1 Nisan 2014 Salı

Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği, "İç Güç" isimli II.Grup Sergisini, Saint Joseph Lisesi'nde 10 Nisan Perşembe akşamı Kollektif Grubu'nun konseriyle açıyor..

Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği, 2008 yılından beri faaliyet gösteriyor. Üyelerinin büyük bir çoğunluğunu Kadıköy Moda'da ve Yeldeğirmeni'nde atölyeleri olan sanatçılar oluşturuyor. Her sene Eylül ayında Burunda Sanat Festivali'ni organize ediyorlar.

Geçen yıl, Saint Joseph Lisesi Sergi Salonu'nda açtıkları ilk grup sergileri "Uyanış Anı" çok ilgi gördü. İkinci grup sergilerini de yine aynı yerde açıyorlar. "İç Güç" adını taşıyan serginin açılış saati 20.00. Öncesinde saat 19.00'da Kollektif İstanbul'un konseri var.  

"İçindeki Yol", Esra Kizir Gökçen,  140 x 120 cm., Tuval üzeri yağlıboya, 2014

"İç Güç”
II. Lokomotif Grup Sergisi
10 Nisan  – 3 Mayıs 2014 
Saint Joseph Lisesi Sergi Salonu 
Moda - Kadıköy

Kerem Ağralı
Taylan Akdağ
Ayşenur Artar 
Justin Eccles
Laurel Eccles
Zafer Erkan
Esra Kizir Gökçen
Evren Gül
Serhat Koçak

İçgüç; insanın dışındaki bütün varlıklarda, onların kendi doğalarına içkin
ve -kendilerinde bütün- bir payda olarak duruyordur ve büyük ihtimalle de bu canlılar, 
deneyimlemiş olsunlar ya da olmasınlar kendi güçlerine hiçbir zaman yabancı kalmamışlardır. 
Yani bir leopar ya da bir çınar, bir afetten ya da 
insanın şerrinden bir şekilde paçayı kurtardığında, o zamana kadar işletmek zorunda kalmadığı bir iç güç karşısında, kendini tanıma ve potansiyelini deneyimleme imkanı bulursa, bu kendine bakışını değiştirir mi bilemiyoruz ama bilinçli varlık olan insanda değişimin gözlenebildiği bir gerçek. 
Bunun için, bin yıllardır -kendini tanıma- insanın değişmez yazgısı ve temel varoluş prensibi 
olarak zorunluluğunu sürdürmekte.. 

Bu sergi, katılan her sanatçının kendi bakış açısından "iç güç" 
temasınından ne anlaşıldığı ve bunun nasıl anlamlandırıldığının çeşitliliği üzerinedir. 
(Metin: Evren Gül) 

"Sen Şarkılarını Söyle", Evren Gül, 80x110 cm, ahşap üzerine karışık teknik... Gezi olayları bu çalışmanın ideolojik arka tasarımını oluşturmamaktadır. Fakat insanlıkla yaşıt ezen ve ezilen ilişkisinde, bir yönetim biçiminin dışsal gücü ile bir halk bünyesinde bu derece büyük bir refleksi işletmesi ve yenilmesi, bir toplumun iç gücünü tanımasına ve korku duvarının aşılmasına yol açmıştır. Tarihte de oluğu gibi bu süreçte de bütün ezilenlerin acıları ve tepkileri büyük eserlerin 
verilmesine, büyük yankıların dalgalanmasına sebep olmuş , toplum ve iktidar ilişkisinde yeni bir boyut aralanmıştır.  
"Sen Şarkılarını Söyle", ismini Cohen kardeşlerin 2014 yapımı aynı adlı filmlerinden almaktadır. Bu filmde de sanatına olan inancından dolayı bulunduğu koşulları her boyutuyla aşmak isteyen bir folk şarkıcısının "içgücü" konu edilmiştir. 
Yaptığı müziğin çok samimi,  çok kendince oluşu onu naif  bir konuma sokmasa da, ticari piyasasanın prensipleriyle de uzlaştırmaz. Böylece aidiyetsiz bir dünyada, ne oralı ne buralı olarak bir yer bulamaz. Bu belki de onun için en uygun olan ve içinde yücelebileceği bir yazgıdır, evrenin telkinidir: Tıpkı polislerin ayağının altındaki gösterici genç gibi... 
Sen şarkılarını söyle...
Laurel Eccles, kağıt üzerine karışık teknik, 30 x 40 cm.

"D", Serhat Koçak, akrilik, 170 x 170cm.

Enis Malik Duran: "Doğanın yüceliği karşısında insana dair olana, sınırlar üzerine söylenecek çok şey var. İnsanın kendi türüne ve diğer canlılara, doğaya dair yarattığı tahribata derinden kaygılanıyorum."

61 x 44 cm, kağıt üzeri yağlıboya, 2014
...Resmedilmeye değer, resim gibi anlamlar taşıyan pitoresk terimi, doğal dünyanın bizi tedirgin eden öğelerini işlemden geçirip yeniden üreten bir yöntemi vurguluyor. Sonuçta oldukça estetik ve metalaşmış bir doğa görünümü çıkıyor ortaya; baktığımızda bir klişeye oturtup kendimizi rahatlatıyoruz. Oysa Enis Malik Duran’ın resimlerinde evcilleştirilemeyen, pitoreskin tuzağına düşmeyen bir taraf var, sınır bölgelerini resmettiği için belki: evcil olan ile yabancı olan arasındaki geçiş mıntıkasını. Yerleşikler eş merkezli çemberler şeklinde örgütlenirken sınıra doğru gidildikçe merkezin denetim altında tuttuğu bölgenin etkisi giderek azalıyor; sınır bölgesi, mutlak düzen topraklarının, kozmosun, kaosun tehlikeli kuvvetleriyle karıştığı bir mıntıka. Enis Malik Duran’ın manzaraları tedirgin edici bir coğrafyada bulunduğumuzu hissettiriyor. Huzur veren bir peyzaj değil. Bir bıçak yarası gibi yeryüzünde açılan yaraları andırıyor sınır bölgelerindeki düzenlemeler. Kasvetli renklerin rahatsız edici fırça darbeleriyle tuvale yedirilmesi bu yaraları yüzeye çıkarıyor. Dokunduğunuzda pürüzsüz bir yüzeyle değil, pürtüklü ve vahşi bir dokuyla temas ediyorsunuz; çorak toprakların dikenli bitkilerini andıran dikenli teller tenimizde de onarılmaz yaralar açıyor. Sınır bölgesi insan bedeninde ölümcül yaraların açıldığı bir mıntıka aynı zamanda. Sınırı aşmaya çalışanlar mayınlı bölgeyi geçmeyi başarırlarsa şayet, iz tarlası denilen düzleştirilmiş bir arazide iki ateş arasında kalabiliyor ve yaralı ya da ölü bedenleri de bu arazide bir iz bırakıyor: yeryüzünde ve bedende açılmış yara izleri. Duran’ın resimlerindeki iz tarlaları, ölü bedenleri hatırlatıyor bize; tutsaklık ile özgürlük arasında sıkışıp kalmış ölü bedenler. Tuhaf bir bölgedeyiz. Yerleşiklerin merkezinden uzakta, sınır bölgesinin belirsizlik mıntıkasındayız...


Rahmi Öğdül böyle anlatıyor Enis Malik Duran'ı... Sanatçının 5 Nisan'da Kuzguncuk'taki Harmony Sanat Galerisi'nde açılacak "Sınır" sergisinin katalog sunuş yazısından alıntıladım...  Resimlerine baktığımda irkildim. Doğanın ezici vakarını, vahşi sessizliğini çok güzel resmetmiş Enis Malik Duran..


47 x 65 cm, kağıt üzeri yağlıboya, 2014

Sınır'ın size ifade etiklerini anlatır mısınız?
Ben ülkenin en batısı sayılan bölgelerden birinde doğdum ve on yedi yaşıma dek orada yaşadım. Büyük bir ova. Geniş bir düz alandır ailemin halen yaşadığı yer. Formasyonumda kısıtlanmış, girilmez alanlar ya da sınırlanmış yer bilgisi hiç olmadı. Sınırla ilk karşılaşmam askere gittiğim dönemde başladı. Dersim’de yaptım askerliğimi ve beş buçuk ay boyunca üstlerin (iktidarın) belirlediği alanlar (sadece kışla) dışına hiç çıkamadım. O upuzun nöbet saatlerinde Dersim’in canım coğrafyasını duvarların, tel örgülerin, kum çuvallarının arkasından ve elimde silahla izleyebildim. Sanırım sergimin nüvelerinin oluştuğu yer orası oldu. Orada memleketle, insanla ilgili bir sürü şey hakkında gözlem yapma fırsatım oldu.


Gravür, 53.5 x 39 cm, ağaç baskı, 2014
Doğduğun yer ve resmettiğin yerler arasındaki fark neydi?
Ayvalık doğumluyum ve bunu birine söylediğimde bir tebessüm oluşur söylediğim kişide. Sergimdeki resimlerin başlangıç sürecinde de önce kendi coğrafyalarıma tekrar baktım. Bu süreç, kendim ve ait hissettiğim yer ile ülkenin sınır bölgelerine yakın yerlerdeki insanlar ve onların toprakları üzerine düşünmeye sevk etti beni. Çünkü oralarda doğmuş bir insan doğduğu yeri söylediğinde maalesef bir tebessüm oluşmaz yüzünüzde. Ben havuç, domates, bamya tarlalarından bahsederken; oradaki kişi mayın tarlalarından, iz tarlalarından, tel örgünün arkasındaki akrabasından, asker yeşilinden bahseder ve benim bir yumru oturur boğazıma. Örneğin; Hasan Ali Toptaş’ın Heba romanında ‘Sınır’ başlıklı bir bölüm vardır, kitabın en uzun ve gerilimi en yüksek kısmıdır. Yine biliyorsunuz son birkaç yıldır, sınır bölgelerinde ve sınırın ötesinde yaşanan gerçekler de sınırlarda yoğunlaşmamı sağladı. Rahmi Öğdül, resimlerim üzerine yazdığı yazıda da çok yerinde tanımladı o alanlardaki gerçekliği. Özgürlüğünüzü sorguladığınız, insansızlaştırılmış, o tekinsiz toprakları.

Gravür, 53.5 x 39 cm, ağaç baskı, 2014
Sergimde yine sınır bölgelerini ele aldığım dört adet gravürüm var. Boya kullanmadan yaptığım ağaç baskılar bunlar. Uzaktan baktığınızda sadece beyaz bir kâğıt görüyorsunuz, ancak yakınlaştığınız zaman algılanan peyzajlar. O toprakları ancak yakınındayken fark edebileceğimiz gerçeğine dair bir eleştiri aslında. Onları yaparken kendimi de, izleyiciyi de bu eleştiriye dâhil ediyorum.

Öncesinde söylediğim gibi sınırlanmış alan bilgim olmadığı için, resimlerime konu edindiğim alanların gerilimini yansıtabilecek atmosferler oluşturma çabasındayım. Ben de o gerilimin içindeyim çünkü. Doğanın yüceliği karşısında insana dair olan üzerine, sınırlar üzerine söylenecek çok şey var. İnsanın kendi türüne ve diğer canlılara, doğaya dair yarattığı tahribata derinden kaygılanıyorum. İlk sorunuzu Rahmi Abi’nin cümlesiyle sonlandırıyorum: “Yeryüzünden koptukça yükseldiği yanılsamasına kapılan insanoğlu aslında kendini dipsiz bir çukurun karanlığına hapsediyor; hayat yüzeyde, yeryüzünde akarken sırtlanlar dipteki bu yaratığı seyrediyorlar.”

Çalışmalarınızı besleyen unsurlar nelerdir?
Okumalar yapmak. Kütüphanelerden ve internet üzerinden sanatçıların işlerine tekrar tekrar bakmak ve yeni keşifler yapmak. Yaptığım bir iş üzerine ya da düşündüğüm bir konu hakkında konuşmak, tartışmak beni çok beslemiştir hep. En önemlisi de yaşadığımız çağın gerçeklerine doğru; farkında bir bilinçle bakabilmek.

140 x 160 cm, Tuval üzeri yağlıboya, 2013
Tekniğinizden bahsetmek ister misiniz?
Genellikle yağlıboya kullanıyorum. Bazen tuval bazen kâğıt üzerine çalışıyorum. Boya işlerimde yağlıboyayı yoğun bir şekilde kullanıyorum. Yüzeyde katmanlar, dokular oluşturmak gibi bir derdim var. Bu konsantre olduğum zamanlardaki dışavurumun da getirdiği bir sonuç. Malzeme gözetmediğim desen yapma süreçlerim var. Bunlarla birlikte gravür yapıyorum.

Sanat ve sanatçı tanımlarınız nedir?
Sanatın gerekliliği konusunda eminim. Tabii bu gereklilik de sanatçıyı beraberinde getiriyor. Sanatın elitleştirilmesine sıcak bakmıyorum. Toplumda, sanatı çok yükseklerde bir şeymiş gibi bir algılama biçimi gelişmiş. Bunda nelerin etkisi olduğu tartışılabilir. Sonuçta bu bir temas meselesi; her zaman anlamaya çalışma kaygısı gütmemeli insanlar, o hissin geçişi insandan insana farklı tezahür eder.

İdolleriniz kimler?
İdol kelimesinin ben de tam bir karşılığı yok sanırım ama Anselm Kiefer, James Ensor, Magdalena Abakanowicz sevdiğim sanatçılar arasındadır.

110 x 140 cm, tuval üzeri yağlıboya , 2013
Sokaktaki insanla sanatçı arasındaki fark sizce nedir?
Ben bir fark olduğunu düşünmüyorum. Sokağa çıktığımız anda biz de sokaktaki insanız. Az önce biraz bahsettiğim gibi, insanlar eserlerle temas etmekten çekiniyorlar. Sanırım bu aşina olmakla ilgili bir şey, eğitim sistemi ile çözülebilecek bir sorun.

Sanatın mutlulukla ilişkisi var mıdır sizce?
Mutluluk göreceli bir kavram. Cennet dediğimizde, sonsuz bir mutluluk imgesi canlanır zihnimizde. Oysa Dante’nin İlahi Komedya’sını okurken, Cennet bölümü çekici gelmez. En azından bu benim kişisel kanaatim olsun. Üretim yaparken çeşitli sancılar hissettiğiniz süreçlerden geçersiniz ve iş, tatmin olduğunuz aşamaya geldiğinde, sorularla dolu küçük bir mutluluk yaşanabilir. Çünkü bu süreçler sürekli devam eder, Prometheus’un döngüsü gibi…

Türk insanını sanata nasıl yakınlaştırabiliriz?
Yıkmamız gereken çok duvar var, sınırlar var. Temele inmek, merkezin de periferinin de eşit şartlarının olduğu ortamlar yaratmak gerekir. Eğitim sistemine biraz daha fazla bütçe ayırarak başlanabilir.

İstanbul'un neresindensiniz?
Kadıköy, Yeldeğirmeni’ndeyim.

İstanbul'u beş duyunuzla tanımlamınızı rica etsem..
Mavi/Gri, çok sesli, farklı tat ve kokularda, pütürlü.


İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
Daha çok açık alanlar olsun isterdim sadece. Onun dışında her şeyin en azından bir süre aynı kalmasını istiyorum. Kent belleğimiz sürekli değişiyor. Bu değişimin sanatçılar üzerinde de olumsuz etkileri oluyor. Sanatçıların yerleştiği alanlar, bir çeşit soylulaştırma sürecine giriyor ve sonrasında da sanatçının o bölgelerde barınma olanağı azalıyor. Beyoğlu, Kuledibi, Tophane, Karaköy derken; şu an ellinin üzerinde atölye bulunan Yeldeğirmeni de bir kabuk değiştirme döneminde.

31 Mart 2014 Pazartesi

Yiğit Yazıcı: "Sanatçı olmak, insanın tekliğinin farkına varması ve bunu diğer insanlarla paylaşmasıdır."

İlk kez 1998'deki "Ayakkabı Dolapları" projesiyle dikkatimi çekmişti. Çalışmalarını takip etmeye başladım. Renklerinin coşkusunu, özneyi çevreden koparma tekniğini, yaşama sevinci veren tuvallerini çok sevdim. Yiğit Yazıcı olumlu, pırıl pırıl bir insan. Atölyesinde geçirdiğimiz saatlerden aşağıdaki sohbeti paylaşıyorum keyifle..

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?
Sanat hala pek cevaplanamamış bir konu.. Sanatı, temelde seçmek, biraraya getirmek, kendince yorumlamak ve doğayı insanın kendi yarattığı kültüre göre yorumlaması olarak düşünüyorum. En azından benim için böyle. "Sanatçı olunmaz doğulur" lafına çok inanırım. Yetenek her ne kadar sonradan elde edilebilir birşey olsa da sanatkar ruha sahip olmak farklı bir durum. Vazgeçememek ve onsuz yaşayamamak, zoruklara karşı durabilme azmi.. İnsanın en güzel kendini anlama ve anlatma şekli..  Sanatçı olmak, insanın tekliğinin farkına varması ve bunu diğer insanlarla paylaşmasıdır.

İlham aldığınız, sevdiğiniz sanatçılar hangileri?
20. yy sanatını olduğu gibi çok severim. En çok akımın oluştuğu ve Modernizmin anlam kazandığı yıllar.
Picasso’nun sanatçı olarak izleyici karşısındaki duruşu benim için hep farklı bir önemde oldu. Soru soran kişilere verdiği açıklayıcı cevaplar ve modern sanatın ne olup ne olmadığına dair açıklamaları sanat tarihinde önemlidir..

Beslendiğiniz kaynaklar neler?
Hayatımız, dünya üzerine düşünceler, doğanın mucizevi güzelliği beni besler.  Hisler ve “Niye varız?” sorusu renklerin içinde kaybolmamı sağlar.. Hayaller kurmak, kaosun içinde bir güzellik arayışı bazı resimlerimin konularıdır... Doğanın dinamizmi beni çok heyecanlandırıyor. Basit diye görmediğimiz ama hayret edilecek kadar basit ve güzel olan kavramlar.. Şu gibi, şeffaf ama içinde hayatı barındıran..
140 x 140cm,  2014
Hayat amacınızı kendinizi tanıma, oluşturma ve aşmak olarak tanımlıyorsunuz. Sanat çalışmalarınızın size kattıklarından bahseder misiniz?
Kendini tanımak herşeyin başı. Sahip olduğumuz bedenin ve ruhun farkına varmak, bize ait olan yaşama sebebimizi anlamaya çalışmak, geçmişimiz ile yüzleşmek.. ve sonunda kendimizi, hayatı kabul etmek.. Olduğu şekliyle..

Bunların herbiri bir sanatçının hayatında dönemlerdir, her dönemde farklı eserler çıkabilir. Benimki de aynen böyle oldu.. Resim kendimi tanımama yardım etmiştir. Yalnızlık duygumu tuval ile paylaşmaya çalışmışımdır. Aşamaların şahididir resim..

150 x 150 cm, 2014
Katmanlardan oluşan resimlerinizde kendi geliştirdiğiniz aletler var sanırım. Anlatmanızı rica etsem?
Çok uzun bir zamandır el aletleriyle ilgiliyim. Babam ve abim mimar. Tuval üzerinde kullanılmak üzere bazı şablonlar yarattım bunlar cetvellerden mimarların kullandığı çizim aletlerinden esinlenerek ortaya çıktı.

Çalışmalarınızın yıllar içindeki değişim ve gelişimini kendi gözünüzden aktarır mısınız?
Kendini tanıma ilk yıllar, Bu dönemde eskiz defterlerim vardı hep yanımda taşıdığım.. Defterlerde benimle birlikte büyüdüler...Bu esnada okulda idim. Okul eğitimi sizi hem geliştirir hemde kendi özünüzde olandan sizi uzaklaştırır. ben uzun bir zaman eğitimden sonra kendi özümü yeniden keşfetmek için uğraştım. 2009 yılında daha farklı resimler yapmaya başladım ve hala bu çizgide işler yapıyorum.

Sanat - mutluluk ilişkisi nedir size göre?
Sanat herşeyin içinde var. Bir bardakta, bir kıyafette, bir mobilyada.. Doğadaki gibi.. Ağaç yalnızca bizim ahşap masa yapmamız için var değil..  Ağaç aynı zamanda çok estetiktir. Fonksiyon ve estetiğin mükemmel bir birleşimidir. Doğaya bakıp sizi gülümseten neyse sanattakinde de aynı.. Sanat doğadaki mükemmelliği arar.
110 x 120 cm, 2014
"Ben sanattan anlamıyorum" lafı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Anlamaktan çok hissetmekten bahsedebiliriz. Çiçeğe bakarken de birşey anlamayız. Nedensiz bir şekilde hoşumuza gider. Anlamlandıramayız. Güzel bir koku gibi.. Hayat anlayamadığımız ama sevdiğimiz bir çok şeyi barındırıyor. Akıl ve Duygular hep birbiriyle çatışır hayatımızda.. İkisinin yerini iyi konumlandırmak gerek. ilk defa bir kişi ile tanışırken hissettiğiniz gibi,  önce bir his vardır ve zamanla o kişiyi anlayınca akıl ve  düşünce işin içine girer. Resim hislere hitap eder, sonra sizin kendi içinizde düşünmenize sebeb olur..

Sanat - toplum arasındaki mesafeyi daraltmak adına neler önerebilirsiniz?
Sanatın yaygın olması için yapılabilecek çok şey var. Bu bir devlet politikası olmalı. Sanat düşünen insan yaratır. Düşünen insan bilimde ileri gidebilmiştir. “Uzayda bir hayat var mı?” diye sorabilmiştir. Sanat düşünen insanların artmasında birincil etkendir. Müzeler, belediyeler, okullar… Yapılabilecek çok şey var. Ben konuşmaya çalışırım insanlarla… anlatmaya üşenmem..
130 x 160 cm, 2014
İstanbul'unuzu beş duyunuzla tarif edin desem..
İstanbul… Boğaz’ın kokusu,  balığın en lezzetli olduğu yer, vapurların sirenleri, simite dokunmak, güneşin Sultanahmet’ten batışı.. Bir de Galata’dan eski İstanbul’a bakış..

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
Birçok sanatçının, bir arada çalışıp birlikte üretebileceği bir alan yaratmak,  izleyicinin gelebileceği bir ortak yaşam alanı yaratmak istiyorum İstanbul’da.. Bunun için büyük bir alana ihtiyaç var. İstanbul insanının sanatçısının buna ihtiyacı var..

27 Mart 2014 Perşembe

Mamut Art Project 2014 İstanbul Küçük Çiftlik Park'ta 3 Nisan'da Başlıyor: 55 Sanatçının Gözünden “Senin sanatın!”

Sanatı bir deneyim olarak görenlerin merakla beklediği Mamut Art Project, sınırları zorlayan eserlerle bu yıl,   3 - 6 Nisan tarihleri arasında Küçük Çiftlik Park’ta kapılarını açıyor. Mamut Art Project 2014’te,  700 başvuru arasından seçilen 55 sanatçı sanatseverlerle buluşacak. 

Erdal İnci, "Taksim Spiral" Video, 1080p, 0,8", 2013

55 genç sanatçı 1500m2’lik bir alanda özgür kalırsa ne olur? 


Bağımsız ve gelecek vaadeden sanatçıların erken keşfedilebilmesi amacıyla kurulan Mamut Art Project, sanatseverleri görsel ve besleyici bir sanat keşfine davet ediyor. Resim, Fotoğraf, Enstalasyon, Sokak Sanatları, Heykel, İllüstrasyon, Video Art, Land Art, Kinetic Art gibi farklı alanlardan 55 sanatçının her birinin yaklaşık 10’ar metrekare sunum alanında 4 gün boyunca eserlerini sergileyeceği Mamut Art Project, sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 
Ali Kazma, Emre Baykal, Emre Zeytinoğlu, Oya Delahaye ve Saruhan Doğan’dan oluşan jüri tarafından değerlendirilerek belirlenen sanatçıların eserleri, sanatı ve sanatçıyı destekleyen proje, mekân sponsoru Küçük Çiftlik Park’ta kurulan 1.500 m2’lik dev çadırda sergilenecek.
Bu yıl ikincisi düzenlenen Mamut Art Project kapsamında, galeri sahipleri, koleksiyonerler ve küratörlerin katılacağı özel gösterim gecesinde genç sanatçılar yine sanat dünyasının önde gelen isimleriyle tanışma fırsatı bulacak. Sanatseverler ise, bu özgün eserlere “ulaşılabilir” meblağlarla sahip olabilecekler.

Güneş Bulut Yılmaz, “Vesikalık Portre Serisi”Kağıt Üzerine Çizim, 29.7x21cm, 2014
Farklı disiplinler, farklı alanlardan 55 sanatçıdan bambaşka deneyimler kazanmaya hazırlanın!
Kariyerlerinin başında olan genç sanatçıların üretimlerini desteklemek, kendilerine ait bir alanı kullanacakları sergileme deneyimini yaşatmak ve görünürlük sağlamak hedefiyle yola çıktıklarını ifade eden Mamut Art Project Kurucu Ortağı Seren Kohen şunları söyledi: Geçtiğimiz yıl 530 başvuru ile beklentilerimizin oldukça üzerinde ilgi gören Proje sayesinde Resim, Fotoğraf, Enstalasyon, Grafiti Sokak Sanatları, Heykel, İllüstrasyon, Video Art alanlarında 47 yetenekli sanatçıyı sanat dünyasına tanıttık. 3.000 kişinin ziyaret ettiği sergide, eserlerin %60’ı satın alınarak önemli koleksiyonlarda yerini aldı. Sanatçılarımızın birçoğu galeriler tarafından görüşmeye çağrılırken; Didem Erk, geçtiğimiz Eylül ayında sergilenen İstanbul Bienal’ine Türkiye’den seçilen 13 katılımcıdan biri oldu. Galeriler tarafından temsil edilen 6 sanatçımızın eserleri, 2013 Contemporary Sanat Fuarı’nda sergilendi. 10 sanatçımız, Ankara CerModern gibi önemli kurumlar dâhil olmak üzere karma ve solo sergilere davet edildi ve yeni projelerini sergiledi.

"Hedef", Kerem Ağralı, 100x100, TÜA karışık, 2013
Biz, her kişinin beğeneceği ve kendinde bir his uyandıracak en azından bir sanatçı / sanat eseri bulabileceğine inanıyoruz. Şehirdeki sanat ortamına böyle doğru, kapsamlı ve sürdürülebilir bir sanat alternatifi kazandırmış olmanın heyecanını yaşarken; Mamut Art Project’i sanatçılar için güvenebilecekleri bir kurum haline getirmek hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2.senemizde de keşfedilecek yeni yetenekleri ve sanatseverleri ağırlamak için sabırsızlanıyoruz. Gelecek için en büyük hedeflerimizden biri ise önce Türkiye içinde ve daha sonra yurt dışında Mamut Art Project edisyonları yapmak.”

Mamut Art Project, farklı ülkelerde düzenlenen etkinliklerin ülkemiz sanat camiasına bir uyarlaması.. Türkiye’de bu alanda düzenlenen ilk sergi olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin en kapsamlı ulaşılabilir sanat etkinliği olan Mamut Art Project, her yıl tekrarlanmak üzere, yeni sanatçıların ve üretimlerinin sunumlarıyla gelişen, ulaşılabilir sanat yapısını destekleyen alternatif bir proje olma hedefi ile yola çıkmış.

İlk proje, genç sanatçılara alan ve görünürlük sağlamak amacıyla 15-19 Mayıs 2013 tarihlerinde Antrepo No:3’te gerçekleştirildi. Farklı alanlarda uzman isimlerden oluşan jüri tarafından, 530 başvuru arasından seçilen 47 sanatçıya, kendi idareleri ile yürütebilecekleri disiplinler arası bir paylaşım ve sergileme imkânı sağlandı. 


Mustafa Murat Kahya, ”White Tension III”, C-Print Baskı, 100*150, 2012

17 Mart 2014 Pazartesi

Seçil Erel: "Mahalleli kafasına sahip olmasam da mahalleli olma durumunu fazlasıyla sahiplenmiş durumdayım. Çünkü insan en nihayetinde bir "alan" yaratmaya çalışıyor. Aynı kedilerin alanlarını belirleme hallerindeki gibi..."


Geçtiğimiz ay, Galeri Zilberman sergisindeki altı metrelik eseriyle çok konuşuldu Seçil Erel... Sanatçıyı uzun süredir takip ediyorum. Üretken, çalışkan, vizyon sahibi sanatçı kişiliğiyle etkilemiştir beni..

Yaşamınızı geçirdiğiniz  evlerin mimari çizimleri resimlerinizin iskeletini oluştururken , doku ve renklerle de duygularınızı yansıtmaya mı çalıştınız? “Alan” eserlerinin üretim sürecini anlatabilir misiniz?
“Alan”ı kedilerin alanlarını belirleme alışkanlıklarından yola çıkarak, "territory" kelimesinin en uygun Türkçe karşılığı olarak kullandım. "Alan"da kendi yaşam alanlarım ve hikayem üzerine kurulmuş bir seriyi oluşturdum. Matematiksel (analitik) kurgu ve sezgisel yaklaşımla oluşan çalışmalarımın alt yapısında özellikle 2008 yılından bu yana konstrüksiyonlar görülür. Bu serinin oluşumunda konstrüksiyon olarak bugüne dek atölye ve ev olarak kullandığım mekanların planlarını kullandım. 

Bu planları kullanmak, mekanlar ve geçmiş arasında dolanmama, hatıralar ve şimdi arasında düşünmeme ve süreci anlatırken günümüz koşullarını irdelememe yardımcı oldu. Kendime ait alanları, mekan ve aidiyet, mekanın zamandaki geçiciliği, "ev"in parça parça oluşması, hayatlarımızla olan ilişkisi, taşınabilirliği (nakledilebilirliği), yaşanmışlığı ile ilişkilendirdim. Bunları yurgulayabilmek için bir takım kurgu metodları oluşturdum ve  mekanları haritalar gibi birimlere parçaladım. Birbirleriyle oranlayarak elde ettiğim ölçeklerle  hareket ettiğim serideki çalışmaları sokak ya da bina adlarıyla tanımladım. Latif Palas Apt, Safa Sokak, Dere Apt, Rıfat Bey Sokak gibi.. Bunlardan bir tanesi ki o da şu an oturduğum evin planı üzerine oluşan Kurgu Ev: Arsan Apt. birbirinden farklı boyutlu ama oranlanmış 55 adet tuvalden oluştu. Bütünün parçalardan oluştuğunu gösteren ama bir yandan da dağılmak üzere kurulmuş bir sistemin temsili resmi oldu.
"Arsan Apt.", 299x600cm., tuval üzeri yağlıboya, 55 parça yerleştirme, 2013
Sergiye hazırlanırken araştırma ve anılarınızda günümüzden geçmişe doğru giderken neler hissettiniz? Yeni anılar eklendi mi bu süreçte?
Süreç ve anı her zaman etkin olmuştur, bu serinin hazırlık sürecinde de olduğu gibi.. Moda Latif Palas Apartmanı’ndaki atölyemden taşınmamla başladı her şey.  Taşındım ama çok uzun süre kopamadım ve bir tür travmaya dönüştü. O dönemde ayrıca evimi de taşıdım. 

Serginin oluşumu doğduğum ve büyüdüğüm mahalleye yaklaşık 10 yıl aradan sonra dönmemle başladı.
Çok dinamik geçen bu süredeki yaşanmışlıklar, bugünün gözüyle geçmişe dönüp, kendi üzerimden ve her zaman ilgimi çekmiş kavramlarla “ev, aile, memleket, dünya” üzerine düşündüm. Bir de tabi bilemiyorum herkesin yaşadığı bir durum değil pek artık ama doğduğum, büyüdüğüm mahallede hayatıma devam ediyorum. Eşim zaten çocukluk arkadaşım ve onunla, ailelerimizin de gittiği ilkokuldan arkadaşız. Kızım, bizim çocukluğumuzun geçtiği Kalamış Park’ında, aynı ağaçların altında büyüyor.

"Geri Dönüşüm", 50x50cm, 12 adet yerleştirme, 2011
Yaşadığım mekanlar İstanbul’un en eski mahallelerinden oldular. Şimdi kentin değişimi, dönüşümü ile başkalaşıyorlar. Bu yaşam tarzı insanı kendine yabancılaştırıyor. Hırsların, rantın ve iktidarın gücü altında kalıyor. İnsan kendi doğasına aykırı olan yapının içinde kendi kölesi oluyor. Bu nedenle asla mahalleli kafasına sahip olmasam da mahalleli olma durumunu fazlasıyla sahiplenmiş durumdayım. Çünkü insan en nihayetinde bir alan yaratmaya çalışıyor aynı kedilerin alanlarını belirleme hallerinde olduğu gibi.. 

Çalışmalarınız size başka projeler çağrıştırdı mı? Hedefte neler var?
Bir süredir, mekanlarımdan yola çıkarak aidiyet kavramıyla ve mimariyle ilgilendim. Şimdi mimari ile olan ilişkimi daha da derinleştiriyorum. Bu günlerde değişimimizi yine kendimden yola çıkarak, bütünden görerek anlatmak istiyorum. Aslı ve sureti, görünen ve ardında olanlar, yıkılanlar ve ardında kalanlar üzerine, doğa ve ikinci doğa gelecek.

Dört yıldır Galeri Zilberman tarafından temsil ediliyordum. Galerim ile çok başarılı çalışmalar yaptık. Ancak bir süre bağımsız kalmak  istedim. Buradaki projelerin yanı sıra, yurtdışında  da bazı projeler var (hem sergi hem de sanatçı programları). Bunlarla daha fazla ilgilenebilmeyi ve araştırmalar yapmayı istiyorum.

Sanatta üretim, çalışkanlıkla ne kadar ilintili sizce?
Kesinlikle. Sanat üretimi çok basamaklı bir yapı bence. Düşünme, hayal etme, deneme, karar verme, teknik gibi bir çok elemanın en doğru şekilde bir araya gelmesi sonuca götürüyor. Bunun için de çalışkanlık ve disiplin şart. Tekniğim gereği çok uzun mesaili resimler yapıyorum, ortalama boyutta bir resim yaklaşık iki ayda çıkıyor. Palette renk çalışmaları ve yüzeyleri  maskeleme işi çok fazla zaman alıyor. Bir de tuvallere başlamadan evvel yaptığım ön çalışmalar, hesap kitap işleri var. Elbette birkaç resmi birarada yapıyorum ve çok uzun saatler çalışıyorum.
"Değişik Bir Şey İstiyorum" 154x237cm, tuval üzeri yağlıboya, 2012
Sanat ve sanatçı tanımınızı öğrenebilir miyim?
Sanat, düşünme biçimidir. Sanatçı da bu kimliği başka hiçbir kimliğinin ardında tutamayandır. Açık fikirli, gözlem gücü ve öngörüsü olan, bakış açısını çoğaltabilen, değişime açık, dirençli, sabırlı…

Sanat ve toplumumuz arasındaki mesafeyi sizce nasıl kapatabiliriz?
Sanat kurumlarının yok edildiği bir dönemde çok şeye ihtiyacımız var. Dar çerçeveleri bir kenara bırakıp, aklımızı sağlam tutup, doğru kaynaklar bulup seçeneklerimizi çoğaltmalıyız. Sanata destek bulmak neredeyse mümkün değilken bir de niteliksiz işlerle öne çıkan projeler görmek izleyici için büyük bir kalite sorunu. Kültür oluşumunda, eğitim ve finans çok önemli diye düşünüyorum. Bu noktada, politikacılara, iş adamlarına, eğitmenlere, eğitim ve kamu kurumlarına çok ciddi iş düşüyor. Sanatçılar ve sanat emekçileriyle birlikte yapabilecekleri daha çok projeye ihtiyacımız var.

İstanbul sizin için ne ifade ediyor, beş duyunuzla aktarabilir misiniz? 
Sorunuzun tam cevabı olmasa da.. İstanbul dinamizm’in şehri. 
Edmondo De Amicis, 1870’lerde İstanbul’a gelmiş ve İstanbul hakkında bir kitap yazmış. Çok şaşırmıştım kitabı okurken. Betimlemeler neredeyse bugünle aynıydı. Tarihin İstanbul’a etkisini gözlemlemek şehrin kaosunda dinamizmini algılamak açısından çok hoş.

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
Dinamizmi ve kaosuyla ilgimi çeken İstanbul’un yeni işlerimde içerik olarak kendini göstereceğini ön görüyorum. İstanbul için hayalim ve hatta ülkemiz için.. yaşam kalitesinin yükselmesi, eğitimli, ahlaklı ve biraz olsun estetik kaygıları olanlar tarafından yönetilmesi ve bunların yanı sıra şehirciliğin gerektirdiği bilgilerle yapılmasını umuyorum.

12 Mart 2014 Çarşamba

Ben de "Yanındaydım"..

8 Mart Kadınlar Günü'nde açılan "Yanındayım" Sergisi'ndeydim. Kızıltoprak'ta kentsel dönüşüm projesi kapsamında yıkılmak üzere boşaltılmış Varol Apartmanı'nın iki katı ve odaları 20 sanatçının çalışmalarına ayrılmıştı. Çok başarılı bir yerleştirme ile izleyenlerin tüylerini diken diken eden sergi amacına ulaşmış. Kadınlar Günü vesile edilerek izleyenlerin dikkati kadına yönelik şiddete çekilmiş.



Duvarlardaki kırmızı boyalar, merdiven basamaklarına tek tek dizilmiş kadın ayakkabıları, morga kaldırılmış kadın cesedinin beyaz tebeşirle işaretlenmiş yerdeki silueti, salon kapısına ağını örmüş örümcek, cinnet geçirmiş bir kadının terk ettiği evden geriye kalan tozlanmış kırık eşyalar, ölümü esarete tercih ettiğinin delilleri... Hepsinin birkaç hafta sonra yıkılacak binanın altına kalmasını diliyor; sevgisizliğin, nefretin, cehaletin, yok edilen kadın yaşamlarının, kaybedilmiş ümitlerin, hiçe sayılan insan haklarının yerini mutluluk ve huzurla parlayan gözlerin almasını diliyoruz...

Sergiye katılan sanatçılar: Alev Oksay, Berna Erkun, Deniz Derbent, Erhan Cihangiroğlu, Fahir Kuzu, Fatoş Karadağ, Gül Bolulu, Gülhan, Günsel Demirci, Güneş Hüseyinkulu, Handan Kaynakgöz,Hayati Çitaklar, İpek Mursaloğlu, Merve Turan, Suat Yılmaz, Seçil Erel, Süreyya Oskay, Ufuk Barış Mutlu, Uğur Cinel, Zeycan Alkış.



Binanın banyosunda izleyenlerin tek tek içeri alındığı başarılı bir de performans gerçekleştiriliyor. Bana sıra gelip içeri girdiğimde  Hayati Çitaklar'ın boş bakan gözleriyle karşılaştım. Üzerinde kanlı bir gelinlik vardı. Elindeki kağıtlardan kadın isimleri okuyordu. Tek tek.. Yaşlarını ve öldürülüş nedenlerini belirterek. İliklerime kadar hissettim acılarını, çaresizliklerini.. Bazısı polisten korunma istemişti, bazısının buna fırsatı olamamıştı.. Hoş... Polisin onları korumaktan çok daha önemli işleri yok muydu zaten! Hayati Çitaklar'ın performansını izleyenler banyodaki çamaşır iplerine duygularını mandallayıp çıkıyorlardı dışarı. Ben de yazdım bir iki satır: "Çok sevildikleri için, kocalarına itaat etmedikleri için, terk ettikleri için öldürülmüşlerdi. Mağdur kimdi?" Bizim ülkemizde mağduriyet anlayışı değişik. Reddedilen, terk edilen, sevilmeyen, itaat edilmeyen erkek mağdur bizde; öldürülen kadın değil!

Küratörlüğünü İpek Mursaloğlu ve Gül Bolulu'nun yaptığı sergi 15 Mart'a kadar açık...

Handan Kaynakgöz


15 Şubat 2014 Cumartesi

Çocuklarla Sanat Konuşmaları 7 - Eren Özelçi: "İstanbul'da daha az ev yapılsın isterdim..."

Eren merhaba. 

Picasso'nun resmiyle başlayalım sohbetimize ister misin? Beğendin mi bu resmini?
Picasso’yu tanımıyorum.  Ama güzel bir resim. Çok kolay bir resim, ben de yapabilirdim.
İki insan var. Elleri hayvanın eline benziyor.

İki çocuk resim yapıyor.. Resmin adı buymuş.
Kadına benziyor çocuk. Üstünde de çubuk var (gülüyor…) Neredeyse adamın suratı kaleyle kaplanmış. Duvarları sanki odunla boyamışlar.
Arkada da çiçeğe benzeyen bir şey var.. Beyaza boyamışlar. Dışarının rengine benzemiyor.

Duvarına asar mıydın bu resmi?
Bir iki yıl asmam. Bana tam bitmemiş bir resim gibi geldi. Biraz düşünmem lazım…





Sen resim yapıyor musun?
Eren Özelçi, 7 yaşında. Doğum günü: 16 Ekim.
Resim yapmayı seviyorum. Önceki hafta okulda büyük bir kağıda Mısırlıların resmini yapmıştık. Ressamlar bazen anlamsız şeyler yapabiliyor. Ben de bugün anlamsız bir resim yaptım. Ailemin resmini yapıyorum.
Bir de Fenerbahçe’nin resmini yapmayı seviyorum.

Fenerli misin?
Koyu.

Ben futboldan pek anlamıyorum… Sanattan konuşalım. Sanat nedir sence?
El becerisi, bir de hayal gücü..

Sanatçı kimdir peki?
Resim yapan kişi.

Sevdiğin ressamlar hangileri?
Çok ressam göremedim hayatımda. Bildiklerim Hollandalı, Amerikalı.

İsimlerini hatırlıyor musun?
Van Gogh..


Bak bu resim Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun. Nasıl buldun?
İngiltere galiba. Soğuk oraya gitmemiştir. İstanbul’da en çok böyle tekneler görünür. Ressamın burada deniz kenarında yaşadığı belli.

Haklısın. Moda’da yaşıyor. Pek soğuk sayılmaz ama.. Sanadalın sence niye yarısı kırık?
Fırtınada kırılmıştır.

Ama deniz tarafı sağlam görünüyor..
Farklı bir tekne olduğu belli. Fırtınada boyası gitmemiş. Başka resimler de yapıyordur. Artık ben de tekne resimleri yapmaya başlayacağım..

Bu resim de Picasso'nun.. Sana neler anlatıyor?
Bir yerden hayal etmiş. Özen gösterilmiş tarafları var. Fırçayla boyandığı belli. Topu neden yapmış anlayamadım. Elleri çok beğendim.

Kızın elindeki ne?
Ölmüş bir kuş.. kız ona bakıyor. Bu da kolay bir resim. Çok renkli olmuş. Çizgili çizgili olmuş. Gözleri çok komik olmuş. Dışarısını neden öyle boyamış anlayamadım.. Üstüne boya dökülmüş , fırçası çok sulu gibi. Böyle bir renk dünyada yok. Bütün renkleri karıştırmış olması lazım. Suratı yaparken çok uğraşmıştır.

İstanbul’u, yaşadığın şehri seviyor musun?
Evet. Amerika’da daha az ev olduğu belli. Kıta bizden kaç kat büyük tabii.

Daha az ev olmasını seviyorum. Daha çok orman olmasını isterdim. Yine de ev yapılsın ama her zaman olmaz.

İstanbul’un belediye başkanı olsaydın neler yapardın?
Daha az ev yapardım. Cebimizde daha çok para olmasını isterdim. Oyuncak isterdim.

Paylaşır mıydın?
Kimle? Kırılacak şeyleri paylaşmam zor olurdu..

Sadece hayvanların yaşadığı bir ülke kursak. Hangi hayvanları alırdın?
Tavşan, köpek, kedi


Bak bu da bir Turner resmi…
Bunu bilmiyorum ama Van Gogh’un Yıldızlı Gece resmini hastanede yaptığını biliyorum.

Bu fırtına resmi olmuş… Fırçanın darbelerini sevdim. Çok zorlanmıştır. 1000 renk karıştırmış. Bir sürü renk bulmuş ve her yerini boyamış tablonun.. Tuval kullanmıştır. Tuvalin köşelerini bile boyamış. Arkasını boyamamıştır. Çünkü tuvali nasıl koyacağını bilememiştir.  (Gülüyor..)
Açık mavi, koyu mavi, açık, koyu, açık, koyu, öyle gidiyor.. Yapmak çok zor. Söylemesi kolay.

Rengin nasıl oluştuğunu biliyor musun?
Evet. Dün okulda sadece iki renkten bir sürü mavi yaptık.

Teşekkürler Eren..
Çok uzun sürdü ama sevdim. İkinci röportajımızı ne zaman yapacağız?