29 Eylül 2015 Salı

Reinhard Zich, think his artworks are like his children to develop and to ensure perfection for the sake of them..

I met an Austrian artist/actor Reinhard Zich, living in İstanbul; I visited his showroom in a nice historic house in Moda. "Between The Lines" was the name of his catalogue. I think his works exceeds the limits of the lines..

What do you think  about the contemporary art works  in Turkey and in theworld?
Turkey has a very young modern art scene which provides contemporary impulses to the art giving it vibrancy and soul. Worldwide there are so many different new experimentations in new art that it is a challenge to do something new. 


My inspiration source is based on a reflection of the experiences, challenges and opportunities and hence provides an authentic artistic synthesis. I choose Istanbul to live mostly, because it gives me a lot of new inspiration for my art work and new impulses, contexts, cultures and people.


"Logical Consequences", acryl, high polish gilding, pure gold 24 karat, on canvas, 120x150 cm, 2013
Tell me about pls. your solo expo in your Studio.. What is the concept? What kind of materials and technics do you use to create your paintings?

The concept to have my own shoowroom very close to my atelier is that my clients can come and see how I work and they can see also my finished work and can also directly acquire my artwork.

There are different types and technics of gold gilding. I use normaly the high- polish gilding and the polish-poliment gilding, oil paints fusing the traditional methods with new materials, colorwise artist acrylics.

"Authentic Chic" acryl, high polish-poliment gilding,
platinum gold 23.75 karat, on canvas, 70x90 cm. 2015
What is the "happiness" for you? Does the art do you happy?
Happiness is a big word. But I am happy when I am in the nature and when I can see the sun and the moon, the sea and the mountains and the animals which are living in the nature. I am happy when i receive love  and when I can give love.I am happy when I understand in a meditation that I am and all we are unique, I am happy when I hold a child in my armes, especially when it is crying and it needs consolation. I am happy when I feel free, when I can act and show what I feel, express myself openly.

Of course also my art works makes me very happy.. When I wake up in the morning my first thoughts are how I will continue today with my artwork. They are like my children that I want to develop and ensure perfection for the sake of them.

What is the "success" for you?
Succes is when finally I complete my art work how I envisaged it that it should look like and when people and my clients love my artworks. Then I am ready for the next challenge seek the opportunity to paint a new.

Why and when did you choose İstanbul to live in? And speciallly Moda?
Moda I chose as a base due to the active arts scene and its authenticity, its very liberal very close to the sea and many other artist are living here, so you may say an ideal basis for new emergening art.

How do you describe İstanbul with your five senses? As a smell, a view, a touch, a flavour and a sound?
I like the smell of the sea with a slight breeze wind that brings all different smells of Istanbul together. I like the view from Bostancı to the four princess Islands.

Istanbul is touching me because the people are so friendly and and they try to give their best when I need help. I enjoy to eat fresh fish in Istanbul. I always buy it at the fish market, prepare it so it stays authentic. There are so many sounds but one that stands out to me is ships signals are tooting and seagulls are screeching in the background, the fusion of nature and technology, freedom and structure. When the musicians on the ships play their instruments typical turkish songs.


 "Promising Darkness" 125x250cm, acryl, gold oil pastel,
platin gold 23,75 karat, on canvas.    This is the half of the picture.. :))) 
To see the whole picture you have to go on 13 & 14 Octobre between 16.00 - 19.00 t
Reinhard Zich's showroom  (adress: Halis Efendi Sok. No.4 Moda Kadıköy İstanbul)




When will be yout next presentation?
My new contemporary art creation "Promising Darkness " will be presented in few days..

It is not only a creation but a message to the world. Dedicated to all victims from the past over the presence to the future. 

You will be captivated and overwhelmed with emotions by the words which are written in the uneasy red triangle...


Reinhard Zich was born in Vienna in 1961. His early life was heavily influenced by his mother who instilled in the young Reinhard a sense of creativity, and passion for the arts. 

Upon compleation of his acting training he moved to Rome in 1985 where he preformed in both stage and screen. His movie appearances included also "La vita e bella" and "Karol", a Pope who remained a man. While living in Berlin in 2005 he began to paint. His unique technique involves a combination of acrylic and gold leaf. He has recieved many private commissions from Rome, Hamburg, Berlin, Vienna and Brussels.

He has played parts in the movies "Çanakkale Savaşı 1915" and "8 Saniye" under the direction of Ömer Faruk Sorak. He has opened his first showroom in the Kadıköy/Moda area of the city. The works in this exhibition are the first offering of an unique artist.

18 Eylül 2015 Cuma

Esra Kizir Gökçen'in Metamorph-Trick Sergisi Amsterdam'dan sonra şimdi Ankara'da..




Esra Kizir Gökçen “METAMORPH-TRICK” serisi çalışmalarını 28 Ekim – 8 Kasım 2015 tarihlerinde Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde sergileyecek. Bu seriye ait işlerinin bir kısmını 2014’de  Amsterdam’da Artps&CoWindow Gallery’de sergilemişti.

Yaklaşık üç yıldır bu proje üzerinde çalıştığını söyleyen Esra Kizir Gökçen, Metamorph-Trick serisini heyecanla üretmeye devam ediyor.. Bu konseptin ana felsefesinden hareketle farklı bir projesi daha varmış. İzliyoruz..

Ankara’daki sergide, tuval ve kağıt üzerine karışık teknik, akrilik, yağlı boya, mürekkep, desen, baskı-resim ve exlibris çalışmalarından oluşan 26 eser yer alacak. 

"Olmuş bitmiş derken yeni başlıyor,  ezberleri altüst eden yeni bilgiler yeni algılar yaratıyor ve bir sonraki  öncekini geçersiz kılıyor. Olaylar, nesneler parçalara ayrılıyor ve tekrar biraya geldiğinde farklı bağlantılarla başka bir şekilde kaynaşıyor. 

Metamorfik nesneler bazen bir boşlukta bazen değişime uğramış bir zeminde,  düşsel bir uzay zaman oyunu içinde resim veriyor.  Bu nasıl bir oyun ki,  kuralları değişerek devam ediyor durmaksızın. Yaşam katmanlarında her şey gerçekleşme anındakinden farklı.  Geçmiş ve gelecek sürekli başkalaşmakta, zamanın akışı algılarımızı sürekli yanıltmakta ve bu hilebaz oyunlar, öngörüleri boşa çıkartmakta. 

Geçmişe dair izler ve bunlar üzerine düşünceler, gelecek tahminleri ve hayaller, hepsi  farklı katmanlar oluşturuyor, dönüşüm kaçınılmaz görünüyor. Her biri iç içe geçmiş,  genel geçer kayıtların ötesinde başkalaşmış renkler ve çizgilerin oyunu.."

Esra Kizir Gökçen'in göstermek istediği, “Metamorph-Trick” de kullandığı çağrışımlar başkalaşımı vurgulamakla birlikte parçalanmış kişilik ve hayatların aynı şekilde tekrar oluşmasının imkânsızlığı.. O, kültürel ve sosyal oluşumların da aynı karakteri taşıdığını,  bugünün algı ve yorumuyla çoğalarak başkalaştığını, yeni yaşam formlarına dönüştüğünü düşünüyor. 

Bu yaklaşımla kurguladığı kompozisyonlarında, figürler bu dünya canlılarının uzuvlarına sahip olsalar da parçalanmış ve sonra yanlış birleşmiş yaratıklar gibi.. Mekânsal unsurlar da parçalanmış ve başka bir dünya yaratırcasına birleşmişler. 

Çalışmalarında kullandığı bulutlar, ağaçlar, kökler gibi doğayı sembolize eden detaylarla doğaya olan sorumluluğumuza dikkat çekiyor. Bulut ve ağaç, suyun, dolayısıyla da yaşamın döngüsünü ve geçmişten geleceğe sürekliliği anlatıyor.

Doğduğu ve yaşadığı çok katmanlı  Anadolu coğrafyasının tarihsel ve kültürel  birikimlerinden de ilham alan ressamın çizgilerindeki yuvarlak hatlar ve sembollerde kaligrafi ve minyatür gibi klasik Türk resim sanatının etkileri göze çarpıyor.

Serginin konseptinden bahsedebilir misiniz?
Bu projeyle anlatmak istediğim temel düşünce değişimin hem gerçekleştiği zamanda hem de şimdiye ve sonraya dönüşerek durmaksızın devam ettiğidir. Zaman ve mekânın koşulları her şeyi başkalaşıma uğratıyor.  Dolayısıyla olay ve olgular gerçekleştiği andakinden farklı yansıyor şimdiki algılarımıza. Yani zamanda olay ve olgular hareket halindedir  ve zaman sınırlı algımıza  oyunlar oynar. Yeni bilgiler yeni algılar yaratır. Kurallar zamana ve mekana göre sürekli değişerek devam eder. Belleğimiz ve beynimizin herşeyi anlamlandırma çabaları sonucunda yeni imajlar yaratırız. 

Çalışmalarımda olayları, nesneleri parçalara ayırıyor ve tekrar biraya getirerek farklı bağlantılarla başka bir şekilde kaynaştırıyorum, böylece yeni şeyler yaratıyorum. İnsan belleğinin ve algısının çalışma biçimini kendi imgelemimde örnekleyerek anlatmaya çalışıyorum.

Metamorfik/başkalaşıma uğramış nesneler bazen bir boşlukta, bazen değişime uğramış bir zeminde…Bu zamanın bellekteki dönüşüm oyunu. Figürlerim  bu dünya canlılarına benzeseler de parçalanmış ve sonra yanlış birleşmiş yaratıklar gibiler. Resimlerimdeki mekânsal unsurlar da aynı şekilde parçalanmış ve başka bir dünya yaratırcasına birleşmiş haldeler. Çağrışımlarım başkalaşımı vurguluyor. Aynı zamanda parçalanmış kişilik ve hayatların da önceki hali gibi tekrar oluşmasının imkânsızlığını anlatıyor. Sanki “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” önermesini hatırlatır gibi...  Her an yeni bir andır ve insan algısının bu zaman döngüsü oyunlarıyla bir hayli kafası karışıyor.

Serginin başlığı Metamorph-Trick sizin için ne anlam ifade ediyor ve işlerinizin bu başlıkla ilişkisini açıklar mısınız?
Projemin adı, yaşamın akışı içinde gerçekleşen olay ve olguları  aslında bizlerin sınırlı algımız ve hayal gücümüzle dönüşüme uğratmamıza dayanıyor. Bu durumu duyularımızın bize oynadığı bir oyun olarak konumlandırmamla ilgili. İşlerimin her birinde bunu destekleyen aldatmacalı fantastik yaratıkları, hem insanı hem de diğer çevresel ögeleri görebilirsiniz.  Örnek olarak “Dilemma” kente göç eden bireyin ikilemi ve doğal yaşamındaki kayıtlarını, geçmişe dair anılarını dahi nasıl kuraklaştırdığımıza dikkat çekiyor...“İçindeki yol” ise kentli insanın hayallerinin, iç dünyasının nasıl betonlaştığını resmetmektedir. İşlerimde göz imajını özellikle vurguluyorum, beş duyumuzu simgeliyor, algımızın sınırlılığını ve tek yönlülüğünü anlatıyor.  

Günümüzdeki keşmekeşin zamana ve mekâna sığamama, dolayısıyla daha çok tüketme ve daha tatminsiz olma paradoksunun bizleri ittiği melankolik nostaljiyianlatan “Anı” adlı çalışmamda salıncak sembolü var. Gelgitlerimize ve çocukluğun sınırları içindeki engellerimize dahi özleyişi hüzünle anlatıyor.

Kültürel ve sosyal oluşumların da aynı karakteri taşıdığı,  bugünün algı ve yorumuyla çoğalarak başkalaştığı, yeni yaşam formlarına dönüştüğünü söyleyeek ne demek istediniz?
Burada kastettiğim geçmiş kültürel birikimler üzerine bugünü oluşturuyor olmamız. Yani belleğimizde birikenlerle bugünü yaşıyoruz ve geleceği inşa ediyoruz. Dolayısıyla birbirinden bağımsız oluşmuyor, geçmişte nasıl oluşmuşsa katlanarak, birbirini etkileyerek yeni enerjiler ortaya çıkıyor ve artarak devam eden bu güçten ilham alarak ilerliyoruz geleceğe. Yaşama gücümüzü ve umutlarımızı bu enerjiden alıyoruz, doğru, yanlış nasıl algılıyor ve değerlendiriyorsak. Tüm zamanlar için geçerli bir yöntem, ortak bakış açısı olması sebebiyle aynı karakteri taşıyor. Bu yaklaşımım,  işlerimde  geçmiş, bugün,  gelecek bir arada  yani  zamansız durumu vurgulamak için seçtiğim bir yol bu. 

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Saim Altuncu: "Suluboyanın özgürlükçü, başına buyruk bir yapısı var. Onu dengeleyen siz oluyorsunuz. Suluboyada pişmanlık yoktur. Geriye dönüş olmaz, kararlılık gerektirir."



Suluboyanın romantik şeffaflığı, renklerin zarif akışkanlığı, bir ipek tül gerisinden seyrettirdiği resimleri seviyorum. Suluboya sanatçılarına hayranlığım da bundan.. Konuğum Saim Altuncu..

Resim çalışmaya ne zaman, nasıl başladınız? Hep suluboya mı çalıştınız?
Lise çağlarında karakalem desenler yapardım. Abim güzel sanatlarda okuyordu o dönem, ben de onun yanında kalıyordum. Okuluna sık sık giderdim. Çizgilerimi düzeltir, temel bilgiler verirdi. Pastel resimler de yapardım ama resim bir tutku değildi benim için o zamanlar. Ne zaman ki suluboyanın büyüleyici etkisi ile tanıştım, ondan sonra tamamen suluboyaya yöneldim.


Resimlerinizin zaman içinde değişim ve gelişimini kendi gözünüzden  aktarabilir misiniz?
Suluboya sevgi, sabır, emek ve çok idman gerektiren bir teknik. Kullandığınız kağıdın, boyanın ve fırçanın da önemi var. Kullandığınız malzemenin kalitesi arttıkça ilerleme hızınızda aynı paralelde gelişiyor. Suluboya süprizlere açık bir teknik. Suyla boyanın dengesini kurmak, kağıdın buna vereceği cevabı hesaplamak ve istenilen efektlere ulaşmak zaman ve çalışmayı gerektiriyor. Yaptıkça gelişiyorsunuz.

Son resim serinizin öyküsü nedir?
Böyle bir planlamam yok. Genelde o anki duygularımın paralelinde gelişiyor. Bazen kent manzarası, bazen ıssız bir köy yolu oluyor. Çektiğim fotoğrafları tararken buluyorum ilgimi çeken konuyu.

İlham kaynağınız, beslendiğiniz öğeler nelerdir?
Genelde uzun yürüyüşler, seyahatler, buralarda çektiğim fotoğraflar,  yaptığım eskizler etkili oluyor.

Suluboya tekniği resim temalarınızı sınırlıyor mu?
Suluboya heyecanlı yapısıyla her türlü konunun resmedilmesine olanak veren bir teknik. Özgürlükçü, başına buyruk bir yapısı var. Onu dengeleyen siz oluyorsunuz. Suluboyada pişmanlık yoktur. Geriye dönüş olmaz, kararlılık gerektirir. Resme başlar ve bitirirsiniz. Suluboya'nın şiirsel, transparan efektlerini  başka bir teknikte bulamazsınız.



Hangi sanatçıların hangi eserlerini beğenirsiniz?
Ülkemizde suluboyayı sevdiren ve öğreten Işıl Özışık, Orhan Gürel, Sait Günel ve Burhan Özer'in resimlerini beğenirim. Yabancı suluboyacılarda Alvaro Castagnet, Bernhard Vogel, Liu Yi’yi beğenirim.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?
İnsanlık tarihi boyunca, insanları evrimleştirip, duygusal boyutta idrak seviyelerini yükseltip, DNA'larına güzeli ve iyiyi işlemeye çalışan, daha medeni dünyalar yaratmak için gösterilen görsel veya yazınsal çabalara sanat diyebiliriz. Bütün bu kaygılar içinde kendini paralayanlara da sanatçı…


Sanatın günlük yaşam ve mutluluk ile ilişkisi nedir sizce?
Sanatın gelişmediği toplumlarda, hiç bir sosyolojik gösterge iyiye doğru devinmez.  Tam tersine kıt zekalı, öngörüsü olmayan, tembel, yalancı, kötü insanların sayısı hızla çoğalır. 

Sanat, kümülatif gelişen, topluma etkisinin zaman aldığı bir olgudur. Bu düşünüldüğünde, bizim durumumuz hayli zor görünüyor. Böyle bir toplumun bireyleri ancak takımları kazanınca mutlu olabilirler ya da bir yerden avanta bir şey bulduklarında…


4 Temmuz 2015 Cumartesi

Birgül Tekin: Boncuk tasarımlarımı doğru kullanımda görmek mutlu ediyor beni.. Elbisenin dekoltesi, kumaşının cinsi, rengi, takının kullanıldığı mekan önemli..


Eski Datça'da yaşamaya başladıktan sonra ilk dikkatimi çeken mekanlardan biri de köyün girişindeki seramik heykel ve cam boncuk dükkanı oldu: Sevo Seramik.. Sevdeğer ve Melek Şule Kantürk'ün seramikleri, Birgül Tekin'in de cam çalışmalarının sergilendiği showroom/atölyenin vitrininde de bir sarman kedi uyuyordu sepetinde. Gelen geçen takılıyor, fotoğrafını çekiyor..

Cam sanatçısı Birgül Tekin ile tanıştığımda arkadaşlığı da tasarımları da bana çok keyif verdi. Evinin yanındaki atölyesinde buluştuk bir gün. Ateşin önünde cam çubukları boncuklara dönüştürmesini seyrettim uzun uzun.. Boncuklarının masalsı renklerine, yanyana geldiklerinde oluşturdukları zerafete takılı kaldım.. Sizlerle paylaşmadan da edemedim..



Ne zamandan beri cam çalışıyorsunuz? Boncuk ve takı tasarımındaki yolculuğunuzu anlatır mısınız?
Cam yolculuğum 16 yıl önce Beykoz'da faaliyet gösteren Cam Ocağı'nı keşfetmemle başladı.. 
O günlerde adı henüz duyulmamış, yer - iz tarifleri yapılmamıştı... 

Arabaya atlayıp tam bir  pazar günümü harcayarak arayıp bulduğum Riva Deresi kıyısında bir cennet mekan Cam Ocağı.. İlk ve belki de en şanslı öğrencilerinden biri sayılırım.. Şu anda hepsi de cam çalışmalarını keyifle sürdüren dört kişilik bir sınıftık. Öğretmenimiz Almandı. Helga Seimel...

Çocukluktan beri kanıma işleyen fakat önce konuyla alakası olmayan bir eğitim süreci (iktisat), daha sonra yoğun iş yaşamı.. Büyük şehir stresleri, para kazanma ve çocuk büyütme eğitme telaşı.. Ve hep ertelediğim camın renkli ve büyülü dünyasıyla ilk buluşmam..


Nasıl ortaya çıkıyor bu boncuklar ve takılar?
Önce cam çubuklara hayat veriyorum.. Anlık ruh hallerim yönetiyor boncukların renk ve şekillerini.. 
Sonra sıra tasarıma geliyor.. Kolyeler, küpeler, bileklikler. Tek üretim. Bazen bir kolyeyi bir günde bazen iki saatte tasarlıyorum ruh halime bağlı olarak.. 

Pek çok dalı olan bu renkli dünyadaki tercihim Lampwork boncuktan yana oldu. Renkli cam çubukları yaklaşık 800 santigrat derecede oksijen/LPG ateşinde eritip şekillendiriyorum.  Cam boncuklarıma artı değer olarak takı tasarım deneyimlerimi de kattım. 


Tasarımlarınızı nerelerde görmek hoşunuza gidiyor? 
Boncuk takı tasarımlarımı doğru kullanımda görmek beni çok mutlu ediyor.. Elbisenin dekoltesi, kumaşının cinsi, rengi, takının kullanıldığı mekan.. Bunlar da "doğru kullanım" ın alt satırları..

İstanbul'dan uzak olmak nasıl bir duygu? Datça'ya ne zaman yerleştiniz?
Dokuz yıl önce İstanbul’dan adeta kaçarak yerleştiğim ve kendi cennetimi bulduğumu düşündüğüm Eski Datça’da çok keyifle sürdürüyorum yaşamımı ve cam çalışmalarımı.


Hayatınızdaki değişiklikler tasarımlarınıza nasıl yansıdı?
Yaşamımdaki olumsuz olaylar ve özellikle de zor insan ilişkileri üretimimi ve hayal gücümü daima olumsuz etkileyip beni körleştiriyor... Bu nedenle de kendi cennetimde, kendi dünyamda belki de biraz izole yaşamak beni mutlu ve verimli kılıyor.

Size göre zanaat ve sanat hangi noktada buluşuyor?
Sanat-sanatçı-zanaat-zanaatkar kavramlarının içiçe geçtiği tanım karmaşasının yaşandığı günümüzde kendimi bu kavramların hiçbirinin içine sokmak istemiyorum.. 

Bu kavramlarla ilgili hiçbir derdim asla yok.. Camı seviyorum, üretiyorum, tasarımlarımı  yapıyorum.. Hepsi bu kadar..

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Feride Sofugil: Kendine zaman ayırmak insan için ihtiyaçtır. Bu zamanı para kazanmak için harcarsak yaratamayız..


İstanbul Moda’daki Polka Café’den tanıyorum Feride Sofugil’i. Müzisyen kimliğini de biliyorum. Bizim derneğin (Lokomotif) düzenlediği sokak festivalinde çalmıştı.. 

Datça’da ona rastlamak çok güzel bir sürpriz oldu benim için. Ağaçlar ve çiçekler arasında kaybolmuş huzurlu mekanında müziğini dinledim.. 

Müdavimi oldukları her hallerinden belli İrlandalı müşterileri evlerinde gibi rahat ve mutluydular. Gülümseyen ve şarkılara eşlik eden büyük bir aileyle güzel bir gece geçirdim. Ertesi gün sabah kahvaltımı orada yaptım. Aynı duygu.. Rahat minderler üzerinde yazılarımı yazıp çayımı içtim… Ve bu röportajı yaptık.

Ne zaman göçtünüz buralara? İstanbul’u neden terkettiniz?
Datça’ya üç sene önce eşim Orkun’la yerleştik ve çok iyi ettik.

Sokak müziği yapıp güneyde kasabaları gezerken hayran kalıyordum bu yaşama.. Şehre dönmek hep ızdırap veriyordu. Eşim mühendis olmasına rağmen hep küçük yerde küçük yaşamak isteyen bir insandı. 5 sene önce Kadıköy’de bir café açtık. Polka.. 

Eşim işini bırakıp Polka ile ilgilenmeye başladı. Café’miz sevilip biraz para kazanmaya başladığında Datça’da bir şube açtık ve buraya yerleştik. İstanbul’daki Polka’yı en yakın arkadaşım işletiyor ve çok başarılı . Biz de buradaki işleri yoluna koymaya çalışıyoruz.

Datça’da günlük yaşamınız nasıl?
Datça’da gerçekten çok sakin bir yaşamımız var. Sevdiğimiz bir ev, sevdiğimiz bir café, harika ve herzaman size destek arkadaşlar ve şimdi küçük bir bebeğimiz..

Çocuk yaşamınızda neleri değiştirdi?
Kızımın ismi Arya.. Hayatımıza daha çok mutluluk katmaktan başka bir şeyi değiştirmedi. Bence çocuk kimsenin hayatını değiştirmemeli, sizin yaşamınıza eklenmeli. Siz mutlu olunca o da mutlu olacak her koşulda.. 

Hamileyken son güne kadar da işimin başındaydım. Şimdi de Arya ile devam ediyorum. Ben kek yapıyorsam o da mutfakta benimle. Ben müzik yapıyorsam o da hemen yanımda pusetinde uykuda. Hep anne babayla birlikte.. Bence bir çocuğun ilk seneleri için tek ihtiyacı bu.

Polka'nın özelliklerini, müşteri karakterini, menünüzü anlatabilir misiniz?
Polka Café’de insanların mutlu olabilecekleri bir yer yaratmak istedik. Rahat ve sıcak bir ortamımız var. Büyük bir bahçemiz var. Rahat sedirler, hamak.. Polka müşterisi rahat ve doğal olanı tercih eden kişiler.. Genellikle yabancılar arayıp buluyorlar bizi.. Önceliğimiz kahvaltı. 

Annem ve babam Kaz dağlarında yaşadıkları için bize en güzel zeytinyağı ve zeytini yapıyorlar. Özel soslarımız var kahvaltı için hazırladığım. Bahçeden domates, biber sunuyoruz. Kendi reçellerimizi, ekmeğimizi yapıyoruz. Sebzeli özel bir sandwichimiz var. Itırlı limonata, doğal icetea, doğal içeceklerimiz var.. Gece müzik yapıyoruz. Alkollü içeceklerimiz de mevcut..

Fotoğraf: Elif Sofugil
Müzik geçmişinizden de bahsedebilir misiniz?
2000 yılında üniversitede ilk yılımda harçlığımı çıkartmak üzere bir café’de garsonluğa başladım. Café sahibi Onok Bozkurt , Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde gitar hocasıydı ve müzisyen arkadaşları bu café’de konserler veriyorlardı. Dünya müzikleri yapan Galaturka Grubu’nu her hafta servis yaparken bayılarak dinliyor ve çok beğeniyordum. Kullanılan enstrümanlar Çağlayan Örge’nin el yapımı enstrümanları ve melodiler insanın aklından çıkmayacak kadar güzeldi. Lakin bir gün irlanda flütü whistle'ı denemek istedim. Her hafta beni sahneye çağırır hadii gel çal derlerdi. Nitekim benden kaçamadılar ve gruplarına dahil ettiler.

Galaturka ekibiyle unutamayacağım bir dört sene geçirdim. Sokak müziği hayatımızın önemli bir parçasıydı. Grupla beraber İrlanda flütleri, mandolin, keman, banjo çalmayı öğrendim. Hiç nota öğrenme isteği ve ihtiyacı duymadım. Çok sevdiğim melodileri elime aldığımız enstrümanlarla çıkartmaktı bütün derdimiz. Çağlayan Örge herşeyi kolaylaştırdı bizim için enstrümanlarımızı yapıyor nasıl çalınacaklarının metodlarını gösteriyordu. Müzik hayatıma onun sayesinde girdi ve hala var diyebilirim.

Fotoğraf: Feride Sofugil
Sevdiğiniz takip ettiğiniz müzisyenler kimler?
İrlanda müzikleri, bluegrass ve country folk dinliyorum genelde.

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?
Sanat içimizde zaten var olan yaratma isteği, sanatçı ise buna aracılık eden insandır.bence herkesin doğal bir yeteneği var ama bunu ortaya çıkaracak imkan ve zaman olması gerekiyor.

Sanat ve mutluluk ilişkisi nedir size göre?
Sanat içimizde yaşayan yeteneğin dışarı çıkması ise bunu yapabildiğinde, en önemlisi de anlaşılabildiğinde mutlu oluyorsunuz. Ülkemizde belki en sıkıntılı durum anlaşılamamak . Kendine zaman ayırmak insan için ihtiyaçtır. Bu zamanı para kazanmak için harcarsak yaratamayız.



Polka Datça:
İskele Mahallesi Ambarcı Caddesi no:9
0.252.7128056

29 Haziran 2015 Pazartesi

Melis Buyruk: Gerçek dünyaya ait olmama hissinin mutlulukla doğrudan bir bağlantısı olduğuna inanıyorum.

Pg Art Gallery, 8 – 31 Temmuz tarihleri arasında Melis Buyruk’un “You are Here! (Buradasın!)” isimli ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapacak.

Seramik sanatçısı Buyruk, çalışmalarının büyük bir bölümünde bu malzemeye en görünür işlevsel formlarından biri olan tabak olarak yer veriyor. Endüstriyel bir formu, şekil itibariyle olduğu gibi kullanmasına karşın ele aldığı bağlam, tabağı bir tasarım nesnesinden sanat nesnesine eviriyor..



Son serginizin öyküsü nedir?
"Buradasın /You are Here" ilk kişisel sergim.  Sergide insana ait parçaları, uzun bir yemek masasında, beyaz yemek tabakları içerisinde, güllerle süslenmiş olarak göreceksiniz. Serginin ana teması, insan bedeni aracılığı ile anlatılıyor. Tabaklara yerleşmiş parçalar, hiçbir cinsel kimliği işaret etmiyor. İnsanı sosyal, etnik veya cinsel kimliklerinden arındırarak sadece beden, yani et ve kemik olarak ortaya koyan ve bu sayede eşitleyen bir bakışla yaklaşmaya çalıştım. Bedeni var olduğumuz müddetçe "süsleme" arzumuz ve bu döngü üzerine bir sergi. 

Sanatta kurallara inanıyor musunuz?
Sanat, duygulara dayanan bireysel bir tavır bana göre. Kurallara inanmıyorum. Aksine sanatçının, her türlü kaygıdan ve iradeyi sınırlandıran kuraldan uzak, üretebilmesinden yanayım. Nietzsche “Yaratıcı olmak isteyen, önce her şeyi yıkmakla işe başlamalı” der. Hiçbir zaman “bir şeyleri yıkmak” gibi bir amaçla ürettiğimi söyleyemem ama kuralları da umursamıyorum.


Sergiye hazırlanma süreciniz nasıldı? Neler üzerine daha çok odaklandınız?
Bir sanat izleyicisi de olarak, çağdaş sanat galerilerinde, malzemesi “seramik” olan bir iş neredeyse hiç görmüyordum. Seramik korkulan bir malzeme. Geleneksele kaçan bir algısı var ve dolayısıyla nasıl konumlandırmalı, ne üzerine konumlandırmalı gibi noktaların üzerinde çok durdum. “circle” çok hassas ve ince bir iş. Hem bunu vurgulamalıyım hem malzemeyi odak noktası yapmamalıyım gibi handikaplarım oldu. Neticede beton ve aynadan yardım aldım.

Seramik çalışmaya ne zaman ve nasıl başladınız?
2003 yılında Güzel Sanatlar Seramik Bölümü’nü kazandım. Seramikle tanışmam da okul ile birlikte oldu.
 


Çalışmalarınızın değişim ve gelişimini kendi gözünüzden aktarabilir misiniz?
Zaman ile birlikte, iç dünyamda, hayatımda ve dünyaya bakışımda değişimler yaşıyorum herkes gibi. Bu değişimler yorumuma farklılıklar katıyor doğal olarak.. Bundan yıllar önce daha temiz bir zihinle dünyaya bakarken en büyük derdim kimyasal ve biyolojik kirlenmeler iken bugün varoluşu daha başka bir dille sorgulamaya çalışıyorum. Bunun yanında malzeme ve teknik açısından da araştırmalarım oluyor. Tabi bu da işlerime yansıyarak değişimime katkı sağlıyor.

Eserlerinizin malzeme - konsept dengesi hakkında neler söylemek istersiniz?
Çalışmalarımda malzeme olarak porselen ve seramiği kullanıyorum. Yemek tabaklarında olduğu gibi hazır malzemelere de başvuruyorum. Seramik veya porselenin sanatsal anlamda uzak durulan, korkulan bir malzeme olarak bir izlenimi var. Bu malzemeden bahsedilince aklımıza ilk gelen şey de tabak! Bu sergide ben de ilk akla gelen "tabağı" endüstriyel bir ürün olarak alıp bir sanat nesnesine çevirdim.. 

Melis Buyruk
Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?
Aslında bir tanımım yok. Kalıba sığdırmaktan da, büyük cümlelerden de hoşlanmıyorum. Kendini sanatçı olarak tanımlayan herkes sanatçı ve ürettiği de sanattır. Burada tabii genel geçer faktörler ve göreceler olacaktır ama değinmiyorum

Sanatın günlük yaşam ve mutluluk ile ilişkisi nedir sizce?
Bir sanatçı olarak, atölyeme girdiğim andan itibaren üretmek benim için zorluklarıyla da, hazzıyla da beni gerçek dünyadan soyutlayan ve andan koparan bir eylem. Gerçek dünyadan kopmak da iyi hissetmek için yeterli geliyor.

Bir sanat izleyicisi olarak da aynı şekilde.. bambaşka beyinlerin ürettiği fikirlere ulaşmak beni yaşadığım andan çekip çıkartıyor. Gerçek dünyaya ait olmama hissinin de mutlulukla doğrudan bir bağlantısı olduğuna inanıyorum.

27 Haziran 2015 Cumartesi

Fransız Rivierası'nda bir yaz tatiline ne dersiniz?

Provence-Alpes-Côte d'Azur
Yaz tatilinde deniz, güneş, kum klasiğini farklı ülkelerin kıyılarında deneyimlemekten yanaysanızFransa’nın 26 bölgesinden biri PACA (Provence-Alpes-Côte d’Azur)'yı öneririm.. 

Aix- en- Provence bölgesini başlı başına ayrı bir tatil programı içinde yer almayı öngördüğümden bu yazımda Marsilya’ya uçtuktan sonra ünlü Fransız Rivierası’na doğru yola çıkıyoruz.


Cassis - Calanque
Toulon'dan İtalya sınırındaki Menton'a kadar uzanan Fransız Rivierası’nın en önemli şehirleri, Altın Palmiye ödülünün verildiği Cannes şehri, plajlarıyla ünlü Saint-Tropez ve Nice'tir. Monaco Prensliği de buradadadır. PACA bölgesini iki türlü gezebilirsiniz:

Marsilya’dan araba kiralayıp yaklaşık iki saatte Saint-Tropez sahillerine vararak birkaç gün St. Tropez’ de kalabilirsiniz. Böylece muhteşem plajların tadını çıkarıp daha sonra da gezinize Nice’te konaklayarak devam edebilirsiniz.

Ya da Nice’e uçup, tatilinizi Nice merkezli organize edebilirsiniz. Bir gün St. Tropez, Cannes sahillerini gezip, birbirinden güzel plajlarda yüzüp, bir gün Monaco’nun eşsiz güzelliğine tanık olup, bir iki gün de tarihi kasabaları ve ünlü Eze köyünü ziyaret edebilir, yorgunluğunuzu Nice plajlarında atabilirsiniz...



Saint –Tropez
St. Tropez İkinci Dünya Savaşı sırasında güney Fransa'nın kurtuluş rolü ile bilinir. Marsilya’dan 105km Nice’ten 66km uzaklıktadır. İlk kez Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından keşfedilen St.Tropez, 1956 yılında Brigitte Bardot’un oynadığı ‘’Ve Tanrı Kadını Yarattı’’ filmi ile sosyetenin vazgeçemediği tatil beldesi haline gelmiş. 1960 ve 1970'li yıllarda, Louis de Funes'in Saint-Tropez’de çevirdiği “Le jandarme” film serisi, kasabanın daha popüler olmasına katkıda bulunmuştur.

Saint Tropez bugün çok popüler ve sosyetik bir mekan ancak, Paul Signac ya da Maximilien Luce gibi ünlü ressamların ve takipçileri Pierre Bonnard, Raoul Dufy, Charles Camoin, Moise Kisling, André Dunoyer de Ségonzac’a ilham kaynağı olduğu dönemlerde küçücük bir köydü... Ressam Paul Signac’ın buradaki evi ressamların buluşma noktası, pointilisme ve fauvisme sanat akımlarının ortaya çıktığı yer olmuştur. Sanat tarihine kazandırdığı sanatçılar arasında Bernard Buffet, David Hockney, Massimo Campigli, Donalt Sultan ve Stefan Szczesny de bulunmaktadır. L’Annonciade Müzesi’ni gezmenizi öneririm. 


Albert Marquet “Le port de Saint Tropez” 1905
St. Tropez, yaklaşık yarım gününüzü ayırarak gezebileceğiniz küçük bir sahil kasabası olsa da ben muhteşem plajlarından yararlanabilmeniz için konaklamanızı öneriyorum. 

St. Tropez plajları (Boulabaisse, Graniers, Canoubiers, Salins gibi..) 11,3 km’lik bir kıyı şeridi oluşturuyorlar.

Nice’ten ulaşacaksanız araba kiralamanız gerekecek; çünkü tren yok.. Nice’den sabahları kalkan gemilerle de gidebilirsiniz ama mesafe uzun olduğundan St. Tropez ve çevresinde kalacağınız saatler sınırlı kalır. Şehir içinde her yeri yürüyerek gezebilirsiniz. 

Toplu ulaşım aracı bulunmuyor. Sokaklar çok dar, tarihi eski şehir bölümünde araç girişine izin verilmiyor. Eğer özel aracınız ile gelirseniz, liman bölgesinde bulunan otoparka otomobilinizi park ederek, gezinize limandan başlayabilirsiniz. Birbirinden lüks yatların olduğu Vieux Port (Eski Liman) kıyısındaki yol üç isimle anılıyor. Quai Gabriel Peri, Suffren ve Jean Jaures. Cadde, kafeler ve küçük butiklerle süslü.



Port Giramaud
Saint-Tropez bölgesinde mutlaka görülmesi gereken bir kasaba.Venedik benzeri inşa edilen bu kasaba 1962 yılında Fransız mimar François Spoerry tarafından tasarlanmış. Çiçekli terasları, pastel renkli evleri, kanalları ile bir masal kenti adeta. Her evin pencere şekli birbirinden farklı ve hiçbir ev diğeriyle aynı pencereye sahip değil.

Kasabanın içine araba girişi yok. Aracınızı büyük otoparka park edip yürüyerek tüm kasabayı dolaşıyorsunuz. İsterseniz kendinize küçük bir tekne kiralayıp bununla ya da toplu olarak binilen teknelerle de gezebilirsiniz. Les Bateaux Verts veya Navette Bateau şirketlerinin tekneleri farklı saatlerde Vieux Port (Eski Liman) ve Nouveau Port (Yeni Liman)’dan hareketle Port Grimaud’ya gidiyorlar. Yolculuk 20 dakika sürüyor.




Cannes

Cannes denince aklımıza ilk gelen şüphesiz kırmızı halı ve film festivalleri.. Festival binası Grand Auditorium, La Croisette olarak bilinen sahildeki ana cadde üzerinde bulunuyor. Ünlü Cannes plajı da bu sahilde bulunuyor. Kaldırımlardaki ünlülerin el izlerini takip ederek kıyı boyunca yürümek, Carlton gibi lüks ve ünlü otel ve mağazalar boyunca etrafı seyretmek son derece keyifli.. Şık ve nezih bir şehir.. Bu sakin, dingin şehirin dar sokaklarını, kilise ve kalesiyle Le Suquet te (Eski Cannes) ve ünlü alışveriş caddesi RueD’Antibes’i gezebilirsiniz. Tatilinizde dinlenmek ve plajlarda vakit geçirmek istiyorsanız Nice yerine biraz daha pahalı olan bu bölgeyi tercih edebilirsiniz.


Antibes
Cannes ile Nice arasında, Cannes’dan 15 km mesafede tarih kokan sevimli bir kasaba. . Romalılardan kalma bu şehir şimdilerde Paris ve diğer kentlerden gelen zenginlerin sayfiyesi.. Eski şehir surlarla çevrilmiş, limanı lüks yatlarla çevrili, rengarenk bir yer.

Antibes‘te gezmeniz gereken üç önemli bölge var: OldTown, the Capd’Antibes ve Juan-Les-Pins. Antibes, geçmişte Picasso ve Max Ernst gibi birçok ressamın altın yıllarını yaşadığı bir yer olmuş. Juan-Les-Pins’de yer alan 12. yüzyıldan kalma ve Monaco kraliyet ailesinin eskiden yaşadığı Grimaldi Şatosu’nda Musée Picasso var. Görülmeye değer bir yer. Picasso’nun resim ve heykellerinden oluşan, kapsamlı bir müze. Picasso, 1946’da şatonun bir bölümünü atölyesi olarak kullanmış ve 150 kadar eserini buraya bağışlamış. Fransız Rivierası’nda en az yarım gününüzü bu bölgeye ayırmanızı tavsiye ederim.



Nice
Nice, Fransız Rivierası’nın başkenti. Nice- Villefranche Limanı çok fazla turistik gemiye ev sahipliği yaptığından Fransa’nın en önemli turizm merkezlerinden biri olmuş durumda. Fransa’nın sıcakkanlı, yaz aylarında 24 saat yaşayan bir Akdeniz şehri. Palmiyelerle süslenmiş uçsuz bucaksız sahillerinde 15’den fazla plaj var. En ünlüsü Baide des Anges..

Nice’nin geçmişi M.Ö. 2000’li yıllara dayanıyor. M.Ö. 350'lerde Marsilya'dan gelen Yunanlılar tarafından koloniye dönüştürülmüş. Nice ismini, Yunan Mitolojisi'ndeki zafer tanrıçası Nike'den almış. Cenova Birliği'ne katılan, ardından Emevilerin istilasına uğrayan kenti Osmanlılar almak istemiş. 1543'te Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki donanma Nice'i kuşatmış ama ele geçirememiş. 1860'da Nice’nin yönetimi Fransa'ya geçmiş. 

1900 yılında elektrikli tramvayın çalışmaya başlaması ile bölge kısa sürede hızlı bir değişim yaşamış. Sadece Fransızlar değil, bu hızlı değişim sonrası İngiliz asilzadeler de Nice’e yerleşmeye başlamışlar.




Vieux Nice (Eski Nice) şehrin ilk kurulduğu yer. Nefis fotoğraflar çekmek için bir süre zaman ayırmanız gerekiyor. Şehrin tarihi zenginliğinin büyük bir kısmı burada yer alıyor. Eski Nice, Ortaçağ'dan kalma tarihi dokusu ile özellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde, küçük dükkânları, otantik restoranları, kilise meydanlarına açılan dar sokakları, kafeleri, eğlence kulüpleri ile turistlerin uğrak yeri.


Cours Saleya dünyanın en meşhur çiçek ve renkli antika pazarı. Nice’in sosyal yaşamının kalbinin attığı bu yerde ışıl ışıl aydınlatılmış binalarla farklı bir atmosfere bürünen sokaklar gece gündüz dolup taşıyor. Promenade des Anglais sahildeki ana cadde.. Nice Havalimanı’na kadar uzanıyor. Keyifle gezebileceğiniz bir kordon.

Colline du Chateau Nice tepeye hakim bu kalenin şelalesi, doğal güzelliği, yeşili ve muhteşem deniz ile şehir manzarası şahane duygular yaşatıyor insana.


Eze Köyü şehrin en tepesinde (deniz seviyesinden 427 metre) çıkmak için ara sokakların tamamını dolaşmanız gerekiyor.. Özellikle fotoğraf tutkunu olanlar için gidilmesi gereken bir yer

Köye MÖ 2000 civarında Romalılar tarafından yerleşilmeye başlanmış. Tarih içerisinde birçok ulusun yaşadığı hatta 1543 yılında Barbaros Hayrettin’in emriyle Türk askerlerinin de keşfettiği bir yer Eze. Hal böyle olunca da bir sürü kültürün varlığı ile inanılmaz bir mozaik çıkmış ortaya. 

14. Louis tarafından İspanya savaşı sırasında 1706 yılında tüm duvarları yıkılmış en son 1860 Nisan ayında Fransa’ya ait olduğu ilan edilmiş ve o tarihten bu yana da dünyanın her yanından turist akınına uğrayan bir yer. Chapelle de la Misericorde, Cathedrale St. Nicholas, Opera De Nice, Musee Matisse, Nice’te görmeniz gereken yerler.

Saint Paul de Vence
Nice’ten yarım saat mesafede özellikle fotoğraf tutkunlarının görmesi gereken masal gibi bir yer. Buranın müdavimleri arasında Picasso, Modigliani, Colet, Cocteau varmış ve konaklama ücreti olarak resimlerini verirlermiş . Yves Montand ve Simone Signoret burada evlenmişler .

Nice’te doyasıya bir tatil için en az 4 gece ayırmanız gerekiyor. İki gün şehri gönlünüzce gezip, plajlarında serinleyip, cafe ve restoranlarında keyif yapar, üçüncü gün Eze köyüne ve Monaco'ya gider,dördüncü gün ise Saint Paul de Vence köyüne ve Cannes'a uzanırsınız.

Daha uzun bir tatil planladıysanız gezinize Sardunya adasını ya da Corsica adasını ekleyebilirsiniz. Nice’ten hergün Sardunya’ya veya Corsica’ya kalkan feribotlar bulunuyor. 

Feribotta gece yolculuğu yapılan günübirlik turları önermiyorum. Geçen yıl gemi ile yaptığım Balear adaları turunda uğradığımız Sardunya’da aklım kaldı. 

Önümüzdeki ay Corsica’ya gidiyorum, dönüşümde gezi notlarımda buluşmak üzere..
Çiğdem Erkoç.