsım Arsoy, Neveser Kökdeş, Selahattin İçli şarkıları…

Sevdiğin besteciler kimler?
Ayırmak, seçmek haddim değil, zaten çok da zor bir şey bu ama, yine de örnekleyeyim... Dede Efendi, Hacı Arif Bey, Rahmi Bey, Lem'i Atlı, Refik Fersan, Neveser Kökdeş, Fehmi Tokay, Münir Nurettin Selçuk, Yesârî Asım Arsoy, Alaeddin Yavaşca, Selahattin İçli, Avni Anıl..

Tango da söylüyor musun?
Söylüyorum, çok da severek söylüyorum. Hatta tango beste denemelerim var..

Türkü seviyor musun?
Türkülerimiz kendi öz müziğimizdir. Bağrımızdan, canımızdan kopan söz ve ezgilerdir onlar. Sevmemek mümkün değil diye düşünüyorum.. Çok severim, zaman zaman söylemeye çalışırım.  




AYŞE NUR ÖZPEKEL 
Gölcük’te dünyaya geldi. Teşvikiye İlkokulu, Nişantaşı Kız Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. Üniversite yıllarında İstanbul Üniversitesi Korosu’na devam etti. Uzun yıllar Süheylâ Altmışdört’ün öğrencisi oldu. Eczacılık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Türk Müziği Bölümü’nü bitirdi.
TRT İstanbul Radyosu’nda üç yıl sözleşmeli ses sanatçısı olarak çalıştı. Bu kurumda İnci Çayırlı, Tülûn Korman, Alâeddin Yavaşca, Arif Sami Toker, Mustafa Sağyaşar gibi şef ve hocalardan yararlandı. Merhum bestekâr Yesâri Asım Arsoy ve Prof. Dr. Selahattin İçli’den çok büyük feyz aldı. 
Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde okul müdürlüğü ve Türk müziği nazariyatı hocalığı, Akademi İstanbul’da Türk Müziği hocalığı yaptı. 
Beşiktaş Belediyesi, Zeynep Kamil Hastanesi, Florance Nightingale Hastanesi, Türk Edebiyatı Vakfı’nda amatör Türk müziği koroları kurdu, çok sayıda konser verdi. Birçok öğrenci yetiştirdi.
2003-2007 arasında Boğaziçi Üniversitesi akademik ve idari personelinden oluşan Türk Müziği  Korosu’nu yöneterek çeşitli mekanlarda bu koro ile konserler gerçekleştirdi. 2006-2010 arasında İstanbul Müftülüğü Kadınlar Tasavvuf Korosu’nu çalıştırdı. Bu topluluk ile yurtiçi ve yurtdışında sayısız konserler verdi. 
Hâlen İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Türk Müziği Repertuvar Öğretim görevlisi olarak görev yapmakta, Mozaik Türk Müziği Topluluğu’nu  çalıştırmakta, bu toplulukların konserlerini idâre etmektedir.
Çeşitli koro konserlerinde solist ve sunucu olarak görev yapan, Tango ve şarkı formunda beste denemeleri ve şiir çalışmaları da olan Ayşe Nur Özpekel, Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Ud sanatçısı Osman Nuri Özpekel ile evli olup iki çocuk annesidir.

29 Ocak 2013 Salı

Mikro art sanatçısından incir çekirdeği, kuş tüyü, fıstık, saç teli, arı kanadı gibi 200 farklı zemin üzerine resim...



Bir incir çekirdeği, kelebek kanadı ya da kaktüs dikenine resim yapmayı denediniz mi hiç? Mikro Art sanatçısı Hasan Kale yapmış! Arı kanadına, kabak çekirdeğine, gül dikenine yaptığı resimleri facebook’tan görünce fena halde merak ettim. Eserleriyle buluştuğumda duyduğum hayret ve hayranlığı tarif edemem…

Büyüteç mi, özel bir gözlük mü kullanıyorsunuz çalışırken?
Büyüteç ve mikroskop kullanmıyorum. Yakınla ilgili problemlerim olduğu için sadece doktorumun verdiği gözlüğü takıyorum. Yani çıplak gözle resim yapıyorum demek daha doğru olur.


Ne zaman başladı bu merak?
Beş yaşında başlayan bir aşk bu. Çizgiye, renge, resme olan aşk. Yüreğime yerleşip bugünlere gelen...  Bir meslekten öte bir yaşam biçimi oldu benim için. Aksi olsa zaten yapamazdım diye düşünüyorum. Resim, minyatür ve akabinde mikro-art sanatına başlangıç… 

Hocalarınız kimlerdi? 
80’li yıllarda minyatür sanatı ile tanıştım. Eğitimini almamıştım. Hocalardan ders almak istedim. Vermediler. Onların bileceği bir iş aslında. Ben de hocalarımı çok eski dönemlerden seçtim… Memet Siyahkalem’den fırçanın kıvraklığını, Levni’den renk ve ahengi, Nakkaş Osman’dan sultan portrelerinin inceliğini öğrendim. Sentezin sonunda kendi çizgimi oluşturdum. Olması gerektiği gibi…

Ortadaki incir çekirdeğine bakın. Üzerindeki resmi görebiliyor musunuz?  Bir İstanbul silueti...

Nasıl bu noktaya geldiniz? 
Minyatür sanatıyla ilgilendiğim dönemlerde ne kadar ince çizgiler çizebildiğimi fark ettim ve “ne kadar küçük” yapabilirim sorusu takıldı kafama… Ya “keşke”lerle yaşayacaktım ya da cevap verecektim. Ben cevap vermeyi seçtim. Biraz abarttım galiba… Mikro objeler çoğaldıkça çoğaldı. Aynı manada küçüldü de…

Dünyadaki diğer örnekleri kimler?
Açıkçası hiç bilmiyorum… Çok fazla araştırma da yapmış değilim… Benim yapmam gerekenler var diye düşünüyorum… Çünkü kimse ile yarışmıyorum…. Mutlaka en küçüğünü… en güzelini yapan vardı… Ben ise son 18 yılını sadece bu konu üzerine vermiş, meslek edinmiş, 200 farklı objeyi geçmiş bir sanatçı olarak başka birinin olduğunu zannetmiyorum…




Kimlerle ve nerelerde paylaşıyorsunuz çalışmalarınızı?
Öncelikle sergilerle… Facebook ile paylaşıyorum. Yakında açılacak Web sayfamdan da izlenebilecekler. En önemlisi yakından izlemek. Sınırları zorlayan bu…. Çünkü bir incir çekirdeğini incir çekirdeği boyutlarında görmek doğru olan. Sanki yok gibi… Şaka gibi… Akıl dışı... Büyüteçlerle izlemeye başladığınızda üçüncü boyuta geçer gibi… Bir masal, bir düş yani… Herkesin görmesi için davet aldığımız her yere gitmeye çalışıyorum. Farklı bir pencereden bakmalarını sağlamak adına… Bu benim için keyif.

Bir müzede yer alıyor mu?
Birkaç müzede bir iki eser var tabi ki… En önemlisi bir Mikro Art müzesinin açılabilmesi… Bu konuda görüşmeler devam ediyor. Eğer olursa sadece Türkiye’de değil, dünyada bir ilk olacak. Mikro objeler üzerine resim çalışmalarının sergilendiği bu kadar objenin yer aldığı bir müze yok… İstanbul’a, Türkiye’ye de bu yakışır zaten.

Mücevher tasarımı da yapıyorsunuz. Hangi koleksiyonları hazırladınız? 
Evet. Değişik firmalara farklı koleksiyonlar hazırladım. Çıkış noktam Anadolu. Anadolu’da yaşamış değişik uygarlıkların farklı kültür birikimleri… Yani bizden, bu topraklardan, geçmişten günümüze bir sentez, bir yorum… Hepsinin birer hikayesi var. Altı dolu yani… Bizans, Selçuklu ya da Frig dönemi… Osmanlı dönemi… Takılabilir, taşınabilir, geleceğe miras bırakılabilir nitelikte mücevherler hazırladım.



Bir kaju fıstık üzerinde resmedilmiş başka bir fıstık...


Sanatınızın yansıdığı ticaret alanlarından bahsedebilir misiniz ? 
Ben ticaret alanı diye bakmıyorum açıkçası… Güzel olan her projenin içinde yer almam gerekiyorsa oluyorum. İlk önce sanatımla olmam gerekiyor. Yaptığım her iş içinde bu var. Kullanılan alanlar farklı sadece. Sonuçta ben bir tasarımcıyım. “Unique” ya da endüstriyel… Bu bir kurgu, ifade biçimi… Kendi alanlarında marka olmuş alanlarda benim de bir tuzum olacaksa bundan son derece büyük keyif alırım.

Nasıl malzemeler kullanılıyor bu iş için?
Mikrolar için her türlü obje benim tualim… Zor olanları seçiyorum… Hazırladığım karışım boyalarım ve fırçalarım… Herkesin düşündüğü gibi tek kıl falan değiller… Normal 1 yada 2 numaralı fırçalar. Korkunç bir disiplin… Nefes almadan geçen zaman dilimleri…

Bugüne kadar hangi zeminlere çalıştınız?
Sayamam. 200’e ulaştı. Bıldırcan yumurtası, arı, kelebek, balık pulu, iğne deliği, toplu iğne başı, fasulye, yanmış kibrit çöpü, cam bilye… Değersiz görülen her şey bambaşka bir noktaya taşınabilir. Hayatın içinden olan her şey… İşte bu yüzden farklı bir bakış açısı getirdim zaten… Nasıl baktığınızla ilintili her şey. Hiçbir şeyi güzelleştirmeye çalışmıyorum. Hatırlatmalar yapıyorum. Varlıklarıyla ne kadar önemli olduklarını kendileri koyuyor ortaya…



Bu eserler sadece büyüteçle seyredilebiliyor. Kimler alıyor?
Genellikle koleksiyonerler… Farklılık adına düşünen herkes… Kıstası yok. Bazen sinir bozucu, tarifi zor, algısı da…

Mikro Art Müzesi var mı dünyada? Bildiğim kadarıyla Rusya'da bir mikro art heykel müzesi var.
Genellikle mikro heykeller çalışılmış müzelerde. Resim hemen hemen yok gibi… Benim kadar değişik objeyle çalışan yok zaten… Sıradışıyım. Farklıyım kendi alanımda. Bu da değişik bir haz…

İstanbul’a dair gerçekleştirmek istediğiniz bir hayal projeniz var mı?
Çoook… Bir saç teline çizmek istiyorum İstanbul panoramasını. Bunu bir sponsor bulmadan asla çizmeyeceğim. Sonuçta güçlü çıkmak gerekiyor. Tanıtım açısından da bu böyle. Yaptığım her şey İstanbul zaten. Çok değişik projeler bunlar. Hepsi de sıradışı…

İstanbul ne ifade ediyor sizi için? Beş duyunuzla tarif etmenizi istesem?
Aşk. Her haliyle… Yoğunluğu, kalabalıklığı, keşmekeşi, gizemi, enerjisi… Beni besliyor ve yansıyor tuallerime, objelerime. İfade biçimim oluyor. Bazen tarifi imkansız, bazen anlaşılamaz… Yıllarca tüm sanatçıların kendilerince anlattığı İstanbul’u ben de kendi ifade biçimimle anlatmaya çalışıyorum.
İstanbul bir vapur çığlığında martıların sesi, Boğaz’a doğru denizin kokusu, Beyoğlu’nun binbir enfes tadı, geçmiş zamanlardan kalan izlere dokunuş, tarihi yarımadanın anlatılamaz güzellikteki görselliği… İstanbul bu benim için!



23 Ocak 2013 Çarşamba

Zaman Tünelinde İSTANBUL

İstanbul Üniversitesi-Darülfünun

Bab-ı Ali

Soğuk Çeşme (Sultanahmet)

Yeni Camii



Beyazıt Camii


Fotoğraflar Serdar Akyol ve Abdülkerim Akyol çalışmalarıdır.