Gezi Yazıları - Çiğdem Erkoç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi Yazıları - Çiğdem Erkoç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2015 Cumartesi

Fransız Rivierası'nda bir yaz tatiline ne dersiniz?

Provence-Alpes-Côte d'Azur
Yaz tatilinde deniz, güneş, kum klasiğini farklı ülkelerin kıyılarında deneyimlemekten yanaysanızFransa’nın 26 bölgesinden biri PACA (Provence-Alpes-Côte d’Azur)'yı öneririm.. 

Aix- en- Provence bölgesini başlı başına ayrı bir tatil programı içinde yer almayı öngördüğümden bu yazımda Marsilya’ya uçtuktan sonra ünlü Fransız Rivierası’na doğru yola çıkıyoruz.


Cassis - Calanque
Toulon'dan İtalya sınırındaki Menton'a kadar uzanan Fransız Rivierası’nın en önemli şehirleri, Altın Palmiye ödülünün verildiği Cannes şehri, plajlarıyla ünlü Saint-Tropez ve Nice'tir. Monaco Prensliği de buradadadır. PACA bölgesini iki türlü gezebilirsiniz:

Marsilya’dan araba kiralayıp yaklaşık iki saatte Saint-Tropez sahillerine vararak birkaç gün St. Tropez’ de kalabilirsiniz. Böylece muhteşem plajların tadını çıkarıp daha sonra da gezinize Nice’te konaklayarak devam edebilirsiniz.

Ya da Nice’e uçup, tatilinizi Nice merkezli organize edebilirsiniz. Bir gün St. Tropez, Cannes sahillerini gezip, birbirinden güzel plajlarda yüzüp, bir gün Monaco’nun eşsiz güzelliğine tanık olup, bir iki gün de tarihi kasabaları ve ünlü Eze köyünü ziyaret edebilir, yorgunluğunuzu Nice plajlarında atabilirsiniz...



Saint –Tropez
St. Tropez İkinci Dünya Savaşı sırasında güney Fransa'nın kurtuluş rolü ile bilinir. Marsilya’dan 105km Nice’ten 66km uzaklıktadır. İlk kez Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından keşfedilen St.Tropez, 1956 yılında Brigitte Bardot’un oynadığı ‘’Ve Tanrı Kadını Yarattı’’ filmi ile sosyetenin vazgeçemediği tatil beldesi haline gelmiş. 1960 ve 1970'li yıllarda, Louis de Funes'in Saint-Tropez’de çevirdiği “Le jandarme” film serisi, kasabanın daha popüler olmasına katkıda bulunmuştur.

Saint Tropez bugün çok popüler ve sosyetik bir mekan ancak, Paul Signac ya da Maximilien Luce gibi ünlü ressamların ve takipçileri Pierre Bonnard, Raoul Dufy, Charles Camoin, Moise Kisling, André Dunoyer de Ségonzac’a ilham kaynağı olduğu dönemlerde küçücük bir köydü... Ressam Paul Signac’ın buradaki evi ressamların buluşma noktası, pointilisme ve fauvisme sanat akımlarının ortaya çıktığı yer olmuştur. Sanat tarihine kazandırdığı sanatçılar arasında Bernard Buffet, David Hockney, Massimo Campigli, Donalt Sultan ve Stefan Szczesny de bulunmaktadır. L’Annonciade Müzesi’ni gezmenizi öneririm. 


Albert Marquet “Le port de Saint Tropez” 1905
St. Tropez, yaklaşık yarım gününüzü ayırarak gezebileceğiniz küçük bir sahil kasabası olsa da ben muhteşem plajlarından yararlanabilmeniz için konaklamanızı öneriyorum. 

St. Tropez plajları (Boulabaisse, Graniers, Canoubiers, Salins gibi..) 11,3 km’lik bir kıyı şeridi oluşturuyorlar.

Nice’ten ulaşacaksanız araba kiralamanız gerekecek; çünkü tren yok.. Nice’den sabahları kalkan gemilerle de gidebilirsiniz ama mesafe uzun olduğundan St. Tropez ve çevresinde kalacağınız saatler sınırlı kalır. Şehir içinde her yeri yürüyerek gezebilirsiniz. 

Toplu ulaşım aracı bulunmuyor. Sokaklar çok dar, tarihi eski şehir bölümünde araç girişine izin verilmiyor. Eğer özel aracınız ile gelirseniz, liman bölgesinde bulunan otoparka otomobilinizi park ederek, gezinize limandan başlayabilirsiniz. Birbirinden lüks yatların olduğu Vieux Port (Eski Liman) kıyısındaki yol üç isimle anılıyor. Quai Gabriel Peri, Suffren ve Jean Jaures. Cadde, kafeler ve küçük butiklerle süslü.



Port Giramaud
Saint-Tropez bölgesinde mutlaka görülmesi gereken bir kasaba.Venedik benzeri inşa edilen bu kasaba 1962 yılında Fransız mimar François Spoerry tarafından tasarlanmış. Çiçekli terasları, pastel renkli evleri, kanalları ile bir masal kenti adeta. Her evin pencere şekli birbirinden farklı ve hiçbir ev diğeriyle aynı pencereye sahip değil.

Kasabanın içine araba girişi yok. Aracınızı büyük otoparka park edip yürüyerek tüm kasabayı dolaşıyorsunuz. İsterseniz kendinize küçük bir tekne kiralayıp bununla ya da toplu olarak binilen teknelerle de gezebilirsiniz. Les Bateaux Verts veya Navette Bateau şirketlerinin tekneleri farklı saatlerde Vieux Port (Eski Liman) ve Nouveau Port (Yeni Liman)’dan hareketle Port Grimaud’ya gidiyorlar. Yolculuk 20 dakika sürüyor.




Cannes

Cannes denince aklımıza ilk gelen şüphesiz kırmızı halı ve film festivalleri.. Festival binası Grand Auditorium, La Croisette olarak bilinen sahildeki ana cadde üzerinde bulunuyor. Ünlü Cannes plajı da bu sahilde bulunuyor. Kaldırımlardaki ünlülerin el izlerini takip ederek kıyı boyunca yürümek, Carlton gibi lüks ve ünlü otel ve mağazalar boyunca etrafı seyretmek son derece keyifli.. Şık ve nezih bir şehir.. Bu sakin, dingin şehirin dar sokaklarını, kilise ve kalesiyle Le Suquet te (Eski Cannes) ve ünlü alışveriş caddesi RueD’Antibes’i gezebilirsiniz. Tatilinizde dinlenmek ve plajlarda vakit geçirmek istiyorsanız Nice yerine biraz daha pahalı olan bu bölgeyi tercih edebilirsiniz.


Antibes
Cannes ile Nice arasında, Cannes’dan 15 km mesafede tarih kokan sevimli bir kasaba. . Romalılardan kalma bu şehir şimdilerde Paris ve diğer kentlerden gelen zenginlerin sayfiyesi.. Eski şehir surlarla çevrilmiş, limanı lüks yatlarla çevrili, rengarenk bir yer.

Antibes‘te gezmeniz gereken üç önemli bölge var: OldTown, the Capd’Antibes ve Juan-Les-Pins. Antibes, geçmişte Picasso ve Max Ernst gibi birçok ressamın altın yıllarını yaşadığı bir yer olmuş. Juan-Les-Pins’de yer alan 12. yüzyıldan kalma ve Monaco kraliyet ailesinin eskiden yaşadığı Grimaldi Şatosu’nda Musée Picasso var. Görülmeye değer bir yer. Picasso’nun resim ve heykellerinden oluşan, kapsamlı bir müze. Picasso, 1946’da şatonun bir bölümünü atölyesi olarak kullanmış ve 150 kadar eserini buraya bağışlamış. Fransız Rivierası’nda en az yarım gününüzü bu bölgeye ayırmanızı tavsiye ederim.



Nice
Nice, Fransız Rivierası’nın başkenti. Nice- Villefranche Limanı çok fazla turistik gemiye ev sahipliği yaptığından Fransa’nın en önemli turizm merkezlerinden biri olmuş durumda. Fransa’nın sıcakkanlı, yaz aylarında 24 saat yaşayan bir Akdeniz şehri. Palmiyelerle süslenmiş uçsuz bucaksız sahillerinde 15’den fazla plaj var. En ünlüsü Baide des Anges..

Nice’nin geçmişi M.Ö. 2000’li yıllara dayanıyor. M.Ö. 350'lerde Marsilya'dan gelen Yunanlılar tarafından koloniye dönüştürülmüş. Nice ismini, Yunan Mitolojisi'ndeki zafer tanrıçası Nike'den almış. Cenova Birliği'ne katılan, ardından Emevilerin istilasına uğrayan kenti Osmanlılar almak istemiş. 1543'te Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki donanma Nice'i kuşatmış ama ele geçirememiş. 1860'da Nice’nin yönetimi Fransa'ya geçmiş. 

1900 yılında elektrikli tramvayın çalışmaya başlaması ile bölge kısa sürede hızlı bir değişim yaşamış. Sadece Fransızlar değil, bu hızlı değişim sonrası İngiliz asilzadeler de Nice’e yerleşmeye başlamışlar.




Vieux Nice (Eski Nice) şehrin ilk kurulduğu yer. Nefis fotoğraflar çekmek için bir süre zaman ayırmanız gerekiyor. Şehrin tarihi zenginliğinin büyük bir kısmı burada yer alıyor. Eski Nice, Ortaçağ'dan kalma tarihi dokusu ile özellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde, küçük dükkânları, otantik restoranları, kilise meydanlarına açılan dar sokakları, kafeleri, eğlence kulüpleri ile turistlerin uğrak yeri.


Cours Saleya dünyanın en meşhur çiçek ve renkli antika pazarı. Nice’in sosyal yaşamının kalbinin attığı bu yerde ışıl ışıl aydınlatılmış binalarla farklı bir atmosfere bürünen sokaklar gece gündüz dolup taşıyor. Promenade des Anglais sahildeki ana cadde.. Nice Havalimanı’na kadar uzanıyor. Keyifle gezebileceğiniz bir kordon.

Colline du Chateau Nice tepeye hakim bu kalenin şelalesi, doğal güzelliği, yeşili ve muhteşem deniz ile şehir manzarası şahane duygular yaşatıyor insana.


Eze Köyü şehrin en tepesinde (deniz seviyesinden 427 metre) çıkmak için ara sokakların tamamını dolaşmanız gerekiyor.. Özellikle fotoğraf tutkunu olanlar için gidilmesi gereken bir yer

Köye MÖ 2000 civarında Romalılar tarafından yerleşilmeye başlanmış. Tarih içerisinde birçok ulusun yaşadığı hatta 1543 yılında Barbaros Hayrettin’in emriyle Türk askerlerinin de keşfettiği bir yer Eze. Hal böyle olunca da bir sürü kültürün varlığı ile inanılmaz bir mozaik çıkmış ortaya. 

14. Louis tarafından İspanya savaşı sırasında 1706 yılında tüm duvarları yıkılmış en son 1860 Nisan ayında Fransa’ya ait olduğu ilan edilmiş ve o tarihten bu yana da dünyanın her yanından turist akınına uğrayan bir yer. Chapelle de la Misericorde, Cathedrale St. Nicholas, Opera De Nice, Musee Matisse, Nice’te görmeniz gereken yerler.

Saint Paul de Vence
Nice’ten yarım saat mesafede özellikle fotoğraf tutkunlarının görmesi gereken masal gibi bir yer. Buranın müdavimleri arasında Picasso, Modigliani, Colet, Cocteau varmış ve konaklama ücreti olarak resimlerini verirlermiş . Yves Montand ve Simone Signoret burada evlenmişler .

Nice’te doyasıya bir tatil için en az 4 gece ayırmanız gerekiyor. İki gün şehri gönlünüzce gezip, plajlarında serinleyip, cafe ve restoranlarında keyif yapar, üçüncü gün Eze köyüne ve Monaco'ya gider,dördüncü gün ise Saint Paul de Vence köyüne ve Cannes'a uzanırsınız.

Daha uzun bir tatil planladıysanız gezinize Sardunya adasını ya da Corsica adasını ekleyebilirsiniz. Nice’ten hergün Sardunya’ya veya Corsica’ya kalkan feribotlar bulunuyor. 

Feribotta gece yolculuğu yapılan günübirlik turları önermiyorum. Geçen yıl gemi ile yaptığım Balear adaları turunda uğradığımız Sardunya’da aklım kaldı. 

Önümüzdeki ay Corsica’ya gidiyorum, dönüşümde gezi notlarımda buluşmak üzere..
Çiğdem Erkoç.

11 Nisan 2015 Cumartesi

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti



Baharın gelmesi demek, yazın gelmesi demek, yazın gelmesi demek deniz güneş kum demek...
Deniz güneş kum için yanı başımızda bir cennet var ki adı Thassos (Taşoz)...
Ege Denizi'nin kuzeyinde Yunanistan'ın Kavala iline bağlı bir ada. 

Yunan mitolojisinde Zeus’un Phonecian kraliçesini kaçırdıktan sonra bir süre sığındığı ada olarak geçer.. 1470 yıllarında Türklerin işgal edip sahip olduğu, daha sonra Mısır hanedanına hediye olarak sundukları, 19002larda Yunanlıların el koydukları Bizans kalıntıları ve antik tiyatrolarıyla tarihi gezerken yaşatan bir ada...




Upuzun altın kum sahilleri ve masmavi akvaryum misali deniziyle, tavernalarının müthiş lezzetli mezeleriyle yazın tadını çıkarmak için ideal bir tatil mekanı.. Rodos gibi diğer Yunan adalarına göre daha uygun fiyatların ve henüz keşfedilmemişliğin verdiği sükunet ve huzurun hakim olduğu bir cennet burası.. Eğlence mekanlarından ziyade, sakinlik arayanlar için ideal bir tatil yeri. 

Otomobil ile gitmek istiyorsanız yapmanız gereken iki temel şey var. Birincisi triptik belgesi de denilen araç sigortasını yaptırmış olmanız.. Bunu kendi sigorta şirketinizden çok kolay bir şekilde halledebilirsiniz. 15 günlük sigorta 60 euro civarı bir para tutuyor. İkincisi ise maalesef uluslararası ehliyet almanız gerekiyor. Aslında hiçbir işe yaramayan bu uluslararası ehliyet için gidip Turing’e 380 lira para ödüyorsunuz. Üstelik bu ehliyet sadece sınırdan geçerken işe yarıyor. Yunanistan içerisinde bir sorun olduğunda normal ehliyetinizi gösterebilirsiniz. (Ocak 2015’ten itibaren bu belgeye ihtiyaç olmayacaktı. Yeni Türk ehliyetleri Yunanistan’da geçerli sayılacak deniyordu, yürürlüğe girdi mi bilemiyorum.)

İpsala’dan çıktıktan sonra dümdüz giderek önce Alexandroupolis olarak bilinen Dedeağaç, arkasından Komotini (Gümülcine) ve Xhanti (İskeçe) sapaklarından geçiyorsunuz. Thasos’a sizi götürecek olan feribot ise Keramothi kasabasından kalkıyor. İskeçe’den yaklaşık yarım saat sonra otobanda feribot işareti ile birlikte Thassos tabelasını görebilirsiniz. Ancak tabela çok büyük değil, o nedenle dikkatli olun. Saptıktan yaklaşık 25 km sonra tabelaları takiben feribotun olduğu Keramothi kasabasına ulaşacaksınız. 

Aman dikkat!!  gitmek için bayram tatillerinin birini seçtiyseniz 2 saat sınırda kuyrukta bekleme ihtimaliniz çok büyük! İpsala-Keramothi arası ise 2 saat sürüyor. Keromoti'den feribot ile 45 dakikada Thassos adasına ulaşmanız mümkün. Otomobil için 23 euro, yolcular için 3 euro vererek adaya gidebilirsiniz. Motosiklet ile Thassos adasına yolculuk yaptıysanız feribota motosiklet için 6 euro ödemeniz yeterli. Ancak adaya otobüsle de ulaşım mümkün. Bir çok otobüs firması günde üç defa karşılıklı sefer düzenliyor. Otobüsle Kavala’ya gidip (ortalama 75 TL) oradan feribotla adaya geçebilir ve otomobil kiralayabilirsiniz. Bu durumda uluslararası ehliyete de gerek yok. Ayrıca adada kiralama fiyatları uygun. Mesela 3 günlüğü 60 euroya kiralama yapan şirketler bulunabilir.


Giola Beach
Adanın deniz kenarında üç ana merkezi var: Limenas, Limeneria ve Pathos. Bu üç bölge en popüler ve en güzel noktalar. Adayı baştan başa gezmeniz hızlı bir tur ile 4 saatiniz alacaktır . Denize girme aktivitesi yapmadan adayı tanımak isterseniz bütün bir gün adayı arabayla gezip, muhteşem koylar keşfedebilirsiniz.

Psili Ammos Beach, Limenaria ‘ ya 6-7 km uzaklıkta Limenaria ile Limenas arasında ve Potos kasabasından 3 km sonra. Kesinlikle tavsiye olunur gerçekten çok güzel bir koy.

Golden Beach, merkez Limenasa’ya 5-6 km uzaklığında. Koy olmaktan çıkmış, artık bir kasaba olmuş durumda. Çevresinde oteller, moteller, gece kulüpleri , geniş upuzun bir sahil. Kısacası aradığınız her şey burada var..  Hem Golden Beach‘ de konaklayabilir hem de bu imkanlardan faydalanabilirsiniz.



Marble Beach
Marble Beach, Limenas’a yani Tasos merkeze 10 km uzaklıkta. Adından da anlaşılacağı üzere plaj minicik mermer parçaları ile kaplı. Zamanında mermer kalıntılarının buraya dökülmesi ile ortaya çıkmış.. Çok özel bir plaj.. Denizin  şahane turkuaz rengini veren de bu mermerler. Plajı gördüğünüzde kendinizi tropikal bir adada zannetmeniz mümkün. Çünkü renkler ve doku bize yakın coğrafyalardan çok farklı. Plajın gerçek üstü bir hali var. Bence kesinlikle gidilmesi, görülmesi gereken bir yer. Yolu biraz kötü. Yaklaşık 4 km’lik bol çukurlu bir toprak yol.. Yaklaşık 20 dakika sürüyor. Plajda geçen sene çok popüler olmasına karşın şu anda hiçbir tesis yok.


La Scala Beach
Aliki Beach, Potos Kasabası yakınlarındaki bu plaj inanılmaz güzel.. Adanın alt ucunda yer alıyor.Golden Beach’e göre çok daha küçük ve dar bir koyda kurulmuş. Arkada yan yana minik restoranlar ve kumsalda onlara ait şezlonglar var.  

Bizim en çok beğendiğimiz en son gün keşfettiğimiz merkezden 3 km uzaktaki La Scala Beach oldu. Konaklamak için de Kinira Bölgesi'ni seçtik. Tercih ettiğimiz restoran Simi Restaurant idi Limenas Bölgesi'nde..


Simi Restaurant
Thassos’ta tipik Yunan yemeklerinin yanı sıra dünya mutfaklarından da tadabileceğiniz birçok yer var. Yunan mutfağından musakka, kalamar, Greek salata, deniz mahsullü pilav, ahtapot ızgara, kabak kızartma favorilerimizdi. Ouzo akşam, frappe gündüz vazgeçilmez içkimizdi.. Frappe'nin Yunanistan’ın milli içkisi olduğunu söyleyebiliriz, buzlu ve sütlü, bol köpüklü toz kahveden yapılıyor.

Kavala
Thassos’tan dönerken Kavala’ya da bir gün ayırmanızı öneririm. Thassos’un Liménas Limanı’ndan feribota binip Keramoti’ye geçmek, oradan da Kavala’ya gitmek bir saatten az sürüyor. Korunaklı doğal limandan hemen yükselen bir tepede kurulmuş..

Tepenin en üst noktasında bir ortaçağ kalesi var. 1387'den 1912'ye kadar Osmanlı Devleti'nin bir parçası olan Kavala, Thassos'tan göçen göçmenler tarafından MÖ 6. yüzyılda Neapolis (Yunanca Yeni Şehir)  adıyla kurulmuş. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1769'da bu şehirde doğmuştur. Evi bir müze olarak korunmaktadır.

****
Çiğdem Erkoç'un Gezi Yazıları'nın gelecek konusu:

29 Ocak 2015 Perşembe

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.


Monaco’yu Côte d’Azur (Güney Fransa) sahilleri ile birlikte yazmak haksızlık olurdu.. Soyluluğunu, doğal ve sade zenginliğini o iki koya saklamış, bu en sevdiğim minik ülke (sadece 4.5 kilometrekare) dünyanın en görkemli hayatlarını yaşıyor oysa ki...



Vatikan'dan sonra Dünya'daki ikinci küçük bağımsız devlet olan Monaco’nun kara sınırları Fransa ile çevrili, eski Monaco şehri “Monaco Ville” ve sonradan inşa edilen alanlardan oluşuyor. Ülke, Monte Carlo'daki gösterişli kumarhaneleri ile ünlü.

Yüzölçümü bu kadar küçük olmasına rağmen ülkenin bir stadyumu bile var. Havaalanı yerine helikopter ve tren istasyonu bulunmakta. Karayolu ve denizyolu gelişmiş.. Fontveille semti ile Monaco Ville'in bulunduğu yarımadanın arasında küçük, Monte Carlo ile Monaco Ville'in arasında ise büyük bir yat limanı bulunmakta..


Monaco hiç yabancı değilmişsiniz gibi hissetiren sıcak bir ev sahibi edasıyla karşılar sizi. Yamaçlardaki evlerin güzelliği eski ve yeninin armonisi, aşağıdaki koyda denizle Monte Carlo Yat Limanı'nda demirli teknelerle bütünleştiğinde görsel bir şölene dönüşür. Monaco Ville, tepeden bu güzelliğe seyircidir. Yine tüm sadeliği ve sessizliği ile özellikle yaz aylarında günde yüzlerce turist ağırlarken bile.

Bu sokaklarda dolaşırken, parke taşlarda duvarlarda gizli kalmış hüznü de hissedersiniz. Neden mi? Monaco’yu anlatırken prens ve prenseslerinden bahsetmemek imkansız.

1297 yılında François Grimaldi ile kurulan krallık bugünlere kadar Grimaldi ailesi tarafından yönetilmiş birçok kez istilalara ve işgallere uğramıştır. Yönetim şekli olarak Fransa 'nın anayasal hükümlerine uymak zorunda bırakılan Monaco, ülkeyi yöneten Grimaldi Hanedanlığı'nın 1918 yılında Fransa ile yaptığı bir anlaşma uyarınca hanedanlığı temsil edecek bir veliaht olmaması durumunda, prenslik 'özerk bir devlet' olarak Fransa'ya bağlanacaktır. Bu nedenle hanedanlığı temsil eden prensin muhakkak çocuk sahibi olması gerekir.


Grimaldi Ailesi oldukça geniş ve çok kolları olan Cenevizli soylu bir aile. Prens III. Rainier, “Rainier Louis Henri Maxence Bertrand Grimaldi” 1949-2005 yılları arasında görev yapmış 31. Monaco Prensi. Polignac Kontu Prens Pierre ile Monako Prensi II.Louis'in kızı Prenses Charlotte'un oğludur. İngiltere'de, İsviçre'de ve Fransa'daki Montpellier Üniversitesi'nde öğrenim görmüş, ünya Savaşı sırasında Fransız ordusunda görev yapmış, savaştan sonra Paris Üniversitesi'ne devam etmiş, 1944'te annesinin taht üzerindeki haklarından feragat etmesi üzerine, dedesi II. Louis'nin ölümünden az önce, 5 Mayıs 1949'da tahta çıkmıştır.

III. Rainier Prensliği döneminde kadınlara oy hakkını kabul edip ülkede idam cezasını kaldırmıştır. 1956 yılbaşında Monaco Prensliği’ni bir kumarhane merkezi olmaktan çıkarıp gelir vergisi ödenmediği için milyarderlerin cenneti haline dönüştürmüştür. 1993 yılında Monaco, Birleşmiş Milletler'e üye olmuştur..

Prens III. Rainier, 19 Nisan 1956'da Akademi Ödülü sahibi ABD'li ünlü sinema yıldızı Grace Kelly ile evleniyor. Muhteşem düğünleri bir masala dönüşüyor. Dünya, bu düğünü konuşuyordu. Töreni TV’lerden tam 30 milyon kişi izliyor ki, bu o zamanlar için bir dünya rekoru sayılabilirdi.


Caroline (1957), Albert (1958) ve Stephanie (1965) adında üç çocuğu oluyor. Artık Monaco’nun korkuları sona ermiş, taht kurtulmuştur. Grace Kelly'nin şöhreti bir anda bu küçük ülkeyi Amerikalı zenginlerin uğrak yeri haline getiriyor. Dev kumarhaneler modernleşmeyi de beraberinde getiriyordu. Monaco son sürat yenileniyordu.. Popülerliği o kadar çok arttı ki, kısa bir surede ülke adeta en zenginler arasına girdi.

Evlilik hayatlarında birçok sosyal görevlerde bulunan Prenses Grace Kelly vakıflar kurarak sadece Monaco’da değil, Avrupa’da da ses getirmişti.

Kelly’nin, 14 Eylül 1982'de kızı Stephanie ile geçirdiği trajik bir trafik kazası sonucu 52 yaşında hayatını kaybetmesiyle ülke yasa bürünüyor. Görülmemiş bir cenaze töreni ile son yolculuğuna uğurlanangüzel prensesin arkasından yürürken eşi Prens Rainer'in gözyaşları tüm dünyayı ağlatmıştı.

Prenses Caroline, “Caroline Louise Marguerite Grimaldi” ilk evliliğini 22 yaşındayken kendisinden 17 yaş büyük Fransız işadamı Phillippe Junot ile gerçekleştirdi. İki yıl sonra boşandı. Ardından da Stefano Casiraghi ile evlendi. Andrea, Charlotte ve Pierre isimli çocuklarıyla mutlu bir evliliği olan Caroline, 1990 yılında tekne kazasında eşi Casiraghi'yi kaybetti. Prenses Caroline, son olarak da Hannover Prensi Ernst August ile 1999 yılında evlenerek, Hannover Prensesi ünvanını aldı. Bu evliliğinden de Alexandra isminde bir kızı doğdu. Prenses Caroline, UNESCO iyi niyet elçisi ve Prenses Grace Vakfı'nın yöneticisi olarak yardım faaliyetlerinde bulunuyor.

Prens Albert, “Albert Alexandre Louis Pierre Grimaldi” 1997'den itibaren Monte Carlo'nun idaresini fiilen üstlenen Prens Albert, annesiyle babası ve kız kardeşlerinin ihtişamlı yaşamları yanında utangaç yapısı nedeniyle daha sakin bir hayat sürdü. Futbol ve ralliye olan tutkusuyla tanındı. Monaco'nun pırıltılı gecelerinde hep güzel kadınlarla birlikte görüldü. Tüm sosyetik yaşamına ve etrafında dönen ünlü manken ve sinema oyuncularına rağmen, ciddi bir insan olduğu için Monaco Prensliği'ni başarılı bir işadamı gibi yönetti. Monte Carlo'nun sadece casinoları ve kız kardeşlerinin maceraları ile anılmasından öte uluslararası bir profile sahip olması için çalışan Prens Albert, ülkesinin 2004 yılında Avrupa Konseyi'ne girmesini de sağladı. 

Babasının rahatsızlanıp hastaneye kaldırılmasının ardından 31 Mart 2005’de Monaco Hanedanı tarafından yapılan bir açıklamayla babasının tüm yetkilerini üzerine devralmıştır. 6 Nisan 2005'te ise Prens III. Rainier'in ölümüyle birlikte resmen Monaco Prensi ilan edilmiş ve tahta çıkmıştır.

Prenses Stephanie “Stéphanie Marie Elisabeth Grimaldi” ağabeyi ve ablasının gölgesinde kalan Monaco Kraliyet Sarayı'nın mutsuz prensesi her zaman yaşadığı sıradışı aşkları ve uçarı hayatıyla gündeme geldi. Kendini kraliyet kurallarına hapsetmeyen güzel Prenses, ağabeyi Prens Albert ve ablası Prenses Caroline'nin aksine sıradan bir hayatı tercih etti. Ancak o çok istediği 'sıradan' hayat, ona mutluluk getirmedi.

1982'de annesi Grace Kelly ile bir araba kazası geçiren Stephanie, kazadan yaralı olarak kurtulmuş, ancak annesini kaybetmişti. Uzun süre arabayı o zaman 17 yaşında olan Stephanie'nin kullandığı konuşulmuştu. Bu durum asla netleşmedi. Yasalar Stephanie'yi aklasa da, o bu talihsizliği hayatı boyunca yenemedi. Yaşadığı üç evlilik de ona mutluluk getirmedi. Evlendiği iki ayrı korumasından tek kazancı, üç çocuğu oldu. Ama yüzündeki hüzün hiç eskimedi.

Rivayet odur ki, Grimaldi laneti 13’ncü yüzyıldan bu yana Monaco Prensliği’nin yakasını bırakmadı. O zamanlar Grimaldi Ailesi’nden Prens 1. Rainier, Flaman bir kadınla birlikte olur, fakat başka bir kadınla evlenir. Büyücü olduğu iddia edilen bu kadının Grimaldi’leri “evlilikte asla mutluluğu bulamayın” diye lanetlediği söylenir.

Nihayet 55 yıl sonra gelen bir gelin Monaco Hanedanlığı’na özlenen hareketliliği getirir. Prens Albert’in eş olarak Charlene’i seçmesinde, genç kadının Prensin annesi Hollywood'un unutulmazlarından Grace Kelly kadar zevk ve stil sahibi oluşunun da etkisi olduğu konuşulur.

Prens II. Albert, Zimbabwe doğumlu eski Olimpiyat yüzücüsü 36 yaşındaki Charlene ile 2011 yılında evlenir. Çift, düğünlerinin de Prens Rainer ve Grace Kelly’nin düğünü gibi halka açık olmasını istemiş, bu nedenle de Monaco Sarayı’nın kapıları 4 bin kişinin töreni izleyebilmesi için açık bırakılmıştı.

Monaco Prensesi Charlene, 10 Aralık 2014 tarihinde ikizleri Gabriella ve Jacques'ı dünyaya getirdi. Güney Fransa kıyısındaki zengin prensliğin tahtına, Prens II.Albert'in ardından, doğumda ikiz kız kardeşi Gabriella'dan iki dakika sonra dünyaya gelmiş olmakla birlikte, Prens Jacques geçecek.

Prens 2.Albert'in iki çocuğu daha var ancak bu çocuklar evlilik dışı ilişkiler sonucu dünyaya geldikleri için Monaco tahtında hak sahibi değiller.

Monaco’da gerçek bir Monacolu kabul edilebilmek için en az üç kuşak atalarınızın Monaco’da yaşıyor olması gerekir. Eğer gerçek bir Monacolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. Eğer başarıp da işsiz kalmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Okyanus Müzesi
Monaco Ville “Le Rocher” başkenttir. Prenslerinin ve ailesinin yerleşim yeridir. Saray ve Aziz Nicholas Katedrali bu bölgededir.

Okyanus Müzesi olarak da bilinen, “Musée Oceanographique” deniz aşığı Monaco Prensi I. Albert tarafından 1910 yılında kurulmuştur. Monaco Kayası’nın üzerinde 85 metre yüksekliğindeki tarihi bina, kocaman bir akvaryumu da içinde barındırıyor. Uzun sure bu müzede müdür olarak görev yapan Kaptan Cousteau, bu müzeye kendi bilgi birikiminden çok şey eklemiştir.

Grimaldi Sarayı
Müzenin önünden eski şehir meydanına doğru yürürken Prenses Caroline ve Prenses Stephanie’nin babalarının hediye ettiği evlerinin önünden geçerek Aziz Nicholas Katedrali’ne uzanırsınız. İlk olarak 1252 yılında yapılan ve 1875 yılında tekrar inşa edilerek St. Nicholas’a adanarak kutsanan kilise, Monaco Katedrali olarak da biliniyor. Grace Kelly ve Prens III.Rainer’in nikahları yıllar once burada yapılmış, şimdi de mezarları yine burada, yanyana bulunuyor.

Yolunuza devam ettiğinizde Saray meydanına çıkıyorsunuz. Monaco’nun tarihi merkezindeki Sarayın komşularının bulunduğu alan da dar sokakları, alışveriş merkezleri, galerileri ve prestijli butikleri, ziyaretçilerin tatillerine renk katıyor.


Bu tepeden Formula 1 pistine ve yat limanına hakim oluyorsunuz. Tepenin diğer cephesinden ise Monaco’nun iş merkezlerinin olduğu alan ve Monaco Stadı görülüyor. Grimaldi Forum yolunda bulunan Zen stilinde döşenmiş minimal bir bahçe olan Jardin Japonais harika bir manzaraya sahip. Ayrıca dilerseniz, kraliyet ailesinin tarih boyunca kullandığı araçların sergilendiği Eski Otomobil Koleksiyonu’nu görebilir; Monte Carlo Balesi ve Filarmoni Orkestrası’na ev sahipliği yapan Grimaldi Forum’da sürekli olarak düzenlenen sergileri gezebilirsiniz.


1878 yılında, Charles Garnier tarafından tasarlanan Monte Carlo Opera Binası görkemli duruşuyla ziyaretçileri büyülüyor. Napoleon Hediyelik Eşya Müzesi, Visitation Şapel Müzesi, Monaco’nun Yeni Ulusal Müzesi, Pul ve Bozuk Para Müzesi tarih ve sanat dolu Monaco’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında yeralıyor.

Aşağıya indiğinizde Formula 1 pistini takip ederek lüks oteller ve kumarhanelerin bulunduğu bölgeye Monte Carlo’ya ulaşabilirsiniz. Yorucu yokuşu bitirip buraya ulaştığınızda, kendinizi ciddi bir lüks akınına uğramış gibi hissedeceksiniz. Monte Carlo Casino önündeki lüks otomobiller ile turistlerin resim çekmek için durdukları birinci adres oluyor. Hotel de Paris, Monte Carlo Casino, Hotel Hermitage gibi ultra lüks oteller, birçok markanın lüks butikleri de bu bölgede bulunuyor.

Monte Carlo Casino’nun yanında bulunan Café de Paris’de oturup, ya Kir Royal ya da tatlı eşliğinde bir kahve içebilirsiniz.

Karşınızda Hotel de Paris, içeride dünyaca ünlü şef Alain Ducasse’nin restoranı var. Alain Ducasse’ın yanında yetişen şef Sylvain Etievant’ın geleneksel Fransız mutfağıyla harikalar yarattığı Le Grill ve yine Alain Ducasse’ın yönetimindeki Michelin yıldızlı Louis XV, şık ve leziz sunumlarıyla dikkat çekiyor.

Bu restoranlara gitmeden 1 ay öncesinden rezervasyon yaptırmanız gerektiğini ve restoranların fiyatlarının yüksek olduğunu unutmayın. Ayrıca Maya Bar’ın ön bölümünde leziz sushi setleri yiyebilirsiniz. Bu café’de dinlendikten sonra Belle Epoque stilinde inşa edilen Monte Carlo Kumarhanesi’ni ziyaret edin.

Aklınızda bulunsun, bu kumarhaneye girerken kimliğinizi mutlaka yanınızda bulundurmanız gerekiyor. Bunun yanında, erkeklerin ceket giymesi ve kadınların şık giyinmesi de mecburiyetler arasında.

Ayrıca spor alanında oldukça ilerlemiş olan Monaco’da düzenlenen Formula 1 Monaco Grand Prix’e, her yıl on binden fazla sporsever katılıyor. 1911’de düzenlenen Monte Carlo rallisinden buyana, Monaco’nunsakin, sessizsokakları 1929‘dan beri her Mayıs ayında dünyanın en hareketli ve özel yarış pistine dönüşüyor ve bu yarışları milyonlarca kişi izliyor.


Monaco denince akla gelen bir başla spor dalı ise futbol. Monaco, dünyanın en başarılı futbol takımlarından birine sahip; AS Monaco. AS Monaco, Fransa ana futbol müsabakası olan Ligue 1’in köklü kulüplerinden..

Bahar aylarını renklendiren “Printemps des Arts” festivalinde dünyanın dört bir yanından gelen önemli sanatçıları izleyebilirsiniz.

Lüks otellerden iki yıldızlı otellere kadar, her kesimden turiste otel seçeneği sunabilen Monaco, seçkin otelleri ve kongre alt yapısı ile çok tercih ediliyor. Antik çağlardan beri doğal bir liman olan ve dik kayalıklarla korunan Monaco, lüks turizmin de dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor.

Monaco Yat Fuarı ve dünyanın en lüks arabalarının sergilendiği"Top Marques" Otomobil Şovu gibi etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

Monaco aslında bir gün de rahatlıkla gezilebilecek kadar küçük bir yer, ama keyfine varabilmeniz için ben birkaç gün kalmanızı öneririm. Monaco’ya ulaşım da çok kolay.

THY’nin Nice’e her gün gerçekleştirdiği direct uçuşlarla, Nice’ten araba kiralayarak, otobüse binerek ya da tren kullanarak Monaco’ya ulaşabilirsiniz.

*****

Çiğdem Erkoç'un Gezi Yazıları'nın gelecek konusu: Thassos Adası

24 Kasım 2014 Pazartesi

Paris: Romantik bir şehirdir.. Burcu Yengeç’tir. Sabahları güneşe zor açar nemli gözlerini Paris..

Sous Le Ciel De Paris!  Edith Piaf'ın anılara uçuran şarkısı ile başlayalım yazımıza.. Paris Gökyüzünün Altında.. 

Yazılmaz yaşanır.. ama yılbaşı öncesi belki sizleri provoke edebilirim diye düşündüm.
Paris'e kaçıncı gidişiniz olursa olsun, uçak inişe geçtiğinde sanki ilkmiş gibi bir heyecan kaplar.. Havaalanından şehir merkezine ilerlerken kısa bir süre sonra her bir yapısı sanat ve tarih kokan binaları ile sarmalayıverir sizi.  romantic bir şehirdir Paris. Sabahları güneşe zor açar nemli gözlerini,..  Güneş yükseldikçe enerjisini toplar, günü doyasıya yaşar, geç batar.. Paris kafelerde, evlerde ellerde şarap ya bir sevgili ya da dost sohbetiyle sessizce karanlığa bürünür. Eyfel’in ışığı dolaşır tek tek bütün odaları.. derken sessizliğe gömülür...

İşte böyle.. Paris’te her biriniz bir yazar, bir şair, bir filozof oluverirsiniz.. Ruhunu, kimliğini değiştirmemiştir Paris.. korumuştur bütün değerlerini. Başlı başına bir kültürdür Paris. Sokaklarında yürürken, her köşede her bulvarda bir dolu hikaye karşılar sizi..



Paris metro ile gezilmez, taksiyi geçiyorum zaten isteseniz de bulunmaz. Paris yürüyerek keşfedilir.. her defasında sanki ilk kezmişcesine.. Paris öyle bir tek yazıya da sığmaz, romandır Paris.
Ama kısa süreli Paris'te iseniz Openbus’ları tavsiye edebilirim, İki günlük alacağınız 26 €'luk biletle aşağıda anlatacağım bölgelere ulaşır, iki gün boyunca özel duraklarında inip bölgeyi yürüyerek gezip, yine özel duraklarından binerek dilediğiniz başka bir bölgeye geçebilirsiniz. Hem de hava koşulları uygunsa otobüsün üstt kısmında  açık havada doyasıya fotoğraflayabilirsiniz Paris'i.. Madem gezi yazısı dedik.. hep birlikte gezelim görelim, sığdırabildiğimiz kadarıyla..

İster Air France, ister Pegasus, ister THY ile.. her türlü uçabilirsiniz Paris’e. Kimi uçaklar Orly Havaalanı'na, çoğunluğu Charles de Gaulle Havaalanı'na iner. İster havaalanı otobüsüyle 10 € Opera’ya gider, oradan metro veya taksi ile gideceğiniz yere ulaşır, İster direkt taksiye binebilirsiniz. Taksiye binecekseniz havaalanında duraktan kuyruğa girin derim, durak dışı taksiler sizi gezdirir ve fazla para alır. Kalabalık iseniz ve lisan bilmiyorsanız en zahmetsiz ulaşım Paris dolmuştur. Galatasaray Liselilerin kurmuş olduğu bu hizmetten Türkçe faydalanabilirsiniz. Olmazsa olmazları çoktur Paris’in..



La Tour Eiffel Champs de Mars – Eyfel Kulesi

Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eyfel'in firması tarafından, Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Paris fuarının giriş kapısı olarak inşa edilmiştir.
Kamuya açık
platformlar 57 m, 115 m ve 276 m yüksekliktedirler. Ziyaretçiler, üç asansörle kuzey, batı, doğu kanatlarından ilk iki platforma ulaşır. İlk ve ikinci katlarda restoranlar mevcuttur. İlk katta, Eyfel Kulesi tarihinin anlatıldığı bir sergi bulunur. En üst platforma ulaşmak isteyen bir ziyaretçi, ikinci katta aktarma yapar ve başka bir asansöre geçerEn üst platform hem çatılı hem de üstü açık bir alana sahiptir. Ücret bilgilerine ulaşmak için aşağıdaki linkten faydalanabilirsiniz. Her bölümü için farklılık gösterir.  

Paris’in 7. bölgesi’nde yeralan Eyfel Kulesi saat başı yaşattığı ışık şöleniyle, tüm ziyaretçilerini büyüler.. Işık şölenini nice savaşa şahitlik etmiş 16. bölgedeki Trocadero Meydanı’ndan seyredebilir, bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. Trocadero Sarayı bugünkü adıyla Palais de Chaillot, Musée National des Monuments Français kapsamında gezebileceğiniz yerlerden biridir. Sarayın önünde uzanan havuzun fiskiyeleri, Eyfel’den uzanan ışıklarla dans eder. 


Champs Elysée & Arc de Triomphe
Paris’in 8. bölgesinde, en ünlü caddesidir. Concorde Meydanı’ndan Arc de Triomphe (Zafer Takı)’a kadar uzanan bir bulvardır. Zafer Takı’nın altında I. Dünya Savaşı'nda ölen Fransız askerler için meçhul asker mezarı (Tombe Du Soldat Inconnu) bulunmaktadır. Ünlü şarkıcı Joe Dassin’in dediği gibi “Aux Champs Elysees” istediğiniz her şey vardır..

Kafeler, restoranlar, Louis Vuitton, Prada, Dior, Hermes gibi ünlü markalar, sinema ve ünlü Lido.. Kareografisi 9 milyon €’luk bir harcamayla yenilenmiş olan "Lido"da sergilenen kabareler gerçekten görülmeye değerdir.. Akşam yemeği ve revü kişi başı 160 € vermeyi göze alabilirseniz tabii. Pazar günleri alışveriş için sadece bu caddede açık mağaza bulabilirsiniz. 

Alexandre III Köprüsü

Le Pont Alexandre III (Alexandre III Köprüsü)

Concorde Meydanı’na geçmeden önce Grand Palais (Büyük Saray) ve Petit Palais (Küçük Saray) arasından geçen bulvarın sonunda Pont Alexandre III vardır. Art Nouveau tarzı lambaları, melekleri, kanatlı at süslemeleriyle Paris‘in en güzel köprüsüdür. 1896 ile 1900 yılları arasında evrensel sergi için açılmış ve adını 1896 yılında temelini atan Çar III. Alexandre‘dan almıştır. 19.yüzyıldan güzel bir mühendislik ürünüdür.. 
Paris’te saraylar birçok müze ve galeriye ev sahipliği yapar. Gitmeden önce internet sitelerinden güncel sergilere bakmanızda, hatta güncel sergiler için rezervasyon yaptırmanızda yarar var.

Concorde Meydanı

Place de la Concorde

Concorde Meydanı Paris’in en büyük meydanıdır. 18. yy’da Kral XVI Louis ve Kraliçe Marie Antoinette’in idamına sahne olmuştur. O dönem Fransız devriminin sembolü haline gelen meydana Place de la Revolution (Devrim meydanı) denmiştir. Devrim sonrası tüm idamları ve acı olayları unutmak için meydanın adı “iyi geçim, dirlik düzen, uyuşma” anlamına gelen “Concorde” olarak değiştirilmiştir.
Les Invalides
Vaktiniz var ise bu köprüden karşıdaki 7. bölgedeki Les Invalides bölgesine geçin derim.. Fransa'nın askeri tarihiyle ilintili bir anıttır. Monarşinin savunması için canını verenlerin onuruna ve XIV. Louis dönemi gazilerinin kalan günlerini sükûnet ve rahatlıkla geçirebilmeleri gayesiyle inşa edilmiştir. Günümüzde de gazileri ağırlamaya devam eden anıt, askeri
nekropol ve çok sayıda müze dahil olmak üzere pek çok yapıya ev sahipliği yapar. Napolyon’un mezarı da bu anıtın içindedir.
Tuilleries Parkı

Le Jardin de Tuilleries (Tuilleris Bahçesi)

Concorde’da arkanızı verip Champs Elysee’ye döndüğünüzde Jardin de Tuilleries (Kiremitçiler Bahçesi) karşılar sizi.. Louvre Müzesi’ne kadar uzanan bu bölge (1.bölge) Parisli’lerin özellikle hafta sonu tercih ettikleri bir dinlenme yeridir.. 

Kral II. Henri‘nin dul eşi Catherine de Medici, saray inşa etmek için o bölgede bulunan ortaçağ seramik sanatçılarının mahallelerini yıktırmıştır. Kiremitçiler Bahçesi olarak adlandırılmasının nedeni, parktan önce bu bölgede Paris’in en büyük kiremit imalathanelerinin ve depolarının bulunmasıdır. 16. yy’da saraya ait olan bahçe, Fransız devrimiyle birlikte halka açılmış, park olarak kullanılmaya başlamıştır. Concorde Meydanı ve Louvre Müzesi arasında yeralan bu oldukça uzun ve geniş park içinde bir kaç restoran, iki küçük havuz, birçok ünlü heykel ve ünlü fırın PAUL’ün küçük bir büfesi vardır. Bu parkta gezinti yapmak, havuz başındaki yeşil sandalyelerde oturup güneşlenmek, heykelleri incelemek çok keyiflidir.. öneririm. 
Louvre Müzesi
Louvre Müzesi
Saray, Louvre Müzesi olarak şu an 19. yy sonlarına ait eserlerden oluşan dev bir koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır. Dünyanın en çok ziyaret edilen sanat müzesidir. Yedi bölümden oluşur. Resim, heykel, doğu sanatları, Mısır sanatları, Yunan sanatları, sanat eserleri, desen.. Müzenin çok zengin bir kütüphanesi, konferans ve eğitim salonları, eserlerin incelendiği ve yenilendiği laboratuvar, sanat tarihi ve müzecilik konusunda eğitim veren bir okulu (
Louvre Müze Okulu) bulunmaktadır. Leonardo Da Vinci'nin ünlü Mona Lisa'sı Louvre Müzesi’ndedir. 380.000'den fazla obje ve 35.000 sanat eserinin sergilendiği müzenin tamamını dolaşmak iki gün alır. Günlük giriş ücreti 16 €.
Louvre’a arkanızı dönüp sağ kapısından çıkarsanız Opera Meydanı’na, sol kapısından çıkarsanız Pont des Arts Köprüsü’nden Musée d’Orsay’a doğru ilerleyebilirsiniz. Pont des Arts (Sanat Köprüsü) köprüsünün ortasında durmanızı ve karşıya geçmeden önce iki yakayı seyretmenizi, Paris’i içinize sindirmenizi öneririm. 
Paris’in en güzel köprülerinden biridir Pont des Arts. Louvre Müzesi’yle Institut de France’ı birbirine bağlar. 11 metre genişliğinde, 155 metre uzunluğundaki köprü sadece yayaların kullanımına açıktır. Yaz akşamları piknik yapanlarla, müzik çalanlarla dolar taşar. Her iki tarafından da nefes kesici bir manzara vardır, gerçekten doyumsuzdur… O nedenle de ressamların, fotoğraf sanatçılarının uğrak yeridir. Ama son yıllarda farklı bir fenomenle ünlü oldu bu köprü… Üzerine asılan kilitleriyle! Aşklarını tescillemek isteyen sevgililer bu ‘aşk sembollerini’ köprünün demirlerine asıyorlar.
Seine Nehri üzerinde 37 köprü bulunuyor. Bunlardan en güzel manzaraya sahip olan Pont des Arts, en muhteşemi Pont Alexandre III, en eskisi Pont Neuf’tür. Eğer bahar ya da yaz aylarında Paris’te iseniz, bu köprülerden herhangi birinin merdivenlerinden aşağı inip nehir boyu yürümenizi tavsiye ederim. Hem karşılaşacağınız manzara, hem nehir kıyısı boyunca oturmuş ya da uzanmış insanlar, akşamları şaraplarını yudumlayıp, gitar çalıp eğlenen gençler size keyif verecektir.

Seine Nehri'nin keyfini çıkarmak için bir başka seçenek de nehir tekneleri ile yemekli ya da yemeksiz turlara katılmaktır. Bateaux-Mouches tekneleri ile böyle bir gezinti yapabilirsiniz ya da Batobus'ün düzenlediği ring seferler ile dilediğiniz iskeleden binip dilediğiniz iskelede inebileceğiniz bir gezi seçeneği de bulunmaktadır. 13.5 €.

Yaz aylarında nehir kıyılarına çok kısa bir süre için de olsa
Paris Belediyesi tarafından (Paris Plages) nehire girilemese de güneşlenilebilecek yapay plajlar yapılıyor. İşte o zaman ortam tam bir şenliğe dönüşüyor..
  
Opera Garnier
Opera Garnier
1875 yılında tamamlanan opera binası, hem yapı olarak hem de bulunduğu meydan olarak Paris’in görülmesi gerekenler listesinde ilk sıralardadır benim için.. Eklektik mimarisi ile Paris’in Fransız Tarihi Anıtlar’ı kategorisindedir. Opera binasında (9. Bölge) halen gösteriler düzenlendiği gibi, isterseniz sadece gezmek için de bilet alabilirsiniz.


Giriş 10€.Opera ‘nın sahne bölümünün kırmızı kadife egemenliğindeki şatafatı, Büyük fuayesinin ve merdivenlerinin ihtişamından etkileneceğinizden eminim..
Musée d'Orsay
Musée d’Orsay
Musee d’Orsay
Seine Nehri'nin sol yakasında (Rive Gauche) bulunan müze eski bir tren garıdır. 
1898 - 1900 yılları arasında inşa edilmiştir. Orsay Müzesi'nde çoğunlukla Fransız sanatına ait, 1848 - 1915 yıllarında arasında yaratılmış heykeller, resimler, mobilyalar ve fotoğraflar bulunur.  

Müze, Monet, Degas, Renoir, Cezanne eserlerinin bulunduğu geniş izlenimci koleksiyonu ile tanınır. Giriş 11 €.  Müzenin içindeki restoran dinlenmek ve öğlen yemeği yemek için idealdir. Musée d’Orsay'dan yukarı ilerlerken karşınızda görkemli Notre Dame belirir.. 


Notre Dame Katedrali
Notre Dame
Notre Dame Katedrali 4. bölgede ünlü bir katedraldir. Meryem Ana'ya ithafen isimlendirilmiştir. Gotik yapı Île de la Cité'in doğu kısmında, Paris'in diğer tüm önemli yapıları gibi Seine Nehri'nin kıyısında bulunur. Girişi batıya bakar. Fransız gotik mimarisinin en güzide örneği olarak bilinen Notre Dame, ayrıca ilk gotik katedrallerden biridir ve gotik dönem boyunca inşası sürmüştür. Heykellerin ve işlemeli camların ortaçağ Roma mimari üslubundan sonra pek görülmemiş bir dünyevilik içermesi, natüralizm akımının eserlerdeki ağır etkisi sebebiyledir. Turistler açısından popüler bir yer olmasının yanı sıra, halen bir Roma Katolik katedrali olarak kullanılır ve Paris başpiskoposluğuna ev sahipliği yapar. (15 Şubat 2005'ten beri görevi André Vingt-Trois yürütmektedir.)
19. yüzyıl başlarında Paris şehir planlamacıları katedralin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemişlerdir. Ünlü Fransız yazar Victor Hugo, halkın ilgisini çekmek için Notre Dame'ın Kamburu adlı romanını yazmıştır. Roman, katedralin kurtarılması için kampanya başlatılmasını sağlayarak katedralin yenilenmesinde büyük rol oynamıştır.

Roman müzikale dönüştürülmüştür. Müzikalin ismi de Notre Dame de Paris'tir. Bu müzikalin Belle, Tu Vas Me Detruire, Déchire gibi şarkıları klasikleşmiş, romanla bütünleşmiştir.

Notre Dame’dan sonra Hotel de Villle’e geçer oradan Centre Pompidou’ya devam edebilirsiniz. Bastille Bölgesi de Seine nehrinin bu yakasındadır. İsterseniz tekrar köprüyü geçip Saint Michel Bölgesi’ne doğru ilerleyebilirsiniz.
Bastille Meydanı
Bastille
Bastille resmi olarak Bastille Saint-Antoine —Number 232, Rue Saint-Antoine— olarak bilinen 11. Bölgedeki
hapishanedir. Fransız Devriminin başladığı nokta olarak bilinir. 18 yüzyıl sonlarında hapishane taşları yerinden sökülerek yıkılmıştır. Taşlar daha sonra Concorde Köprüsü yapımında kullanılmıştır. Bir zamanlar hapishanenin bulunduğu yerde bugün Bastille Operası yer almaktadir. Devrim sonrası Bastille Meydanı'nın ortasına Fransız Devrimi’ni sembolize eden "La Colonne de Juillet" anıtı dikilmiştir. Her yıl 14 Temmuz’da "La Fête National Français - Fransız Ulusal Bayramı" olarak kutlanmaktadır.


Centre National d'art et de culture Georges Pompidou  
(Georges Pompidou Ulusal Sanat ve Kültür Merkezi)

Centre Pompidou dünyadaki modern sanat müzelerinin en bilinen ve ziyaret edilenlerindendir. Yapı içerisinde müze, kütüphane, kitapçı, sinema ve panoramik bir teras bulunmaktadır. Kütüphane Centre Pompidou’nun ilk üç katını kaplar. Müzenin kalıcı sergisi 4. ve 5. kattadır.

İlk ve son kat büyük sergiler için kullanılmaktadır. 20. yüzyıla ait yaklaşık 59.000 modern sanat eseri barındırır. 4. katta 1905 – 1965 arası soyut sanat, sürrealizm ve kübizm akım çalışmaları (Matisse, Kadinsky, Miro ve Picasso gibi) bulunmaktadır. 5. katta 1965 sonrası figüratif ve modern sanat eserleri vardır.

Centre Pompidou 11.00 – 21.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Saat 20.00’den sonra bilet satışı yoktur; salon 20.50’de kapanmaktadır. Bazı özel sergiler için Perşembe günleri 23.00’e kadar açıktır, bilet satışı böyle günlerde 22.00’ye kadar devam eder.


Saint Germain
542 yılında başlamış yerleşimiyle en eski tarihe sahip, ismini kalbindeki Saint Germain kilisesinden alan semt, aynı isimde çok uzun bir bulvara sahiptir ve Paris'in 6. Bölgesindedir. Saint Germain Bulvarı’nda ve çevresindeki şık sokaklarda Café de Flore, Café Les Deux Magots, Café Bonaparte gibi dünyaca ünlü cafeler ve Relais de l'Entrecôte gibi turistik restoranlar bulunur. Ayrıca birbirinden ünlü mağazalar da bu semttedir. Paris'in tarihi iki kafesi Cafe De Flore ve Les Deux Magots, Saint Germain sokaklarını tarih ve trend kokusunu harmanlar. Turistik bir üne sahip olsa da yerel tipikliğinden uzaklaşmamış bu iki kafeden birinde oturup kahve veya şarap içmelisiniz.. Zamanında sanata ev sahipliği yapmış, Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Hemingway, Camus gibi düşünür yazarları buralarda oturup tartışmış, yazmış, "varoluşçuluk" akımı burada oluşmuştur.

Saint Michel
Saint Michel çeşmesi karşılar sizi, dünyaca ünlü Sorbonne üniversitesi de buradadır. Collège de Sorbonne Paris Üniversitesi'nin teoloji koleji olarak, 1257 yılında, Robert de Sorbon tarafından kurulmuştur. 1968 yılında Fransa'daki gençlik hareketinin merkezi olarak hatırlanır. Saint Michel’den üsağa devam ederseniz Saint Germain Bölgesi’ne, sola devam ederseniz Panthéon’a çıkarsınız. 

Panthéon
Panthéon,
Paris'in Quartier Latin bölgesinde bulunan bir yapıdır. Paris'in koruyucu azizesi Geneviève'e ithaf edilen bir kilise olarak 5. bölgede inşa edilmişse de, Fransız Devrimi sonrasında kilise fonksiyonunu kaybetmiş, önemli Fransız entelektüellerinin gömüldüğü bir anıt mezar halini almıştır. Roma'daki Pantheon'dan esinlenilmiş sütunlu ön yüzü ile neoklasik mimarinin en erken örneklerindendir. Paris'in 5. Bölgesi’ndeki Sainte-Geneviève Tepesi (Montagne Sainte-Genèvieve) üzerinde bulunduğundan, tüm şehre hakim bir manzarası vardır.

Panthéon'a gömülmüş ünlüleri şöyle sıralayabiliriz:
Voltaire (1791), Jean-Jacques Rousseau (1794), Joseph-Louis Lagrange (1813), Panthéon'un mimarı Jacques-Germain Soufflot (1829), Victor Hugo (1885), Émile Zola (1908), Pierre Curie (1995), Marie Curie (1995), Alexandre Dumas (2002).
 

Luxembourg Bahçesi
Jardin du Luxembourg
Benim için Paris’in en vazgeçilmez bahçesi Jardin de Luxembourg’tur. Hangi mevsim giderseniz gidin sizi bambaşka bir renk armonisiyle karşılar. Paris in 6. bölgesindedir. Havuzların etrafındaki sandalyelerde insanlar güneşleniyor ya da akşam saatlerinde arkadaşlarıyla bir araya gelip sohbet ediyorlar.

Jardin de Tuillerie gibi Luxembourg Bahçesi de Catherine de Medici tarafından yaptırılmıştır. Luxembourg Hotel'ini satın alarak bir çok kişiyi çocukluğunun Floransa'sı tarzında bir bahçe yapmaları konusunda yönlendirmiştir. Bahçenin ilk hali 8 hektarmış ancak Marie de Medici 1630'da çevresindeki yerleri de alarak bahçenin alanını 30 hektara çıkartmış. Genişletilmiş alanın peyzajı, yeni Fransız bahçecilik anlayışının kurucularından
Jacques Boyceau'ya verilmiş. Boyceau bahçenin batı ve doğu yanlarını kareler şeklinde düzenlemiş ve bahçenin doğu yanını Medici Çeşmesi'nin hizasıyla sınırlandırmış. Ayrıca bahçenin dairesel merkezine içinde çeşme de yer alan sekizgen bir havuz yerleştirmiş.

Gallerie La Fayette
Printemps ve Gallerie La Fayette
Opera Meydanı’nın hemen arkasında Paris’in 9. bölgesinde yer alırlar. Galeries La Fayette, 1893 yılında Théophile Bader ve Alphonse Kahn adlarında iki kuzen tarafından Opera'nın yakınlarındaki işlek alışveriş bölgesinde açılmış bir mağazaymış. Şimdi ise erkek ve ev dekorasyonu bölümü ayrı birer bina olan üç tane çok katlı mağazadan oluşuyor. Ana bina yedi katlı, diğerleri ise yaklaşık dörder katlı binalar.. İçinde yok yok!. Şampanya barından sushi restoranına kadar bir sürü yeme-içme noktası bulunuyor. Galeries La Fayette'in bittiği yerde Printemps başlıyor ki o da Paris'teki en önemli alışveriş merkezlerinden biri.. "Alışverişle işim olmaz," diyenlerin bile en azından Galeries La Fayette'in parfümeri reyonunundan içeri girip, kafalarını yukarı kaldırıp, mağazanın süslü kubbe ve balkonlarına bakmalarını öneririm.

Bu arada Paris'in ünlü outlet'i La Vallée'yi de unutmamak gerekir. Burası Paris'e trenle yaklaşık 35 dakika mesafede, Disneyland'e yakın, bir açıkhava outlet köyü adeta! Buraya gitmek için RER (A hattı)nın Marne La Vallee/Parc Disneyland yönüne biniyor, sondan bir önceki durak Val D'Europe'da iniyorsunuz. Kısa bir yürüme mesafesinden sonra kendinizi mağazaların tam arasında bulacaksınız. Not etmeniz gereken bir diğer yer, Porte de Clignancourt’dur. Burası Avrupa’nın en büyük bit pazarıdır. Küçük bir kasaba gibidir.. Aynı isimli metro durağında inip 5 dakika yürüyeceksiniz.. Pazar günleri açık.


Sacre Coeur Klisesi
Montmartre – Sacre Coeur
18. bölgede Ressamlar tepesindeki Sacre Coeur Kilisesi, yıkandıkça beyazlaşan taşı, yaz kış önünde toplanan kalabalığı, gösterileri ile Paris’te Notre Dame Katedrali’nden sonra en çok ziyaret edilen kilisedir. Kubbeli yapısı ve Yunan haçı planıyla ortadoğu kiliselerinden esinlenilerek inşa edilmiştir. Paris’in çok az sayıdaki tepelerinden biri üzerine kuruludur. Hikayesi ise hayli ilginçtir. Paris’teki çok sayıdaki eski kilisenin yanında yepyeni bu kilisenin 1800’lerin sonunda başlayan inşaatı, 1. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra 1919’daki açılışla son bulur. 1871 Paris Komünü (sosyalistlerin belediyeyi ele geçirdiği mart-mayıs 1871 tarihlerini kapsayan dönemde) hareketi monarşik düzene başkaldırır. Çok acı çarpışmalarla son bulmuş, rejim destekçileri ile komüncüler arasındaki çatışmalarda yüzlerce kişi ölmüştür. İşte tam da bu yüzden inşa edilir Sacre Coeur.. O günlerde çok kan akıtan rejimin bir çeşit kendini Allah’a affetirme çabasıdır.. Paris’in binlerce yıldır bir tapınak taşıyan tepesi yeni bir ibadethaneyle taçlandırılır.. İçindeki Hz İsa tavan mozaiği Paris’in en büyük tavan mozaiğidir. Sacre Coeur Kilisesi, Paris’e ister ilk kez gelin, ister defalarca.. mutlaka görmek isteyeceğiniz bir mekan olacak..

Mevsim ne olursa olsun bu merdivenleri yürüyerek çıkın.. Füniküler mevcut.. ama merdivenlerden çıkarsanız her basamakta Paris’i bir o kadar daha yukardan seyretmenin keyfini yaşarsınız.. Hatta eğer biraz daha gayretiniz varsa kilisenin tüm kubbelerine içerden (kimi zaman dışarıdan) merdivenlerle tırmanabilir, en tepedeki muhteşem duyguyu yaşayabilirsiniz. 09.00 – 17.45 saatleri arasında ziyaretçi kabul eder. Metro ile Anvers durağından veya 30, 31, 54, 80 ya da 85 numaralı otobüsler ile ulaşabilirsiniz.
Tertre Meydanı  - Ressamlar Tepesi
Place du Tertre - Ressamlar Tepesi
Charles Aznavour’un şarkısı La Boheme’deki gibi geçmişe duyulan bir özlemdir bu tepede olmak..
Geçmişten günümüze birçok ünlü sanatçının Montmartre Tepesi üzerinde atölyeleri bulunmaktadır.
Pablo Picasso gibi, Salvador Dali gibi, Claude Monet, Vincent van Gogh ve Amedeo Modigliani gibi.. L'Espace Salvador Dalí, tamamen Salvador Dali 'nin heykel ve çizimlerine adanmış bir müzedir ve Ressamlar Tepesi' nin birkaç adım ötesindedir.

Chez Eugene, gündüzleri her ne mevsim olursa olsun tuvallerinde resim yapan ressamları izleyerek, akşamları eski piyanodan çıkan tınılar eşliğinde Moule frites (midye ve patates kızartması) yerken kırmızı şarab yudumlamak Paris klasiğimdir.. Ha diğer mekanlar kötü mü? Hayır değil.. alışkanlık diyelim.
 Ünlü Moulin Rouge Müzkholü
Pigalle – Moulin Rouge
Moulin Rouge 18. bölgede üzerindeki kırmızı yel değirmeni ile dünyaca ünlü bir müzikholdür. Özel teşebbüs olmasına rağmen Fransız kültüründe sembolleşmiş bir yere sahiptir.
Kırmızı değirmeni, yetişkinlere yönelik orijinal eğlence programlarını ve ünlü kan-kan dansını görmek için yıl boyunca turist akınına uğrar.. Revü ve yemek 170 €.

Pigalle Bölgesi ezelden beri geceleri uyumayan, sabahlara kadar neon ışıkların yandığı, kabarelerin, gece kulüplerinin, şovların ve shop'ların açık olduğu canlı ve hatta capcanlı bir bölgedir. Montmartre için indiğiniz Anvers durağından Place de Clichy durağına kadar geceleyin yol boyunca yürürseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Buraya kesinlikle gece gitmelisiniz, ancak yine de çok geç saatlere kalmamanızı öneririm, çünkü çok da tekin bir yer sayılmaz. Burası yüz yıldan uzun süredir bu tür şovlarıyla ve eğlencesiyle ünlü bir yer. Eskiden bu bölge şehir dışında kalırmış. Artık şehrin içinde olmasına rağmen aynı yapısını korumaya devam ediyor.



Pere Lachaise Mezarlığı'nda Auschwitz III anıtı. Heykeltraş: Louis Mittelberg, 1993
Père-Lachaise Mezarlığı
Père-Lachaise Mezarlığı (Cimetière du Père-Lachaise),
Paris'teki en büyük (43,93 hektar) ve
dünyadaki en ünlü mezarlardan biridir. Paris'in 20. bölgesinde bulunan mezarlık birçok ünlünün son istirahatgahıdır. Moliere, Jim Morrison, Gilbert Bécaud, Honoré de Balsac, Yılmaz Güney, Edith Piaf, Simone Signoret, Yves Montand, Frédéric Chopin, Alphonse Daudet, Marcel Proust gibi..1803 yılında yapımına başlanan mezarlığın inşaatının mimarı Alexandre Théodore Brongniart'dir.
18 Mayıs 1804 tarihinde küçük bir kızın gömüldüğü bir törenle mezarlık açılmıştır. Mezarlık Paris'te ikamet edenler için inşa edilmesine rağmen, Paris dışında kaldığı için pek kullanılmadığından 1817’de mezarlığı popüleştirme amacıyla Paris Belediyesi, Héloïse d’Argenteuil, Pierre Abélard, Molière ve Jean de La Fontaine'in mezarlarını Père Lachaise Mezarlığı'na taşıdı. Mezarlıkta 1830 yılında 33.000 mezar bulunuyordu. O tarihlerde Père Lachaise Mezarlığı'na 5 yenileme yapıldı: Bu yenilemelerden sonra mezarlık büyümüş ve 17 hektardan bugünkü haliyle 43 hektarı bulmuştur. 70.000 mezar, 5.300 ağaç, yüzlerce kedi ve iki milyon ziyaretçi ağırlamaktadır.

Paris'te elbette pek çok mezarlık var ancak benim sıklıkla gittiğim mezarlık Montmartre Mezarlığı. Bunun nedeni Paris'in tüm sokak kedilerinin burada yaşıyor olması.
Versailles Sarayı
Versailles Sarayı
Paris dışındaki Versailles, Fransız barokunun sonu ve klasik üslubun başıdır. Louvre gibi Fransız tarihini özetler. Versailles sarayının bahçe tarafındaki cephesi Le Vau‘nun son eseridir ve en klasik Fransız mimarisine örnek olmuştur. Mermer avlu çevresinde üç farklı bina gurubu vardır. 14.Louis bu küçük şatoyu muhafaza etmek istediğinden mermer avluya iki kanat ilave ettirmişti. Binanın merkezinde bahçelerin aksına göre ayarlatmıştır.Mimar J.H. Mansart , Le vau ‘nun merkezde kalan binasını tamamlamak görevini üstüne alınca bahçe tarafında Le Vau tarafından yaptırılmış terası kaldırarak binanın planına birlik kazandırmıştır.

Sarayın en önemli yerlerinden ikisi Aynalar Galerisi ve Şapeldir tabii bahçesini saymaz isek.. Aynalar Galerisi’nin 75 metre uzunluğunda iki duvarı, boydan boya 400 adet ayna ile kaplıdır. Bahçesinde ağaçlar arasında, sonsuz paralel veya radyal yollar bunların etrafında budanarak şekillendirilmiş yeşillikler tarafından sınırlandırılan çiçek paralelleri, su bahçeleri, merdivenler ve köşkler vardır. Sarayın ilginç bir özelliği yapımında tuvalet veya banyo düşünülmemiş olmasıdır.. Bunun sebebi o zamanki asillik anlayışında, asillerin istediği yerde ihtiyaçlarını giderebileceğidir.


Versailles Sarayı Aynalar Galerisi
Versailles Sarayına gitmek için RER trenlerinin sarı C hattına binmeniz gerekiyor. Son durak Versailles-Rive Gauche, yarım saat süren bir tren yolculuğundan sonra Versailles’dasınız. Trenden inen grubu takip edin Saray’a varırsınız, çünkü gelen herkesin amacı aynı. Bazı dönemlerde Saray’a girmek saatler alan kuyrukla mümkün oluyor, ama içine girdikten sonra kendinizi hayal edemeyeciğiniz bir saltanatta buluyorsunuz. Sadece bahçesini gezmek saatler alıyor, onun için yaz aylarında minik golf arabaları ile rahatça gezebilirsiniz. 5 Euro ücret ödeyip, mini trenle kanal boyunu da gezebilirsiniz. Mini tren: kuzey terasından kalkıyor. Küçük Trianon, Büyük Trianon ve Büyük Kanal geziliyor. Durakları var, inip, yürüyerek gezinize devam edebiliyorsunuz. Daha sonra gelen trene binerek, diğer bir durağa geçebiliyorsunuz. Marie Antoinette’in evi de bu bahçede yer alıyor. Sarayın tamamını gezmek 19 € 


Disneyland
Marne La Valée deki Disneyland, Avrupa’nın en fazla turist çeken yerlerinden biridir. İçinde çocuk ruhu taşıyan herkes için büyülü bir atmosfer ve hızlı trenlerle dolu devasa bir cennet diyebiliriz.. Dünyanın her yanından milyonlarca turistin geldiği bu eğlence cennetini şimdiye kadar görmediyseniz mutlaka gitmelisiniz. Paris Disneyland‘da üç farklı bölüm var. Disneypark, Walt Disney Studios ve Village. En büyük olanı Disney Park. Burası da kendi içinde beş küçük parktan oluşuyor. Giriş Main Street’le başlıyor. Sonra soldan Frontierland, Adventureland, Fantasyland ve Discoveryland olarak devam ediyor.

Açılış saatleri parkı ziyaret edeceğiniz tarihlere göre değişiklik gösterebilir. Yaz döneminde Disney Park saat 10.00-23.00 arasında açık. Disneyland giriş ücreti, iki parka giriş hakkı için (Disneyland parkı + Disney Studios) yetişkin 68 Euro, 3-11 yaş arası çocuklar 58 Euro. İki  Gün/İki Park Disneyland bilet fiyatı ise yetişkin için 122 €, çocuk için 109 €. 3 Gün/2 Parklık bilet  yetişkin için 151 €, çocuk için 130 €.
Yaz ayları için park 10:00-23:00 saatleri arasında açık. Kış aylarında akşam 18.00 sonrasında pek de bir aktivite kalmıyor. Cumartesi ve Pazar’ları çok kalabalık. Hafta içi gitmeniz tavsiye edilir. Ana cadde üzerinde sürekli yukarı aşağı giden ve Disney karakterlerini Uyuyan Güzel’in Kalesi’nin önünde buluşturan bir Disney treni var. Bu kalenin en büyük özelliği geceleri mum kutlaması adını verdikleri (Candlelabration) gösteri. Geceleri yapılan bu kutlamada kuleler mumlarla süsleniyor ve hava karardığında izleyenlere kaçırılmaması gereken olağanüstü güzel bir gösteri sunuyor. 

Bu kadar sanat ve tarih yeter diyorsanız, ‘Hangi şehir şaraba benzer?’ demiş Nazım Hikmet Paris için.. Jules Renard ise ‘Paris’e iki harf ekleyin, ortaya çıkan “paradis (cennet)” dir..
Şarap ve lezzet duraklarına geçmeden önce, içtiğiniz kırmızı şarap tercihiniz Bordeaux ve Bourgogne, beyaz şarap seçiminiz Chardonnay ve Semillion olabilir..  Birkaç da restoran önermek isterim:
Le Matignon, Champs Elysée’de mükemmel hizmet, hem restoran hem gece klübü
La Petite Maison de Nicole chez Fouquet’s Champs Elysée’de şık bir restoran
Le Coq Tracadéro Meydanı’nda hem restoran hem gece kulübü
Cafe Ruc Louvre Bölgesi’nde, Paris şehir hayatını gözlemleyebileceğiniz en iyi kafelerden biri
Leon de Bruxelle Saint Germain’de deniz mahsulleriyle, özellikle de midye yemekleriyle ünlü
Alcazar Saint Michel’de “fine dining” bir restoran
Anahi Notre Dame’da, Argentine restoranı, etin en iyi adresi. Rezervasyon şart!
Hotel Costes Saint Honoré’de, hem barı hem restoranı mükemmel bir otel
Café de la Paix Opera’da sizi bir anda alıp eski yıllara götürüyor.

Fauchon kahveden çikolataya, kaz ciğerinden şaraba.. Madeleine meydanında bir gurme cenneti..
Durée her bölgede birbirinden güzel mağazaları ve makaronları ile Paris’in vazgeçilmezlerinden..



****

Çiğdem Erkoç'un Gezi Yazıları'nın gelecek konusu: Monaco