Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2014 Pazartesi

Filmekimi 2014 Tavsiyeleri

Filmekimi 2014 programı belli oldu. Yine bu yıl, merakla beklenen filmleri ilk kez izleme şansına kavuşuyoruz. Benim Filmekimi 2014 kaçırılmayacak 10 film listemde şeklini aldı, zaman mefhumunu hiçe sayarak kısaca yazıyorum. Dileyen filmlerin ismine bir tıkla Filmekimi sitesine koşabilir.


  1. Boyhood (Konusu, çekim aşamalarıyla yılın en beklenen filmi.)
  2. White God (Cannes - Belirli Bir Bakış ödüllü, ismiyle ve metaforlarıyla merak uyandırıcı.)
  3. Whiplash (Sundance'da ödülü kapan, pek sevdiğim J.K. Simmons'ın harikalar yarattığı söylenen film.)
  4. Leviathan (Bir Andrey Zvyagintsev filmi, filmim ödüllerini saymıyorum bile..)
  5. Mr. Turner (Yönetmen Mike Leigh, İngiliz ressamı Turner'ı da Timothy Spal canlandırıyor.)
  6. Two Days, One Night (Yönetmeni Dardenne Kardeşler’i severiz.)
  7. A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence (Biri absürd mü dedi? Roy Andersson filmi var da izlenmez mi?)
  8. Turist (İsveç sinemasına vurgunsam...)
  9. Jimmy's Hall (Ken Loach bakış açısını severim, hele de içinde dans varsa daha da tutkulu olacağa benzer.)
  10. The Drop (James Gandolfini’nin anısına saygıyla..)


Festivali kaçırırsanız çok üzülmeyin, yıldızlı filmlerin çoğu genelde olduğu gibi vizyon bulacak. Ve evet listemde Dolan'ın filmi Mommy yok :)

17 Haziran 2014 Salı

Kış Uykusu

Anladım ki, eskisi gibi uzun uzun yazamıyorum. Ben de Müge'nin blogunda yaptığı gibi, kendi tarihimde kısa da olsa nişaneler bırakmaya karar verdim. (Bu arada, pek güzel blogtur, takibinize alın derim.)

Tarih 24 Mayıs 2014, 67. Cannes Film Festivali'nde "Altın Palmiye'' ödülü Kış Uykusu/ Winter Sleep ile Nuri Bilge Ceylan'ın olur. Ve biz bu ödül törenini internetten yarım yamalak izleriz. Gezi zamanında iyice yüzünü belli eden yandaş medya, favori gösterilen filmin  yarıştığı dünyanın en önemli sinema festivalinin törenini bize izletmez. Sonradan bir röportajlarında Haluk Bilginer'in de dediğine göre, bütün dünya basını oradayken Türk basını festivalde ne acıdır ki yokmuş.
Ama biliyorum ki, 24 Mayıs akşamı ben ve benim gibiler bu haberi sevinçle karışık gözyaşlarıyla karşıladık.  

Sonbaharda vizyona çıkacağı düşünülürken filmin yapımcısı Zeynep Özbatur'un 13 Haziran tarihi haberiyle o heyecanlı bekleyiş başladı. Filmi 15 Haziran günü Rexx'de izledim. Rexx Sineması'nı İstanbul Film Festivali dışında böyle kalabalık görmemiştim. İlk sıralar dışında tamamen doluydu.

Film hakkında büyük eleştirmenler sıra sıra yazılarını yayınlarken burada kendimce eleştiri yapacak değilim ama benim de söyleyeceklerim var elbette. Azımsanmayacak olan sinema bilgim, hatta izleyici olarak tutkum olan sinemanın büyüsü Kış Uykusu'nda oldukça etkin. Beni ziyadesiyle mutlu etti, elbette fazla bulduğum şeyler gibi, şu da olsaydı dediklerim oldu ama... Film, yönetmenindir sonunda...

Vicdan, ahlak, gidememek, yalnızlık, yermek/övmek, yabancılık ve daha nice sözcük üzerine insanı anlatan bir seyirlik Kış Uykusu. Kah bir tiyatro sahnesi, kah bir belgesel. İnsan olmanın acısı kadar ağır ve sıkıcı hiç değil. Bir Zamanlar Anadolu kadar imgeler olmasa da duvardaki Caligula afişi gibi görene gösteren izler de var muhakkak.

Çehov, Shakespeare ve hatta bence Gorki (Küçük Burjuvalar) göndermeli filmi, herkesin diline pelesenk olan süresini de hiç düşünmeden, gidin izleyin sonra da konuşalım. Belki size de uykunuzdan uyandıracak  hesaplaşmalar yaptıracaktır.

11 Eylül 2012 Salı

Filmekimi 2012 İzleme Listesi

Sonbaharı çok severim, yapraklar döküldü mü ben dirilirim. Benim saatim doğa anadan ters işliyor ama haklı sebeplerim var: Filmekimi gibi! 


Bu yıl, 11  yaşına basan sonbahar film günleri;  39 filmle 29 Eylül - 7 Ekim tarihleri arasında bizleri 7. sanat ile doyuracak. Merakla beklediğimiz, Haneke, Loach, Bertolucci, Kim Ki duk, Kiarostami, Gondry gibi usta yönetmenlerin son yapıtlarını da izleme şansını elde edeceğiz.

Filmekimi, İstanbul Film Festivali yanında leblebi gibi kaldığından, program açıklanır açıklanmaz kendi izleme listemi genel çerçevesiyle oluşturdum, program yapacakların da umarım işini görür. Filmekimi 2012'de ne izlenir? sorusuna yanıt olmasını diliyorum.

Film günlerinde yokluğu daha da sızlatan Emek Sineması'nı ne kadar özlediğimi yazmazsam bu yazı eksik kalır der sizi filmlere sevk ediyorum...

 Ustaların filmleri izlenmezse olmaz!

Adı üstünde, ustalığını kanıtlamış yönetmenlerin son yapıtlarından izlemezsem ayıp olur filmleri.

Haneke - Amour
Ken Loach - The Angels' Share
Ki-duk Kim - Pieta
Michel Gondry -The We and the I 
      
Abbas Kiarostami - Like Someone in Love

Merakla beklenilenler

Bu yıl benim için önemli bilumum festivalde övgülere boğulmuş ya da  konusu, coğrafyası, yönetmeni ya da senaristiyle benim için gidilecekler filmleri.


Jagten
Beasts of the Southern Wild
Ruby Sparks

Looper
Kebun bunatang
7 dias en La Habana
Dupa dealuri
Wrong
İşte, izleme listemde öne çıkan filmler bunlar. Bilenler bilir, bu kadar az filmle ruhum doymayacağından, bu liste uzayıp gidecektir. Herkese şimdiden iyi seyirler...

Tüm programı buradan inceleyebilir, bana da önerilerde bulunabilirsiniz ;)


10 Haziran 2012 Pazar

As If I Am Not There

Geçen yıl festivalde kaçırdığım filmlerden biriydi: As If I'm Not There
Çok değil kısa süre önce Bosna savaşında yaşanılanları anlatıyor film.
Kadınlar, bedenleriyle de savaşı yaşarken, gündemdeki söylemler geliyor aklıma. Müthiş bir film değil ama burada kayıt altına almak istedim. Hayatta kalmak demek bazıları için nefes alıp vermekten ibaret değil işte...


6 Mayıs 2012 Pazar

Fotoğrafların Düşünce Balonları

Bu sabah bilgisayar başına oturdum, burada iki üç kelam edeyim dedim. Önce yazacağım bir filmdi, sonra oldu sergiler. Yazıyı yazarken, son çektiğim fotoğrafların klasörüne daldım, en sevdiklerime bakarken; düşünce balonlarımda fotoğraf altı yazıları oluştu, sonra o düşünce balonlarından müzikler fırladı, kitap yaprakları açıldı, sinema perdesi aralandı, arkeoloji müzesi salonlarının kapıları açıldı. Böyle bir yolculuğa çıkmışken buraya kaydetmeden olmaz dedim, umarım az önce yaşadıklarımı ve düşünce balonlarımı bir nebze de olsa burada sizlerle paylaşabilirim.

Başladığım, sergi ve film yazısına mı ne oldu? Onlar taslak olarak kenarda duruyor, yarım kalmış bir çokları gibi...



Bu fotoğrafı sabah görünce, "The Blues ain't nothing but a good man feeling bad..." cümlesini hemen aklıma getirdi. Yer: İstiklal Caddesi, bir öğlen molası. Ustalar yerlerinde, bir müzik tutturmuş gidiyor. O an ne çaldıklarını anımsamıyorum ama üstad Muddy Waters'a daldım ben, buyrun aşağıda siz de dalın. Waters'ın şu cümlesini de yazmazsam olmaz: "İnsanı iki şey Blues'a iter: ya açsındır ya aşıksındır."


Bu alttaki ise geçen hafta Boğaziçi Üniversitesi'nden çekildi, bu fotoğrafı çekerken yıllar yıllar önce Boğaziçi'ne sık geldiğim dönemlerde Mithat Alam Film Merkezi'nde izlediğim Michelangelo Antonioni'nin Wim Wenders ile ortaklaşa çektikleri  Beyond the Clouds filmini anımsattı. Film bir başyapıt değildir ama özellikle aşağıdaki paylaştığım görüntüler zihnimden silinmiyor. O güzel günlerime hasretle...




Sıra geldi Burgazada'ya. Gezinti Caddesi'nden doğru gittikten sonra bir evin duvarında (yeni bir ev) bu kabartmayı görüp epey şaşırdım. Bu kabartma Hitit Dönemi'nde özellikle kullanılan bir savaş arabası betimidir. Özellikle Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Kargamış dolaylarından getirilen Geç Hitit Dönemi'ne ait stellerde aynı sahneye ratlanır. İlginç olan bunun o betona neden yapıldığıydı, bir sonraki gidişimde evin dolaylarında birini görürsem kesin soracağım. Belki de bir arkeoloğun evi çıkabilir ;)



Geçen haftalarda bir yerden bir yere koştururken Beyoğlu'nun arka sokaklarında rasladım bu görüntüye. İçim ezildi yine, geçmişi hayal ettim, 6-7 Eylül Olayları'nda (1955) yaşanılanları okuduğum kitaplara döndüm. Bu evlerdeki hayatlara girmeye çalıştım. Onlar gittikten sonra, göçlerle gelenlerin bu evde yaşadıklarını düşündüm, düşündüm. Sonra bu mandallar gözüme çarptı, geniş açım yoktu yanımda biraz dikkat ederseniz siz de göreceksiniz. Hatta yeni asılmış çamaşırların kokusu bile gelebilir burnunuza...


Kafamı evin içerisine daldırdığımda bir kedi vardı, yüklü bir kedi. Öyle eski günlere özlemle bakar gibi, dalmıştı. Seslendim, kalıntılar arasından böyle döndü baktı bana.


Bugünün son fotoğrafı da ofisten, yandaki St. Antuan kilisesi. Geçen günlerde yağmurun bastırdığı ebemkuşağının bir an göründüğü bir öğle sonrasından...

...bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
kuyruğu ebemkuşağı renginde;
bir salıverdim gökyüzüne;
gökyüzünü gördüm. (O.Veli)


23 Nisan 2012 Pazartesi

İstanbul'un Sokak Köpekleri

31. İstanbul Film Festivali'nde izlediklerim arasında belgeseller de vardı. Festival listelerimin vazgeçilmezleri olan belgesellerden birini özellikle çok merak ediyordum. Pek severek okuduğum İstanbul'un Köpekleri kitabının yazarı Catherine Piguet, bu belgeseli yaratandı. Yönetmen koltuğunda da Hayırsız Ada animasyonuyla Cannes'da da ödül alan: Serge Avedikian.

Bir öğlen tatilinde belgesel çekim ekibini Beyoğlu'nda görmüştüm. Ekipte yeralan arkadaşım Tolga'ya heyecanımı belli etmiş:"Şu sokaktaki kara köpeği de çekin, buradaki sarı köpeği de çekin" diyerek kendimce tanıdık simaların adreslerini vermiştim. Film çekildi ve sonunda beyazperde de izleme vakti geldi. Her gün selam çaktığım, bir dolu fotoğrafını çektiğim Sehpa belgeselin yıldızıydı.

Yönetmen Avedikian, bir röportajında, şehri köpekler sayesinde öğrendiğini söylüyor. Bir turistin, hatta belki İstanbul’da yaşayanların çoğunun göremeyeceği yerlere gitmiş onların peşinden. Tam da benim gibi, onlarsız bir İstanbul düşünemiyorum, ama iyi olmalarını istiyorum, aynı yerlerde aynı mutlu ve sağlıklı bir biçimde görmek istiyorum. Bu büyük bir istek mi? Bence hayır! İstanbul, biz insanların olduğu kadar onlarında da patilerini basa basa yürüyeceği bir şehir!

İşte benim objektifimden İstanbul Sokak Köpekleri yeni albümü karşınızda!

Onu daha önce buradan hatırlarsınız, Çırağan - Beşiktaş dolaylarından bir dost.


Sarışın arkadaşıyla sabah dedikodusunda...

Taksim AKM önü, sanatsever köpeği, yıllardır oraları bekliyor.


Burgazada'nın iskele ekibinin en kızılı, yirim.

Tophane Gülü, yıllardır orada yokuşu çıkarken solda görürsünüz. Ceyda ile meşk içinde...

Sevgilim! Bir sabah görmesem meraklanıyorum, İstiklal Caddesi'nin girişinde...

Beni görünce, başlar oyuna. (Blogun yıldızlarından biri kendisi)

Patiler de havaya: Çak dostum!

Burgazada sakinleri'nden kendisi...




Sevgi gördü mü, memişler fora...

Adalardan bir yar sevdim; uykucu mu uykucu...

Kilise duvarı bekçileri, Burgazada

Biri bana mı seslendi? (Beşiktaş, iskele civarı)

Patilere dikkat! (Burgazada) 


Bilge köpek! Tepebaşı, Pera Palas Oteli civarı

"Bu kuru mamalar pek lezzetsiz, bana şuradan bir kıymalı börek alsan!" (Sarıyer)


8 Nisan 2012 Pazar

Ave

Bulgaristan topraklarından bir filmdi Ave. Yaşam, kaçış, aşk ve ölüm üzerine soluduğumuz "hayat" gibi gerçek bir öyküydü. Filmden önce, yönetmen Konstantin Bojanov izleyicilere: "Böyle güzel havada, hele de Pazar günü saat sabahın 11'inde filmimi izlemeye geldiğiniz teşekkür ederim." dedi. Haklıydı da, ben günlerdir tüm özel yaşantımdan, uykumdan feragat edip filmden filme koşuyorum, bir çok sinefil gibi. Ama sevgi böyle bir şey işte, sevince insan emek veriyor, veriyor, veriyor...


Yol filmlerini çok severim; yol almayı sevdiğim kadar. Ave'de bir yol filmiydi. Bulgaristan topraklarında yol aldık, ölümler gördük, hayattaki roller ve yalanlar üzerine gittik, acılarımıza ortak aradık onları paylaşarak küçültük. Bunlar olurken aşk da gördük, hem de en naifinden. Hayat da böyle bir şey işte: "Mutlu son" her zaman tüm ekranı kaplamaz, siz kenarından köşesinden bulursunuz.

Filmin şarkısı Catherine Feeny sesinden  You Better Run sizlerle...


Fahişelere Güzelleme - Whores' Glory

Dün akşam bir belgesel izledim ki, zihnimden silinmeyecek diyebilirim. İsminden de anlayacabileceğiniz üzerine seks işçilerini anlatan bir çalışmaydı. Üç coğrafya: Tayland, Bangladeş ve Meksiko. Dünyanın yol açmak için kendilerini kenara ittiği kadınların hikayeleri. Bangledeş'deki küçük kız geliyor aklıma: "Ben bu sorunun yanıtını merak ediyorum, kim yanıt verebilecek bana? Neden bu dünyada kadınlar acı çekmeye mahkum, neden?"


 Bir yerlerde rastlarsanız izleyin derim: İnsanlığınızdan utanacağınızı baştan söylemeliyim. Belgesel'in müzikleri de bir o kadar etkiliydi. İyi bir karma soundtrack yapılmış. İşte onlardan ikisi...




6 Nisan 2012 Cuma

31. İstanbul Film Festivali

İstanbul Gezentisi, 31 Mart - 15 Nisan arasında, iş ve uyku, tuvalet vb. temel ihtiyaçları haricinde 31. İstanbul Film Festivali seanslarında! Bundandır ki buraya yazacak zaman yok. Geçen gün dediğim gibi, şu izlediğim filmleri bir bir buraya yazacak zaman olsa da herkesle paylaşsam. Bugün henüz festivalin 7. günü ve daha izleyeceğim çok film var, film listemi buraya yazarak başlayayım bakalım. Filmler, yıpranmış çizelgemden yazılmaktadır, orjinal isimlerini yazmak için vakit harcamıyorum, dileyenler buradan bakabilirler. Bold olanlar, şimdiye kadar izlediklerim arasında gönlümde biraz daha fazla yer edinenlerdir.


  1. Gece Masalları
  2. Sibirya, Monamur
  3. Michael
  4. Kardeşler
  5. Cesaret
  6. Aşkın Karanlık Yüzü
  7. New York, New York
  8. Bir Dilek Tuttum
  9. Akasyalar 
  10. Michel Petrucciani
  11. Tanrının Kuzusu
  12. Sade Bir Hayat
  13. Gökyüzünde Bir Ayna
  14. Arirang
  15. İyi Niyetler
  16. İsyan 
  17. Nefes
  18. Gurbet Kuşları
  19. Yurtsuzlar
  20. Fahişelere Güzelleme
  21. Alpler
  22. Ave
  23. Leyla ile Kurtlar
  24. Afrika Ana
  25. Bir Devrimden Parçalar
  26. Kızıl Söz
  27. Tepedeki Ev
  28. Kaplan ve Ejderha
  29. Daha İyi Bir Hayat
  30. Süper Kahramanın Ölümü
  31. Bok Çukurundaki Kadın
  32. Gecikme
  33. İstanbul Sokak Köpekleri
  34. Hoşçakal
  35. Sadece Rüzgar
  36. Crulic - Öteki Tarafa Yolculuk
  37. Nehir Bir İnsandı
  38. Yalnız Gezegen
  39. Mutluluğa Boya Beni
  40. Uyuyan Ses
  41. Yasak Aşk
  42. Güzel Günler Göreceğiz
  43. Oslo, 31 Ağustos
  44. Kabuktaki Çatlaklar
  45. Barbara
  46. Gümüş Uçurum
  47. Ömer Beni Öldürmek
  48. Şeytanın Yüzü
  49. Kırışıklıklar
  50. Olduğun Gibi Gel
  51. Yarı Yolda 
  52. Altın Lale - Uluslararası Yarışma
Emek Sineması'nı çok özlüyorum. Şenlik, onsuz her gün daha öksüz...



6 Mart 2012 Salı

Dağ Filmleri Festivali Başlıyor

7. Dağ Filmleri Festivali 7 Mart Çarşamba (yani yarın) günü İstanbul'da başlıyor.  İstanbul'dan sonra festivalin,  İzmir ve Ankara ayağı da gerçekleşecek, belgesel, doğa sevdalıları tarafından her yıl özlemle beklenen festivalin bu yıl programı daha da muhteşem görünüyor.


Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen festival, tam bir gönüllük işi. "Maceraya Hazır Ol" temasıyla yola çıkan festival; 07 - 11 Mart 2012 tarihlerinde; doğa, keşif, macera ve belgesel, sinema tutkunlarıyla buluşmayı iple çekiyor. Her yıl olduğu gibi Dağ Filmleri Festivali'nde yine tüm gösterimler
ücretsiz. Fransız Kültür'de görüşmek üzere...