Zaman, umut, sebat, azim, tutku...
"Zaman zaman geçer aklımdan
Bu kadar nedir zor olan
Biraz ansam mazide kalsam
Belkide zaman tutulsam
Birgün gelir birgün geçere
Birbiri ardından
Zaman gelir anlamazsın
Demlenir ağır yaran
Birgün gelir birgün geçere
Birbiri ardından
Zaman gelir anlamazsın
Demlenir ağır yaran
Sendemi yandın kaosun içinde
Herkesin derdi aynı bir biçimde
Rüyaya dalsam hiçmi hiç uyanmasam
Arınır mı ruhum olanlardan
Birgün gelir birgün geçere
Birbiri ardından
Zaman gelir anlamazsın
Demlenir ağır yaran
Birgün gelir birgün geçere
Birbiri ardından
Zaman gelir anlamazsın
Demlenir ağır yaran"
Caz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Caz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Mart 2012 Çarşamba
23 Aralık 2011 Cuma
1 Kasım 2011 Salı
Sodade
Akbank Caz Festivali kapsamında, 19 Ekim gecesi Portekizli müzisyen Carmen Souza'yı dinledim. Afro-Latin cazın yeni isimlerinden Souza, o gece Cesaria Evora'nın pek sevdiğim Sodade şarkısına yaptığı düzenleme ve kendine has yorumuyla, sanırım benim dimağımda şarkının tozunu aldı. Konserden beri, neredeyse her gün şarkıyı en azından bir kez dinliyorum, iyi mi yapıyorum bilmiyorum. Öyle ki, bugün dolmuşta şarkıyı dinlerken dalmışım dışarıya, epey akıtmışım gözyaşlarımı. Kıssadan hisse, tadımlık dinleyin siz.
Cesaria Evora & Elefteria Arvanitaki düeti
Cesaria Evora & Elefteria Arvanitaki düeti
14 Temmuz 2011 Perşembe
Sing The Truth
Sing The Truth: 2008 yılında 15. İstanbul Caz Festivali'nde İstanbul'da da birincisi yapılan dünya çapında bir proje. O konserde Dee Dee Bridgewater, Stacey Kent, Raul Midon ve Sibel Köse, Nina Simone şarkıları şöylemişti. Yer: Sepetçiler Kasrı, tepede martılar...
Aslında projenin hikayesi 2004- 2005 yıllarına değin gidiyor ve hatta yukarıda ismi geçen benim asi hüzün kraliçem Nina Simone'nin ölümünden sonra şekilleniyor. Farklı müzikal renkleri, insan haklarını, kadın olmanın güçlüklerini seslendiren bir proje bir bakıma da.
Bu yıl 18. İstanbul Caz Festivali programı açıklandığında sanırım beni en çok heyecanlandıran konser, şimdi bahsedeceğim bu projenin ikinci ayağıydı. Sahnede sesleriyle Angelique Kidjo, Dianne Reeves ve Lizz Wright'in olacağını okuyunca heyecanlanmamak elde değildi. Miriam Makeba, Abbey Lincoln ve Odetta, Tracy Chapman ve Aretha Franklin şarkılarının izinde Afro-Amerikan kadın vokal kültürünü yaşatacaklardı.
12 Temmuz akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleşen bu üç harika kadının konserini kaçıranlar için gerçekten üzgünüm. Bu konserin iyi videolarını bulamadım lakin, bu proje turnede olduğundan burada söyledikleri şarkıların bir kısmını başka ülkelerdeki konserlerinden bularak bu yazıda az da olsa yaşatmaya çalışacağım bakalım. :)
Girişte tıpkı Montreal 'de olduğu gibi Hey Soul Sister ile başlayan konser, doğaçlamaların ardından Lizz Wright'in solosuyla devam etti.
Sonrasında harika bir diğer kadın Dianne Reeves. Bence onun içinde Aretna ve Nina saklı, bir o kadar da onlar kadar eğlenceli bir kadın. Lakin kimse eğlence konusunda sanırım Angelique Kidjo'nun eline su dökemez. O nasıl bir enerjidir, bitirim atom karınca! Sahnede dans ederken o nasıl bir enerji fışkırmasıdır. Afrika topraklarından Benin'den çıkan Angelique tüm seyircileri dans ettirmekle kalmadı, kalktı aramıza gelip bizlerle dans etti, kodaman amcaları bile yerlerinden kaldırdı.
Konserdeyken şunu düşündüm: Bu üç muhteşem ve doğal kadınla dans etmek, eğlenmek, şarkı söylemek ne keyifli olurdu. İnanın bir ara sahnede onlarla dans ettiğimi dahi düşündüm, tıpkı bizim kızlarla dans ettiğimiz gibi...
Dianne Reeves aldı mikrofonu eline, Endangered Species'i söyledi ya.
Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'da benden başka tüyleri diken diken olan ben yüzlerce kişiyi hissettim.
"...I am a woman I exist
I shake my fist but not my hips
My skin is dark my body is strong
I sign of rebirth no victim's song"
Bu üç harika kadın konser sırasında kendi hayatlarını anlattı bize. Hatta kendi hayatlarından sonra başka kadınların hayatlarından söz etti, başka kadınların hayatlarına da "kalpten" dokundu!
Tam da bu kadın hikayelerinden bahserken, tüm konser beklediğim Nina Simone'nun muhteşem şarkısı Four Women seslendirilmese de, buyrun aynı projenin başka bir ayağından bir video. Sözleri merak ediyorsanız, buraya yazmışım çok daha önce.
Şimdi final zamanı Mama Africa! Angelique Kidjo işte İstanbul'u tıpkı bu videoda olduğu gibi dans ettirip Mamma Africa'yı hep bir ağızdan söyletti.
Konserde de tıpkı dediği gibi: "Music is an impressive language, Music has no colour, has no boundaries, has no nationality..."
Müzik, etkileyici bir dildir, rengi yoktur, sınırları yoktur, milliyeti yoktur!
Aslında projenin hikayesi 2004- 2005 yıllarına değin gidiyor ve hatta yukarıda ismi geçen benim asi hüzün kraliçem Nina Simone'nin ölümünden sonra şekilleniyor. Farklı müzikal renkleri, insan haklarını, kadın olmanın güçlüklerini seslendiren bir proje bir bakıma da.
Bu yıl 18. İstanbul Caz Festivali programı açıklandığında sanırım beni en çok heyecanlandıran konser, şimdi bahsedeceğim bu projenin ikinci ayağıydı. Sahnede sesleriyle Angelique Kidjo, Dianne Reeves ve Lizz Wright'in olacağını okuyunca heyecanlanmamak elde değildi. Miriam Makeba, Abbey Lincoln ve Odetta, Tracy Chapman ve Aretha Franklin şarkılarının izinde Afro-Amerikan kadın vokal kültürünü yaşatacaklardı.
12 Temmuz akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleşen bu üç harika kadının konserini kaçıranlar için gerçekten üzgünüm. Bu konserin iyi videolarını bulamadım lakin, bu proje turnede olduğundan burada söyledikleri şarkıların bir kısmını başka ülkelerdeki konserlerinden bularak bu yazıda az da olsa yaşatmaya çalışacağım bakalım. :)
Girişte tıpkı Montreal 'de olduğu gibi Hey Soul Sister ile başlayan konser, doğaçlamaların ardından Lizz Wright'in solosuyla devam etti.
Sonrasında harika bir diğer kadın Dianne Reeves. Bence onun içinde Aretna ve Nina saklı, bir o kadar da onlar kadar eğlenceli bir kadın. Lakin kimse eğlence konusunda sanırım Angelique Kidjo'nun eline su dökemez. O nasıl bir enerjidir, bitirim atom karınca! Sahnede dans ederken o nasıl bir enerji fışkırmasıdır. Afrika topraklarından Benin'den çıkan Angelique tüm seyircileri dans ettirmekle kalmadı, kalktı aramıza gelip bizlerle dans etti, kodaman amcaları bile yerlerinden kaldırdı.
Konserdeyken şunu düşündüm: Bu üç muhteşem ve doğal kadınla dans etmek, eğlenmek, şarkı söylemek ne keyifli olurdu. İnanın bir ara sahnede onlarla dans ettiğimi dahi düşündüm, tıpkı bizim kızlarla dans ettiğimiz gibi...
Dianne Reeves aldı mikrofonu eline, Endangered Species'i söyledi ya.
Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'da benden başka tüyleri diken diken olan ben yüzlerce kişiyi hissettim.
"...I am a woman I exist
I shake my fist but not my hips
My skin is dark my body is strong
I sign of rebirth no victim's song"
Bu üç harika kadın konser sırasında kendi hayatlarını anlattı bize. Hatta kendi hayatlarından sonra başka kadınların hayatlarından söz etti, başka kadınların hayatlarına da "kalpten" dokundu!
Tam da bu kadın hikayelerinden bahserken, tüm konser beklediğim Nina Simone'nun muhteşem şarkısı Four Women seslendirilmese de, buyrun aynı projenin başka bir ayağından bir video. Sözleri merak ediyorsanız, buraya yazmışım çok daha önce.
Şimdi final zamanı Mama Africa! Angelique Kidjo işte İstanbul'u tıpkı bu videoda olduğu gibi dans ettirip Mamma Africa'yı hep bir ağızdan söyletti.
Konserde de tıpkı dediği gibi: "Music is an impressive language, Music has no colour, has no boundaries, has no nationality..."
Müzik, etkileyici bir dildir, rengi yoktur, sınırları yoktur, milliyeti yoktur!
25 Haziran 2011 Cumartesi
Lila Downs
Yine bir pazar sabahı, yine ben müziklere dalmışım. Lila Downs'un geçen yıl İstanbul'daki konserine gitmiştim. Yalnız sinemaya gitmeyi, sergileri - müzeleri gezmeyi çok seven bendeniz bile yalnız konserleri dinlemeyi sevmiyorum. Hele de konser kapalı bir mekandaysa... Lila Downs'un konseri de Cemal Reşit Rey Konser Salonu'ndaydı. Çevremde konserine gidecek kadar seven olmayınca yalnız gitmiştim.
"Konser olsun, yanında olayım" diye müziğini sevmediği halde bunca zaman çok eşim dostum benimle konserlere iştirak etti. O kadar geriliyorum ki anlatamam, sanki zorla getirmişim ya da sahnedeki benim yaptığım müzik... Kısacası türlü kramplar çekiyorum bu zamanlarda. Son 2-3 yıldır kramp filan çekmiyorum, yalnız gidiyorum eğer o sanatçıyı seven eşim dostum yoksa. :)
Lila Downs konserinde de böyle olmuştu. CRR'in sıkıcı havası o gün de yeteri kadar hakimdi. Bir Lila Downs konseri o salonda olmamalıydı, hatta salonda olmamalıydı. Kadın, yerinde duramıyor, türlü aksesuarlarla tiyatral bir bir şov sunuyor, dans ediyor, seyirciyle harika bir bağ kuruyor. Seyirci de, CRR'in batan koltuklarında bir senfoni orkestrası dinler gibi onu dinliyor. Bir süre sonra böyle olmadı tabii. :) Bacaklar oturarak ritm tutmaktan sıkıldı, oturduğum sıradakiler de en az benim kadar dans etmeyi seviyordu ki, konserin yarısı artık ayaktaydı. Bu bile mutluluk vericiydi, sadece tek adım atabildiğim dans pistimde (!) kendimce müziğe tepkimi verip, keyiflenmiştim. Lila Downs'un da en az bizim kadar keyiflendiğine şüphem yok, kendisinin "şarkıların ruhlarını okumalısınız" sözünden öte, karşısında birbiri ardına şarkılarının ruhuna ayaklanan seyircileri görünce kim keyiflenmez ki?
Lila Downs'u, tam manasında Frida (2002) filminin müziklerinden tanıdım. Öncesinde bir kaç kez dinlemiştim ama oradaki şarkıları kadar beni peşinden sürüklememişti. Frida filminden, o muhteşem tangonun yapıldığı sahne. Şarkıyı seslendiren Lila Downs...
Sabah Lila Downs'u dinlerken sitesine baktım, konserlerine vs. Birde ne göreyim, Lila Ablam dün doğduğum adada, Yavruvatan'da açıkhava'da konser vermiş, orada olmayı istemedim dersem yalan olur. :) İşte bu haberi okuyunca geçen yıl verdiği konser geldi aklıma ve güne böyle giriş yapmış oldum.
2007 yılında şöyle tanımladığım bu harika sesli kadını dinleyin kıssadan hisse. Müzikli pazarlar...
"1968 doğumlu, minnesota üniversitesi'nde ses ve antropoloji eğitimi almış, oktav yelpazesi, gırtlağının yanı sıra şarkıları yorumlarken dramatik yeteniğini de konuşturan bir müzisyen; tutkulu bir kadın lila downs. zapotek, maya ve aztek yerlilerini araştırıyor, onların ezgilerini şarkılarına taşıyor, yani orta amerika uygarlıklarının arkaik izleriyle bu renkli coğrafyaya kendi ses ve yorumunu ekleyerek başka başka yolculuklara çıkarıyor. kah acıdan yakıyor, kah tekilayla sarhoş ediyor... "
"Konser olsun, yanında olayım" diye müziğini sevmediği halde bunca zaman çok eşim dostum benimle konserlere iştirak etti. O kadar geriliyorum ki anlatamam, sanki zorla getirmişim ya da sahnedeki benim yaptığım müzik... Kısacası türlü kramplar çekiyorum bu zamanlarda. Son 2-3 yıldır kramp filan çekmiyorum, yalnız gidiyorum eğer o sanatçıyı seven eşim dostum yoksa. :)
Lila Downs konserinde de böyle olmuştu. CRR'in sıkıcı havası o gün de yeteri kadar hakimdi. Bir Lila Downs konseri o salonda olmamalıydı, hatta salonda olmamalıydı. Kadın, yerinde duramıyor, türlü aksesuarlarla tiyatral bir bir şov sunuyor, dans ediyor, seyirciyle harika bir bağ kuruyor. Seyirci de, CRR'in batan koltuklarında bir senfoni orkestrası dinler gibi onu dinliyor. Bir süre sonra böyle olmadı tabii. :) Bacaklar oturarak ritm tutmaktan sıkıldı, oturduğum sıradakiler de en az benim kadar dans etmeyi seviyordu ki, konserin yarısı artık ayaktaydı. Bu bile mutluluk vericiydi, sadece tek adım atabildiğim dans pistimde (!) kendimce müziğe tepkimi verip, keyiflenmiştim. Lila Downs'un da en az bizim kadar keyiflendiğine şüphem yok, kendisinin "şarkıların ruhlarını okumalısınız" sözünden öte, karşısında birbiri ardına şarkılarının ruhuna ayaklanan seyircileri görünce kim keyiflenmez ki?
Lila Downs'u, tam manasında Frida (2002) filminin müziklerinden tanıdım. Öncesinde bir kaç kez dinlemiştim ama oradaki şarkıları kadar beni peşinden sürüklememişti. Frida filminden, o muhteşem tangonun yapıldığı sahne. Şarkıyı seslendiren Lila Downs...
Sabah Lila Downs'u dinlerken sitesine baktım, konserlerine vs. Birde ne göreyim, Lila Ablam dün doğduğum adada, Yavruvatan'da açıkhava'da konser vermiş, orada olmayı istemedim dersem yalan olur. :) İşte bu haberi okuyunca geçen yıl verdiği konser geldi aklıma ve güne böyle giriş yapmış oldum.
2007 yılında şöyle tanımladığım bu harika sesli kadını dinleyin kıssadan hisse. Müzikli pazarlar...
"1968 doğumlu, minnesota üniversitesi'nde ses ve antropoloji eğitimi almış, oktav yelpazesi, gırtlağının yanı sıra şarkıları yorumlarken dramatik yeteniğini de konuşturan bir müzisyen; tutkulu bir kadın lila downs. zapotek, maya ve aztek yerlilerini araştırıyor, onların ezgilerini şarkılarına taşıyor, yani orta amerika uygarlıklarının arkaik izleriyle bu renkli coğrafyaya kendi ses ve yorumunu ekleyerek başka başka yolculuklara çıkarıyor. kah acıdan yakıyor, kah tekilayla sarhoş ediyor... "
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


