Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2015 Çarşamba

İskender Giray: İstanbul şakaya gelmez, hazırlıksızsan yutuverir. Ruhunu hissederek yaşamak esas olmalı, aksi halde geriye şu an sadece beton yığını ve kaos kalır..

İlk kez  Moda Caddesi üzerindeki "Ağaca Ağıt" heykeliyle dikkatimi çekmişti.. Sonra yan sokağımdaki atölyesini keşfettim. Daha sonra da gazeteci Nuh Köklü anısına yaptığı heykeli..  

Sanatçının düşündürenini severim. İnsanları şaşırtmayı başarmaları, algılarını zorlamaları bei mutlu eder.


İskender Giray yaptığı sokak heykelleriyle bu misyonu taammüden yüklenmiş bir sanatçı. Demir ve metal borulara sözünü geçirebiliyor olması fizik mühendisi olmasından da kaynaklanıyordur belki ama İskender Giray'ın elinde can buldukları bir gerçek.


Ne zamandan beri heykel çalışıyorsunuz?
8 yıldır tam zamanlı olarak diyebiliriz... Öncesinde de tatile çamur götürüp, insanlar denize girerken, kaldığım bungalovun önünde tatil boyunca figür çalışmışlığım vardır veya bir bıçak, biraz ip ve sazlıklarla, yine insanlar suda oynarken tatilimi geçirmişliğim...


Heykellerinizin değişim ve gelişimini kendi gözünüzden değerlendirebilir misiniz?
Biraz zor bir soru bu. Mutlaka gelişiyorum, çalışan herkesin geliştiği gibi. Bu gelişim sırasında da mutlaka değişiyorumdur hem içsel hem de iş anlamında. Sürekli, yenisini denemek gibi doymaz bir istek var içimde. Tekrarlamaktan hoşlanmasam da malzemede ve teknikte, tekrarsız gelişim olmuyor. Tekrarı malzemede ve teknikte bırakmaya, sanatımdan uzak tutmaya gayret ediyorum. Hiç bir zaman tamam "ben oldum" diyemeyeceğim bir daldayım ki aslında öyle denebilecek bir hayat olmaması gerektiğine inanıyorum. "Yeterince geliştim" dendiği gün gelişmeyi bırakır zaten insan. Dolayısıyla, eksiklerime konsantre olmaya çalışıyorum. Bu bağlamda da gelişimimi gözlemlemeyi ve yorumlamayı, beni sevenlere (aileme, arkadaşlarıma) ve işlerimi takip edenlere bırakıyorum:). 



İlham kaynaklarınız ve malzeme kullanımınızdan bahseder misiniz?
Ben işin biraz karanlık tarafındayım. Anlatma arzum o yönde çalışıyor. Zaten çocukluğum dahil, biraz pesimistimdir. Çocukluk fotoğraflarımın büyük kısmında gülmüyorum, çok ciddi bir ifadem var.  Ama mutsuz bir çocukluk değildi benimki.. Ablam gülüyor mesela. Bu arada gülmeyi çok severim ve çok da gülerim. Sadece içgüdüsel olarak sonuçların üzerindeki menfi etkenleri saptamaya çalışıyorum.  Bu durum içime eleştiri isteğini de getiriyor. Bu isteği de iş yaparak doyuruyorum. İnişi yaşayıp çıkışı işimle sağlıyorum. Malzemeyi sadece işin duygusuna göre seçiyorum demek isterdim fakat işin bütçesine göre de değişiyor. Ama metal ağırlıklı çalıştığım kesin.  

Bu konuda daha önce böyle bir soruya verdiğim cevabı tekrarlayacağım.. Metaller ağır elementlerdir.  Yıldızlar kütle çekimiyle merkezlerine doğru kendilerini sıkıştırır. Çok sıkışıp içindeki küçük atomları birleştirerek daha büyük bir atom türetir. Bu şekilde enerji üretirler ve yine bir kısmını aynı sürecin tekrarı için kullanırlar. Bu zincir birleştiremeyeceği büyüklükte atomlar oluşuncaya kadar sürer. Güneş, dünyada bulunan ağır element yüzdesine ulaşamadan sönecek. Yani o demirler, bakırlar, altınlar, bizden çook önce güneşten çok daha büyük bir yıldızda oluştular… Çok yaşlılar, milyarlarca yıl yaşındalar… Bizden sonra da dönüşümde kalacaklar. Biz de içimizde bu elementleri barındırırız. Dolayısıyla biz de aynı dönüşümün daha kısa süreli uğrak noktalarıyız...  Onlar bizim temel parçalarımızdan, yani biziz… Dolayısıyla bizde duygu olarak da karşılıkları var…

Sokaklar heykellerinizle ne zamandan beri ve ilk nasıl tanıştı?
Sokağa ufak çaplı resim denemelerim oldu fakat "Ekmekçi Berkin'i Arıyor" sokağa bıraktığım ilk heykeldi. Kısaca içimdeki anlatma ve gördüğüm boşluğu, oraya zaten kafamda yerleştirdiğim işle buluşturma arzusuna yenik düşmem sonucu oldu. Yani bir çeşit evindeki duvarı, boş alanı süsleme güdüsüyle yapıyorum..  fakat genelde anlatma,  fikrimi söyleme gibi kaygılar barındırıyor. 

Sokak heykellerinize gelen tepkilerden bahseder misiniz?
Tabii ki toplumdaki çeşitlilik yorumlara da yansıyor, Bir kısım bu işi maddi çıkar olmadan yaptığıma inanmak istemiyor mesela:) Bir kısmı yobaz, bir kısmı küçümser, bir kısmı zaten saldırgan. Ama Kadıköy halkının geneli seviyor. Ben de bundan mutluluk duyuyorum tabii.

Günümüz sanatını 10 yıl öncesiyle karşılaştırdığımızda sizce hangi büyük değişimler yaşandı?
Gün geçtikce hızlanıyor bilgi akışı fakat 10 yıl önce geçmişe göre yeterince hızlıydı. Türkiye için konuşuyorsak, özgürlükler, sansürler ve baskılar anlamında hızlı bir kötüye gidiş var diye düşünüyorum... Eskiden de iyi değildi zaten ama giderek kötüleşiyor. Zihinler bu bilgi akışında açılacağına korkup kapanıyor. Hala heykelin anlamından bağımsız, hayvanların cinsel organları, kadın heykellerin göğüsleri konuşuluyor. Heykelin hassas bir parçası varsa ertesi gün yok oluyor, kırılıyor. bütün bunlara rağmen dayanan heykellerin de bir kısmı otoriteler tarafından kişisel zevkler doğrultusunda yıkılmadıysa, orada duruyor. Ama i,ş kapalı kapılar ardında galerilerde bir sektör olarak akmaya devam ediyor. Onların da tabii mahalle tarafından basılma, bıçaklanma veya ideolojisi yüzünden tutuklanma ihtimali ayrı. Böyle bir ortamda hayatta kalmaya ve özgür düşünüp eleştirmeye çalışıyor sanatçı. Genç sanatçılarda en büyük değişim direnmeyi öğrenmek oldu diye düşünüyorum... 

Fakat sorunuz daha genel bir soru sanırım. yine bu bilgi akışında inanılmaz bir tüketim doğuyor. Eserleri canlı izlemek yerini hepimizin bildiği gibi sanal ortamda izlemeye bıraktı. Artık heykeller, resimler önümüze tek tek de gelmiyor. 15'li 20'li gruplar halinde bakıp paylaşıp bırakıyoruz. Bu hız üretime de yansıyor. Dolayısıyla işler hızlı yapılıyor. Zaman artık çok daha pahalı. Disiplinlerden, akımlardan bahsetmek zor, her şey birbirine geçmiş durumda. Tarih müthiş eserlerle dolu. artık bizim nesillerimiz güzel melezler çıkarmaya uğraşıyor bence...



Beğendiğiniz, etkilendiğiniz, takip ettiğiniz sanatçılar kimlerdir?
Gehard Demetz, Patricia Piccinini, Thea Jansen sevdiğim heykeltraşlardan, takip etmeye de çalışıyorum. Fakat şunu da söylemeliyim ki iyi bir sanat izleyicisi veya takipçisi değilim. Çoğu zaman çalışırım ve sergileri de bu süreçte kaçırırım. 

Sanat ve sanatçı tarifinizi alabilir miyim?
En basit şekliyle, sanat, üretimin veya performansın sonucunda karşı tarafta duygusal anlamda bir iniş çıkış yaratabilmeli, sanatçı da bu işi dürüstçe ve safca kendi iniş çıkışlarından sağladığı devinimle yapmalı. Yani özetle bence sanat duygusal iletişim işidir. Çıplak, maskesiz yapılanı makbuldür.

Mutluluk ve sanatı nasıl ilişkilendirebilirsiniz?
İngilizce "What is bad for your heart is good for your art" diye bir söz var. benim tarafımdan bakınca tam da budur:) Kaldı ki çok mutluysam zaten çalışmak istemem, mutluluğu yaşamak isterim. Zaten" çok mutlu olmak" bir farklı bilinç halidir ve etkisi geçicidir. Bu etkiye ulaşmak için bu işi yapıyorum. Yani zaten çalışmak benim için bir mutluluk arayışı. Ama işimde konu olarak mutluluk kavramı üzerinden pek gitmiyorum. Eleştirel işler yapmaktan hoşlanıyorum. Bakan kişide mutluluk yaratmak tabii ki beni mutlu eder o ayrı:)

İstanbul'u 5 duyunuzla tanımlamanızı rica etsem...
İstanbul birçok büyük sanatçı tarafından anlatılmış. Şiirlere konu olmuş. İçinde taşıdığı ruhu faketmemek imkansız! Bunca güzel tasvirin arasında ne desem yavan kalır. Tutkularımdan biri oldu çok küçük yaşımdan beri. Küçükken büyüklüğü korkuturdu. Biraz da korkmak lazım.. Şakaya da gelmez, hazırlıksızsan yutuverir. Ruhunu hissederek yaşamak esas olmalı aksi halde geriye şu an sadece beton yığını ve kaos kalır. Ben yaka değiştirirken vapur tercih ederim. Yollardan sahili. 

Beşiktaş Çarşı'da, Kadıköy Rıhtım'da rakı içmek lazım tabii. Kışın soğukta, vapurun kıçında çay sigara yaparken puslu havada martı izlemek. İstanbulda olduğum için şanslı hissettiren anlardan... ama betona gömmeye devam ediyoruz. korumuyoruz. yok ediyoruz. şehrimizi siliyoruz. Gelişmişlik AVM sanıyoruz. Her boşluğu her yeşili yok ediyoruz! Tek kaygısı para olan bir topluma dönüşüyoruz... 

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
Bir cumhuriyet saati projem var ama anlatması biraz zor. Bir prototip yapmayı planlıyorum. Dev bir saat kulesi. Tamamen mekanik fakat klasik değil. Üzerinde belli açılardan nefes alıp veren insan figürünün belireceği kinetik (hareketli)  bir heykel. Açık mekanik parçaların topluma, toplumdaki vandalların da heykele zarar vermemesi için bir kulenin üzerinde durması gerekiyor. İlanından bu yana geçen zamanı sayacak bir saat. 

Ayrıca tüm apartmanların çatısını, güneş panelleriyle kaplayıp, tüm kaldırımları ve yolları, hem kinetik enerjiyi hem de güneş enerjisini elektiriğe çeviren yol kaplamasıyla döşeyerek %100 yeşil enerjiyle yaşayan ilk şehir yapmak gibi bir çılgın projem var ama herhalde izin çıkmaz:)

25 Haziran 2014 Çarşamba

Bak Küçüğüm, Eskiden Burada Bir İstiklal Caddesi vardı...


Başlıkta yazdığım gibi anlatacağız gelecektekilere hatta şimdiki çocuklara da...

Bir İstiklal Caddesi vardı, bir Beyoğlu vardı küçüğüm. Biz orada sanat yapar, kültürlenirdik. Yazarları görür, kitapçılarda kendimizi kaybederdik küçüğüm, kitabevleri şimdi etrafta gördüklerin gibi yazarkasa mantığında değildi, tıpkı insanların mantığı gibi...

 Bilmezsin sen ama burada bir sinema vardı, dünyalar güzeliydi küçüğüm. Adı: "Emek" idi, en güzel filmlerimi orada izlemiş, sinemaya bu sokakta aşık olmuştum, hoş yanımda erkekler de oluyordu ama ona duyduğum sevgimin onlara duyduğum sevgiden daha az olduğunun farkında değildiler. O salon öyle muazzamdı ki, arkeolojide öğrendiğim bezeme stillerini orada görür sevinirdim.

Bu sokakta küçüğüm bir de Han Büfe vardı, festival sonrası hızlıca tost yenir, limonata içilirdi. Yanına bir bakardın, beyazperdeden hayran olduğun yaşını almış oyuncu da seninle beraber orada nefsini köreltiyor, afiyetleşirdiniz karşılıklı. Öyle mağrur, öyle kıymetli zamanlardı...

Daha neler neler küçüğüm, şu kadın heykelleri var ya, onlara Karyatid denir. Karyatid, insanın taşıyıcı olduğu genelde kadın vücutlu sütundur, buradaki gerçek, yani sonradan yapılma değil. Ama bak şimdi ne halde! Biliyor musun, bunlardan Yunanistan'da Akropolis - Erektheion Tapınağı'nda da var, ama onlar pamuklara sarıyorlar bu kültür mirasını...

Bizim ülkemizde küçüğüm tek önem verilen miras: PARA'dır. Kültür, tarih, doğa mirası bu topraklara kaşıntı yapar, o kaşıntı öyle bir huzursuz eder ki, kolu keseriz, bacağı keseriz. Bir gün de unutturma sana "Gezi Direnişi"ni anlatayım! Yok canım, gezmekle ilgili değil, ağaçlarla, insan gibi yaşamakla ilgili bir direniş. Gülme yahu, o zamanlar ağaçlar vardı tabii, ben ağaç görmüş insanım!

Ohoo.. Karyatid'den nerelere geldik. İşte bu karyatidli kapıdan da başka bir sinemaya gidilirdi, asıl sana onu anlatacaktım. Burası da Alkazar Sineması idi, sanırım rahmetli Onat Kutlar kurmuştu, onun kim olduğunu bu toprakların sinemasına yaptığı katkıları da anlatmak isterim sana ama, bir tarafım acır hep onun ölümü gelir aklıma..

Ne diyordum küçüğüm, bu sokaklarda bizlerden önce yaşayanlar muazzam mimari eserler bırakmışlardı. Estetik duyguları yüksek insanların yaşadığı bu topraklarda, nice opera binası nice tiyatro sahnesi vardı ki, bunların bir çoğuna ben bile yetişemedim. Ondan sana ancak okuduklarımı anlatabilirim.

Hani şu meydandaki "atıl" durumdaki büyük demir bina var ya, işte o polislerin merkezi olmadan, sanat yapan insanlar buradan "atılmadan" önce burası İstanbul'da kültür sanatın mabediydi. Biliyor musun senin yaşlarında ilk annem getirirdi beni buraya, ne müzikaller izlemiş, ne operalar dinlemiş, ne tiyatro oyunlarında hayran hayran salonu en son ben terk etmiştim. Sonra büyüdüm, bu sanat mabedinde çalışır oldum, Cyrano de Bergerac'da kılıç salladım, Nazım'ın Kuva-i Milliye'sinde memleketimin insanı oldum, toplama kampında Yahudi olarak öldüm, danslar ettim neler neler.
Ah küçüğüm, eskide kaldı o zamanlar, şimdi nerede salon? Olanlarda da dostlar çorbayı kaynatmaya çalışıyor..

Bir de küçüğüm buralarda hoş, incelikli, becerikli, yaratıcı esnaf ve zanaatkarlar vardı. İnci Pastanesi olsun, Filibeli Eczanesi olsun... Türlü türlü ihtiyacı karşılayan güler yüzlü, işini bilen insanlar işletirdi buraları da. Onlar da kaybolup gitti be küçüğüm. En son Rebul Eczanesi direniyordu ki, onun da acı haberi geldi. Evet, evet eczane, ama ne eczane; aslında geçmişin bizlerle bağı... Ama ne oldu, bu oteller oldu, bu zevksiz AVM'ler yerlerine geldi, sonra ne oldu? Şehre bir şeyler oldu; küstü bize martılar, küstü bize ağaçlar, küstü bize balıklar...

Asıl inanamazsın, ben taa lisedeyken bu İstiklal Caddesi'nde ağaçlar vardı küçüğüm, caddede yürürken ağacın yaprağı tenime değerdi, içim bir hoş olurdu.

Bak yine gözüme toz kaçtı küçüğüm...

Photo by yassino

20 Şubat 2012 Pazartesi

‎"Gerekli olmayan" kültür ve tabiat varlıkları satılabilirmiş!

Arkaik, gereksiz binalar, "istasyonlar", eski eski ve "işlevsiz" durunca "otel" olmayınca; bir ... para etmeyen yerler değil mi? Tıpkı sunaklar, lahitler gibi gereksiz taş yığınları gibi, bizden olmayan eski ucube şeyler gibi...

"Gerekli olmayan" nasıl bir terminolojidir? Özel müzeleri kesinlikle destekliyorum ben de, ama bu o değil. Bu Osmanlı'nın vakti zamanında hediye ettiği hatta barter yaptığı eserleri anımsatıyor bana ve tabii ki "Antikacı" adı altındaki hırsızları...


Korunması Gerekli Taşınır Kültür Ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmelik’in 19 Ocak 2012 tarihinde değişen 10. maddesinin 4 ve 5. bentlerinde müzelere alınması “gerekli olmayan” kültür ve tabiat varlıklarının DEVLETÇE özel müze ve/veya koleksiyonerlere satılabileceğini söylemektedir.

Kültür ve tabiat varlıkları bütün insanlığın ortak mirasıdır. Bunların devlet eliyle satılması kabul edilemez birçok hataya neden olacaktır. Bu değişikliğin iptal edilmesini, devlet eliyle konunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının satılmamasını talep ediyoruz.

Lütfen buradan imzanızla destek olun.

Aşağıdaki bölüm Resmi Gazete’den alıntıdır.

Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmelik – Tasnif ve tescile tabi olup müzelere alınmasına gerek görülmeyen kültür ve tabiat varlıkları ile etütlük nitelikli kültür ve tabiat varlıkları

MADDE 10 –(Değişik 19/01/2012 tarih, 28178 Sayılı R.G)

(4) Müzeye getirilen ve bir yıl içinde sahiplerince geri alınmayan varlıklar müzelerde korunabilir, durumlarına uygun olarak kayıt altına alınabilir veya usulüne uygun olarak Devletçe satılabilir.

(5) Değerlendirme komisyonu tarafından müzeye alınmasına gerek duyulmayan tescile tabi taşınır kültür ve tabiat varlıkları, envanter bilgileri çıkartılarak müze emanetinde alıkonulur. Bu şekilde değerlendirilen taşınır kültür ve tabiat varlıkları ile komisyon tarafından etütlük eser olarak tasnif edilen ve müzeye alınmasına gerek görülmeyen taşınır varlıkların Bakanlık denetimindeki özel müze veya koleksiyoncuların envanterlerine kaydedilmek üzere satışına izin verilir. Bir yıl içerisinde özel müzelere veya koleksiyonculara devri gerçekleşmeyen bu taşınır kültür ve tabiat varlıkları durumlarına uygun olarak müzelerde kayıt altına alınır.