Ayasofya efsaneleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayasofya efsaneleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2011 Çarşamba

AYASOFYA EFSANELERİ 2




Ayasofya Efsaneleri

 Ayasofya ile ilgili efsaneleri daha önce bu başlıkta yazmıştım fakat orada bazı efsaneleri ssöyleyerek geçmiştim şimdi o efsaneleri anlatarak Ayasofya'nın gizemli tarihine ışık tutalım. 
 Yıllarca her kesimden insanın ilgisini çeken Ayasofya ile o kadar çok efsane var ki, yapının her bir taşını ete kemiğe büründürmüştür. Ayasofya'nın yapılışına uzanalım.
 Ayasofya yapılma sebebi olarak Hristiyanlığın mezhepler arasındaki çatışması, Roma'ya rakip olunması gibi nedenler tarih kitaplarında yazmaktadır. Peki ya yazmayanlar! Sözlü tarih ne diyor bu asırlık ibadet yeri hakkında?



Ayasofya
 Rivayet o ki: İmparator Justinianos, putperestleri kırdığı gün yaşananlardan ötürü çok huzursuz olur. Bu sıkıntılar içinde bir gece rüyasında; aksakallı, nurani bir ihtiyar güzel bir atın üzerinde sarayın çatısı üzerinde gezmektedir. Justinianos bu durumu hayretler içerisinde seyrederken pir önüne gelir ve selam verir. İmparator selamı alır ve "Neden buradasın" diye sorar. Pir, "Sana hayırlı bir iş için rehberlik yapmaya geldim" cevabını verir. İmparator, "Buyur senin dediğini canıma minnet bilirim" der. Pir, "Küfürde inat eden putperestleri kırmakta iyi yaptın: ama bu hayrı onların mabetlerini yıkarak tamamlamalısın. Onun yerine tüm dünyada meşhur olacak yüce bir ibadethane yap ki İsa Peygamber'in dini diğer dinlere galip gelebilsin". der. Justinianos o an uykudan uyanır, etrafına bakar ki, ne Pir var ne başka bir şey! Fakat pirin sözü ruhuna işler. Bu ilhamın tanrı tarafından verildiğini düşünerek sevinir. O an "Tanrı ömür verirse bu rüyayı gerçekleştireceğim" der. Sabahleyin devlet erkanını toplar ve rüyasını anlatarak ettiği yemini söyler. Onlarda fikri beğenerek uygun bulurlar. Böylece yapımı tanrısal bir ilhamın sebep olduğu söylenir. 



Ayasofya
 Bir başka rivayet ise İstanbul'un fethi sırasında anlatılır. Fatih İstanbul'u fetih ettikten sonra Ayasofya'da namaz kılmak ister o ara Ayasofya rahiplerinden biri saklandığı yerden çıkar ve Müslüman olmak istediğini söyler. Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olan rahip; Hz. Süleyman'dan kalan bir mabedin Ayasofya'da nerede olduğunu gösterir. Fatih burada namaz kılar. Rahip ayrıca kutsal hazinenin yerini gösterir ve bu hazine buradan taşınarak boğazda yapılan bir kasra taşınmıştır. 
 Son olarak Ayasofya'ya giderseniz kapı kısmındaki iki deliğe ve ağlayan mermere bakmanızı öneririm. Kapıdaki deliklerin sebebi rivayet o ki: Justinianos'un güzeller güzeli karısı Thedora öldükten sonra yılanlar tarafından yenilmekten çok korkar. Kendine kurşundan bir lahit yaptırır yılanlardan korunmak için. Ölünce Ayasofya'nın önüne gömülen Thedora'nın korkusu gerçek olur ve iki yılan lahiti delerek Thedora'nın cansız bedenini yer. Ağlayan mermer ise yaz kış nem yapan bir mermer. Birgün o mermerin de hikayesini anlatacağım... 


 Ayasofya efsaneleri 3'ü yakında kaleme alacağım.


Ayasofya Efsanleri 1

13 Temmuz 2011 Çarşamba

AYASOFYA EFSANELERİ



 Ayasofya ile ilgili o kadar çok rivayet var ki ama benim aklımda sadece birkaçı Ayasofya'yı her gördüğümde bir film şeridi gibi gözümün önünden kayar gider. Bunlardan birincisi Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde anlattığı diğeri ise Ayasofya'nın yapılışı sırasında mimar ile kral arasındaki hikaye. Tabi İmparator Constantinus'un rüyası ve sonra Ayasofya'yı inşa ettirmesi de unutulmamalıdır. Ayrıca daha önce yazmış olduğum Fatih'in Ayasofya'da kıldırdığı İlk cuma namazı da İslam aleminde kulaktan kulağa yayılan bir rivayettir.
  İlk olarak Evliya Çelebi'nin renkli dünyasına uzanalım onun anlattıklarını Ferhat Aslan kaleminden aktaralım.
 Peygamberlerin sonuncusu Muhammed Mustafa'nın alemleri aydınlattığı gece İstanbul'da Ayasofya kubbesinin kıble tarafından yarısı yıkılmış. Mimarlar yıkılan bu kubbeyi pek çok defalar yapmışler ama tamiri asla mümkün olmamış. En sonunda Hz. Hızır yaşlı bir şeyh suretinde bütün rahiplere görünmüş:  "Eğer Ayasofya'nın kubbesini tamir edelim derseniz, şimdi zuhur eden ahir zaman peygamberi Hz. Muhammed'e varın , O'nun ağzının suyundan su alıp zemzem suyu ile karıştırın, sonra kubbeyi tamir edin. Yoksa bu kubbeyi başka türlü tamir edemezsiniz" demiş ve ortadan kaybolmuş.
 Rahipler bu yaşlı kişinin Hızır Alyhisselam olduğunu anlamışlar. Hemen üç yüz patrik ve rahip İstanbul'dan yola koyularak Şam'a, oradan Bostra'ya oradan da Mekke'ye varmışlar. Mekke'de Ebu Talib'e varıp isteklerini arz etmişler: "Ey Muhammed, sen dünyaya geldiğin  gece bizim Konstantiniyye'de Ayasofya adlı bir kilisemizin kubbesi yıkıldı. Birkaç kere yaptık temel tutmadı . Mübarek ağzın suyundan bu mücevher hokka içine biraz koy, kirece karıştırıp ibadethanemizi tamir edelim, ola ki yıkılan kubbe yerinde dura" diye rica etmişler.
 Derhal ricaları kabul edilip Hz. Risalet hokkanın içine mübarek ağzının suyundan bırakmış. O an "Bu ibadathanenin kubbesi bununla ayakta dursun, bu güzel şehir ümmetimin olsun olsun" diye dua etmiş.
 Sonra ruhbanlar bu mubarek ağız suyu ile sevinip hokka içine zemzem suyu doldurup, yetmiş deve yükü Mekke toprağından yükleyip ve yetmiş deve yükü de zemzem suyundan tulumlara ağzına kadar doldurup hızla İstanbul'a gelmişler.
 Allah'ın emriyle hemen Ayasofya'nın yıkılan kubbesini tamire başlayıp kireç ile ağız suyunu, yetmiş deve yükü zemzem suyunu ve Mekke toprağını karıştırarak yaptıkları harçla kubbeyi tamir etmişler.
 Diğer bir efsane ise Ayasofya'nın mimarı ile alakalıdır.
 İnsanların anlattıklarına göre çok asırlar önce yaşayan İmparator Constantinus üstün yetenekli ve keskin zekalı usta bir mimarını Frankenland (Bavyera eyaleti bölgesi) Ayasofya'yı, inşa etmesi için getirilir. 
 Ayasofya'yı inşa etmek için öncelikle toprak, kırk orta parmak dirsek arası uzunluğu kadar, yeraltı suyuna ulaşıncaya dek kazılır. Sonra dayanıklı bir temel atılır ki, yapı sağlam inşa edilebilsin. Temel duvarları toprak hizasına ulaşınca içindeki boş alana mermer sütunlar yerleştirilip, üstleri de kubbelerle kapatılır. Günümüzde dahi suyla dolu olan bu boşlukta ufak kayıklarla gezilebilir. 
 Hiçbir emek esirgenmeden ustalıkla dört duvar, yapılacak olan büyük kubbeye kadar yükseltilir. Bu sırada başmimar bir gece gizlice Frankenland'a kaçar. Her yerde aranır ama bulunamaz. Nereye gittiğini kimse bilmez.
 Sonunda İmparator Constantinus ülkedeki bütün mimarları çağırtır ve onlara yapıyı tamamlamalarını emreder. Hiç kimse yapıya dokunmaya cesaret edemez.
 Böylece inşaat on yıl tamamlanmamış haliyle durur. İmparator Constantinus bu duruma üzülür ve dünyanın dört bir yanına haberci gönderir. Bu sırada mimar ansızın ortaya çıkar. Kendisi Roma'ya gitmiş ve orada Ayasofya mimarisinde başka bir yapıya başlamış kubbeye kadar inşa ettikten sonra oradan da kaçıp İstanbul'a gelmiştir. İstanbul'da yakalanan mimar Kral karşısına çıkartılır.İmparator mimarı görünce sinirlenir ve " Seni anlamak zor, sen başladığın yapıların sonunu getirmiyorsun. Neden benim paramı bu kadar ziyan ettin?" diye çıkışır. Bunun üzüerine mimar "Ben gizlice kaçmasaydım, beni rahat bırakmazdın ve kubbeyi hemen acele inşa etmemi emrederdin.Sonra da yapı uzun ömürlü olmazdı ve kısa sürede yıkılırdı. Senin ve benim bütün emeklerimiz ve çalışmalarımız boşa çıkardı. Bu yüzden kaçtım. Eğer benim sözlerime inanmak istemezsen benimle gel, sana ispatlıyayım" der. Gerçekten de yapı ağrlığından dolayı beş dirsek ve orta parmak arası boyu yere batmıştır.
 O zaman İmparator Constantinus o keskin zekalı, usta mimarına onur elbisesi giydirir ve onu hediyelere boğar ve mimar kubbeyi inşa etmeye başlar.