Cemal Reşit Rey Konser Salonu programında Jan Garbarek Group, Lura, İngiliz Oda Orkestrası ve Kremerata Baltica & Gidon Kremer konserlerine gidilecek.
Kings of Convenience 12 - 13 Nisan’da Babylon’da, müzikleriyle huzur bulunacak.
Salon'da Nisan ayında Nigel Kennedy Quintet ve Suzanne Vega var, şimdiden kumbara doldurulacak. :)
İstanbul Müzik Festivali Haziran'da, program belli ama çok üzüyor bilet fiyatlarıyla yine beni. En istenilen bir iki konsere gidilip, ense izlenilecek. İstanbul Caz Festivali programı da Mayıs başında belli olur, beller sıkılmalı, konserlerle ruhu doyurmalı.
Bu arada Bach Before After konserleri var ki, özellikle 28 Şubat tarihinde Sirkeci Garı'nda olan konsere koşulmalı. (Benim sanırım nefesim yetmeyecek, gidenler bana anlatsın.)
Hülasa, can çeken buraya yazılmamış konserler çokmuş, şimdilik liste buymuş. (Of daha bunun yaz konserleri de var!)
Konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Şubat 2012 Pazartesi
10 Kasım 2011 Perşembe
Haydi!
"Gitmek istediğin sergiler, yürümek istediğin yollar, dinlemek istediğin konserler var. Haydi kıçını kaldır!"
Geçen gün aynen böyle bir cümle kurdum kendime, sonra ne yaptım? Koydum kıçımı ve film üstüne film izledim. Bayram tatili neticesinde kaç film izledim bilmiyorum, yine sahneler karıştı birbirine. Neyse ki, son yıllarda hayatıma filmadami girdi de, izlediklerimi - izleyeceklerimi listeyebiliyorum. Konudan sapmayalım, havalardan mı, sigarayı bırakmaktan mı nedir, üzerimde fena bir uyuşukluk var. Uyuşukluk olarak adlandırdığım nitelik bazılarının hayatında sosyallik olarak da görülebilir, pek tabii kendi adıma konuşuyorum - yazıyorum. Kasım ayının kalan günleri için kendime burada yapılacaklar listesi not düşüyorum. Eksikler olmasın da, eklenilecekler kabülümdür der, harekete geçmeden önce uykuya dalarım.
Yapılacaklar Listesi
Geçen gün aynen böyle bir cümle kurdum kendime, sonra ne yaptım? Koydum kıçımı ve film üstüne film izledim. Bayram tatili neticesinde kaç film izledim bilmiyorum, yine sahneler karıştı birbirine. Neyse ki, son yıllarda hayatıma filmadami girdi de, izlediklerimi - izleyeceklerimi listeyebiliyorum. Konudan sapmayalım, havalardan mı, sigarayı bırakmaktan mı nedir, üzerimde fena bir uyuşukluk var. Uyuşukluk olarak adlandırdığım nitelik bazılarının hayatında sosyallik olarak da görülebilir, pek tabii kendi adıma konuşuyorum - yazıyorum. Kasım ayının kalan günleri için kendime burada yapılacaklar listesi not düşüyorum. Eksikler olmasın da, eklenilecekler kabülümdür der, harekete geçmeden önce uykuya dalarım.
Yapılacaklar Listesi
- Rumelihisarı'nda Perili Köşk -Yusuf Ziya Paşa Köşkü- artık müze, gidilecek.
- 18 Kasım'da Hindi Zahra canlı canlı dinlenilecek.
- SSM ve Pera Müzesi'ndeki yeni sergilere gidilecek.
- Arkeoloji Müzesi'ne aylar oldu uğramadım, gidip selam çakılacak.
- Özcan Alper ve Onur Ünlü'nün yeni filmleri vizyon tarihlerinde sinemada izlenilecek.
14 Temmuz 2011 Perşembe
Sing The Truth
Sing The Truth: 2008 yılında 15. İstanbul Caz Festivali'nde İstanbul'da da birincisi yapılan dünya çapında bir proje. O konserde Dee Dee Bridgewater, Stacey Kent, Raul Midon ve Sibel Köse, Nina Simone şarkıları şöylemişti. Yer: Sepetçiler Kasrı, tepede martılar...
Aslında projenin hikayesi 2004- 2005 yıllarına değin gidiyor ve hatta yukarıda ismi geçen benim asi hüzün kraliçem Nina Simone'nin ölümünden sonra şekilleniyor. Farklı müzikal renkleri, insan haklarını, kadın olmanın güçlüklerini seslendiren bir proje bir bakıma da.
Bu yıl 18. İstanbul Caz Festivali programı açıklandığında sanırım beni en çok heyecanlandıran konser, şimdi bahsedeceğim bu projenin ikinci ayağıydı. Sahnede sesleriyle Angelique Kidjo, Dianne Reeves ve Lizz Wright'in olacağını okuyunca heyecanlanmamak elde değildi. Miriam Makeba, Abbey Lincoln ve Odetta, Tracy Chapman ve Aretha Franklin şarkılarının izinde Afro-Amerikan kadın vokal kültürünü yaşatacaklardı.
12 Temmuz akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleşen bu üç harika kadının konserini kaçıranlar için gerçekten üzgünüm. Bu konserin iyi videolarını bulamadım lakin, bu proje turnede olduğundan burada söyledikleri şarkıların bir kısmını başka ülkelerdeki konserlerinden bularak bu yazıda az da olsa yaşatmaya çalışacağım bakalım. :)
Girişte tıpkı Montreal 'de olduğu gibi Hey Soul Sister ile başlayan konser, doğaçlamaların ardından Lizz Wright'in solosuyla devam etti.
Sonrasında harika bir diğer kadın Dianne Reeves. Bence onun içinde Aretna ve Nina saklı, bir o kadar da onlar kadar eğlenceli bir kadın. Lakin kimse eğlence konusunda sanırım Angelique Kidjo'nun eline su dökemez. O nasıl bir enerjidir, bitirim atom karınca! Sahnede dans ederken o nasıl bir enerji fışkırmasıdır. Afrika topraklarından Benin'den çıkan Angelique tüm seyircileri dans ettirmekle kalmadı, kalktı aramıza gelip bizlerle dans etti, kodaman amcaları bile yerlerinden kaldırdı.
Konserdeyken şunu düşündüm: Bu üç muhteşem ve doğal kadınla dans etmek, eğlenmek, şarkı söylemek ne keyifli olurdu. İnanın bir ara sahnede onlarla dans ettiğimi dahi düşündüm, tıpkı bizim kızlarla dans ettiğimiz gibi...
Dianne Reeves aldı mikrofonu eline, Endangered Species'i söyledi ya.
Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'da benden başka tüyleri diken diken olan ben yüzlerce kişiyi hissettim.
"...I am a woman I exist
I shake my fist but not my hips
My skin is dark my body is strong
I sign of rebirth no victim's song"
Bu üç harika kadın konser sırasında kendi hayatlarını anlattı bize. Hatta kendi hayatlarından sonra başka kadınların hayatlarından söz etti, başka kadınların hayatlarına da "kalpten" dokundu!
Tam da bu kadın hikayelerinden bahserken, tüm konser beklediğim Nina Simone'nun muhteşem şarkısı Four Women seslendirilmese de, buyrun aynı projenin başka bir ayağından bir video. Sözleri merak ediyorsanız, buraya yazmışım çok daha önce.
Şimdi final zamanı Mama Africa! Angelique Kidjo işte İstanbul'u tıpkı bu videoda olduğu gibi dans ettirip Mamma Africa'yı hep bir ağızdan söyletti.
Konserde de tıpkı dediği gibi: "Music is an impressive language, Music has no colour, has no boundaries, has no nationality..."
Müzik, etkileyici bir dildir, rengi yoktur, sınırları yoktur, milliyeti yoktur!
Aslında projenin hikayesi 2004- 2005 yıllarına değin gidiyor ve hatta yukarıda ismi geçen benim asi hüzün kraliçem Nina Simone'nin ölümünden sonra şekilleniyor. Farklı müzikal renkleri, insan haklarını, kadın olmanın güçlüklerini seslendiren bir proje bir bakıma da.
Bu yıl 18. İstanbul Caz Festivali programı açıklandığında sanırım beni en çok heyecanlandıran konser, şimdi bahsedeceğim bu projenin ikinci ayağıydı. Sahnede sesleriyle Angelique Kidjo, Dianne Reeves ve Lizz Wright'in olacağını okuyunca heyecanlanmamak elde değildi. Miriam Makeba, Abbey Lincoln ve Odetta, Tracy Chapman ve Aretha Franklin şarkılarının izinde Afro-Amerikan kadın vokal kültürünü yaşatacaklardı.
12 Temmuz akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleşen bu üç harika kadının konserini kaçıranlar için gerçekten üzgünüm. Bu konserin iyi videolarını bulamadım lakin, bu proje turnede olduğundan burada söyledikleri şarkıların bir kısmını başka ülkelerdeki konserlerinden bularak bu yazıda az da olsa yaşatmaya çalışacağım bakalım. :)
Girişte tıpkı Montreal 'de olduğu gibi Hey Soul Sister ile başlayan konser, doğaçlamaların ardından Lizz Wright'in solosuyla devam etti.
Sonrasında harika bir diğer kadın Dianne Reeves. Bence onun içinde Aretna ve Nina saklı, bir o kadar da onlar kadar eğlenceli bir kadın. Lakin kimse eğlence konusunda sanırım Angelique Kidjo'nun eline su dökemez. O nasıl bir enerjidir, bitirim atom karınca! Sahnede dans ederken o nasıl bir enerji fışkırmasıdır. Afrika topraklarından Benin'den çıkan Angelique tüm seyircileri dans ettirmekle kalmadı, kalktı aramıza gelip bizlerle dans etti, kodaman amcaları bile yerlerinden kaldırdı.
Konserdeyken şunu düşündüm: Bu üç muhteşem ve doğal kadınla dans etmek, eğlenmek, şarkı söylemek ne keyifli olurdu. İnanın bir ara sahnede onlarla dans ettiğimi dahi düşündüm, tıpkı bizim kızlarla dans ettiğimiz gibi...
Dianne Reeves aldı mikrofonu eline, Endangered Species'i söyledi ya.
Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'da benden başka tüyleri diken diken olan ben yüzlerce kişiyi hissettim.
"...I am a woman I exist
I shake my fist but not my hips
My skin is dark my body is strong
I sign of rebirth no victim's song"
Bu üç harika kadın konser sırasında kendi hayatlarını anlattı bize. Hatta kendi hayatlarından sonra başka kadınların hayatlarından söz etti, başka kadınların hayatlarına da "kalpten" dokundu!
Tam da bu kadın hikayelerinden bahserken, tüm konser beklediğim Nina Simone'nun muhteşem şarkısı Four Women seslendirilmese de, buyrun aynı projenin başka bir ayağından bir video. Sözleri merak ediyorsanız, buraya yazmışım çok daha önce.
Şimdi final zamanı Mama Africa! Angelique Kidjo işte İstanbul'u tıpkı bu videoda olduğu gibi dans ettirip Mamma Africa'yı hep bir ağızdan söyletti.
Konserde de tıpkı dediği gibi: "Music is an impressive language, Music has no colour, has no boundaries, has no nationality..."
Müzik, etkileyici bir dildir, rengi yoktur, sınırları yoktur, milliyeti yoktur!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

